KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

SOMUT OLAYIN KOŞULLARI İLE DAVA KONUSU TAŞIMA SÖZLEŞMESİNİN KENDİNE ÖZGÜ NİTELİĞİ GEREĞİ GÖNDEREN DAVACININ YÜKLEMEYE NEZARET YÖNÜNDEN MÜTERAFİK KUSURUNDAN SÖZ EDİLEMEZ.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2023/11-502
Karar No       : 2025/320

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
TARİHİ                          : 19.10.2022
SAYISI                          : 2022/1635 E., 2022/1344 K. 
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 28.04.2022 tarihli ve 2020/1615 Esas,
                                        2022/3580 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davacı Ç. Enerji San. ve Tic. A.Ş'nin bir kısım talebinin feragat nedeniyle reddine, temlik alan davacı E. Sigorta A.Ş'nin talebinin kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı İ. İth. İhr. Tic. ve Nak. A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davacı Ç. Enerji San. ve Tic. A.Ş'nin bir kısım talebinin feragat nedeniyle reddine, temlik alan davacı E. Sigorta A.Ş'nin talebinin davalı İ. İth. İhr. Tic. ve Nak. A.Ş. yönünden kabulüne, davalı Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi yönünden kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne verildikten ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek temyiz eden temyiz eden taraf vekillerinin duruşma istemlerinin reddine karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili; müvekkili Ç. Enerji San. ve Tic. A.Ş. (Ç. A.Ş.) ile davalılardan İ. İth. İhr. Tic. ve Nak. A.Ş. (İ. A.Ş.) arasında 01.10.2013 tarihli taşıma sözleşmesi akdedildiğini ve Türkmenistan’daki bir projede kullanılacak olan gaz türbini emtiasının Macaristan’dan Türkmenistan’a taşıma işinin anahtar teslimi şeklinde üstlenildiğini, davalı Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketinin (A. Sigorta Şti.) ise taşımayı üstlenen şirketin sorumluluk sigortacısı olduğunu, ayrıca taşınan yük için müvekkili tarafından taşıma risklerine karşı davalı (temlik alan davacı) E. Sigorta A.Ş. (E. A.Ş.) ile nakliyat sigorta poliçesi tanzim edildiğini, Macaristan’dan Türkmenistan’a deniz yoluyla taşınan ve Türkmenistan'da limandan karayolu taşıtına yüklenen gaz türbininin bu aşamada taşıt üzerinden düşerek hasarlandığını, emtiada oluşan hasarın 2.450.916 USD olarak tespit edildiğini ileri sürerek 2.450.916 USD hasar bedelinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 04.02.2016 tarihli dilekçesinde, davalı E. A.Ş'den dava konusu alacağın 2.000.000 USD'lik kısmının tahsil edildiğini, tahsil edilen kısım yönünden alacağı E. A.Ş’ye temlik ettiklerini, temlik edilen kısım için kendi yerine davacı olarak E. A.Ş’nin geçtiğini belirtmiş ve bakiye 450.916 USD yönünden ise tüm davalılar hakkındaki davadan feragat ettiğini beyan etmiştir. Böylece, dava dilekçesinde davalı olarak yer alan E. A.Ş. temlik aldığı kısım için davacı konumuna gelmiştir.

II. CEVAP

1. Davalı İ. A.Ş. vekili; dava konusu taşıma nedeniyle müvekkili şirkete atfı kabil bir kusur bulunmadığını, açık araçla taşıma yapıldığından müvekkilinin hasardan sorumlu olmayacağını, öte yandan müvekkilinin sorumluluğunun sınırlı olması gerektiğini, sınırlı sorumluluk miktarını aşan talebin herhâlde reddi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

2. Davalı A. Sigorta Şti. vekili; müvekkili tarafından dava konusu taşımayı üstlenen davalı şirketin sorumluluk risklerinin sigorta güvencesi altına alındığını, davalı taşıyıcı ile davacı arasında yasal sorumluluğu genişleten sözleşme hükümlerinin müvekkilini bağlamayacağını, bu nedenle sorumluluk sigortacısı olan müvekkilinin azami 48.100 kg x 8,33 SDR = 400.673 SDR ile sınırlı sorumlu tutulabileceğini, yüklemede davacının talimatlarının etkisi olup olmadığının ve buna göre müterafik kusur bulunup bulunmadığının incelenmesi gerektiğini, öte yandan poliçede 20.000 USD muafiyet şartı olduğunu, zarar sabit olmadığı için temerrütten söz edilemeyeceği ve talep edilen faizin fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.10.2017 tarihli ve 2014/1642 Esas, 2017/825 Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşımanın uluslararası karma (multimodal) taşıma olduğu, bu tür taşımalara ilişkin uluslararası sözleşme bulunmadığı, dolayısıyla somut uyuşmazlığa 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerektiği, bu kapsamda TTK’nın 903. maddesinde yapılan atıf gereğince aynı Kanun'un 863/1 maddesi gözetildiğinde hasar sebebi kazanın yükün taşıttan düşmesi şeklinde meydana geldiği, meydana gelen zarardan TTK’nın 875. maddesi gereğince davalı taşıyıcının sorumlu olduğu, somut olayda ağır kusur bulunmadığı, davalı taşıyıcının toplam 88 parçalık 537.496,81 kg yükün taşınmasını üstlendiği, hasar yükün bir kısmında meydana gelmiş olsa da hasarlı parçanın toplam yük ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği, dolayısıyla sınırlı sorumluluğun gerçek zarardan yüksek olması nedeniyle davalıların gerçek zarardan sorumlu oldukları gerekçesiyle davacı Ç. A.Ş 'nin 450.916 USD'lik talebinin feragat nedeniyle reddine, temlik alan davacı E. A.Ş'nin talebinin kabulü ile 2.000.000 USD alacağın ödeme tarihlerinden itibaren 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesi gereğince yürütülecek faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı İ. A.Ş. vekili ve davalı A. Sigorta Şti. vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 25.12.2019 tarihli ve 2018/423 Esas, 2019/1672 Karar sayılı kararı ile; dava konusu uluslararası multimodel taşımaya ilişkin uluslararası sözleşme bulunmadığı gibi Karayolu ve Milletlerarası Mal Nakliyatı Mukavelesi ile İlgili Anlaşma’nın (CMR) kapsamında da olmadığı, dolayısıyla somut uyuşmazlığa CMR hükümlerinin değil TTK hükümlerinin uygulanması gerektiği, davalı taşıyan ile davacı gönderen arasındaki taşıma sözleşmesinin 8.3 maddesinde taşıyanın sorumluluğunun ağırlaştırıldığı, bu durumun TTK’nın 882. maddesi gereğince mümkün olduğu ve davalı taşıyanın zararın tamamından sorumlu olacağı, ancak kanuni sorumluluğu genişleten mutad dışı anlaşmaların sorumluluk sigortacısını bağlamayacağı, buna göre davalı A. Sigorta Şti. yönünden sınırlı sorumluluğun uygulanması gerektiği, taşıma ve hasara konu emtianın ağırlığının 48.100 kg olduğu konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı gibi gerek taşıma belgelerinde gerekse olay sonrası düzenlenen ekspertiz raporlarında taşımaya konu emtianın ağırlığının 48.100 kg olduğunun belirtildiği, davalı A. Sigorta Şti’nin sigorta sorumluluk üst limitinin 48.100x8.33x1.54063= 617.288,44 USD ile sınırlı olması gerekirken tüm zarardan sorumlu tutulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, öte yandan somut olayda gönderenin müterafik kusurunun bulunmadığı, zira sözleşme gereğince yüklemenin taşıyana ait olduğu, özenli bir şekilde yükleme sorumluluğunun üstlenildiği, kara taşımasının deniz taşımasını takiben yabancı bir ülkede yapıldığı, esasen o aşamada göndericinin hazır bulunmasının veya yüke nezaret etmesinin mümkün olmadığı, muafiyet tutarının öncelikle toplam zarardan düşülebileceği, sorumluluk limitinden düşülemeyeceği, gerçek zarar miktarı dikkate alındığında, sorumluluk limitinden ayrıca indirim yapılamayacağı gerekçesiyle davalı İ. A.Ş. vekilinin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmediğinden anılan davalının istinaf başvurusunun reddine; davalı A. Sigorta Şti. vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak, davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmasına, davacı Ç. A.Ş. tarafından açılan davada feragat edilen 450.916 USD'ye ilişkin davanın tüm davalılar yönünden feragat nedeniyle reddine, temlik alan davacı E. A.Ş'nin davasının davalı İ. A.Ş. yönünden kabulüne, davalı A. Sigorta Şti. yönünden kısmen kabulüne, bu doğrultuda davalı A. Sigorta Şti'nin sorumluluğunun 617.288,84 USD ve bu tutarın temerrüt faizleri ile sınırlı olmak kaydıyla, 2.000.000 USD alacağın ödeme tarihlerinde itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi gereğince hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte bu davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile temlik alan davacıya verilmesine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde temlik alan davacı E. A.Ş. vekili, davalı İ. A.Ş. vekili ve davalı A. Sigorta Şti. vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.

2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;

"... 1) İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.

2) Dava, değişik araçlarla yapılan (multimodal) uluslararası taşıma sırasında meydana gelen kaza sebebiyle emtiada oluşan hasar bedelinin davalı taşıyıcı, taşıyıcının sorumluluk sigortacısı ve nakliyat sigortacısından rücuen tahsili istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince ve Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince Türk Ticaret Kanunu’nun kara taşımasına ilişkin hükümlerinin uygulanacağı tespiti ile yazılı gerekçelerle hüküm tesis edilmiş ise de; değişik araçlarla taşımaya ilişkin TTK 902. maddesi “Bu Kitabın Birinci ve İkinci Kısım hükümleri, aşağıdaki şartların tamamının bir arada varlığı hâlinde, değişik tür araçlar ile taşıma sözleşmelerine de uygulanır:

Eşyanın taşınması bütünlük gösteren bir taşıma sözleşmesine dayanıyorsa, bu sözleşme bağlamında taşıma değişik türde araçlarla yapılacaksa, taraflar, her bir türdeki araç için ayrı sözleşme yapmış olsalardı, söz konusu sözleşmelerin en az ikisi farklı hükümlere bağlı tutulacak idiyse, aşağıdaki hükümlerle, uygulanması gerekli milletlerarası sözleşmelerde aksi yolda bir düzenleme yoksa.” hükmünü haiz olup, (d) bendinde belirtildiği ve madde gerekçesinde de açıklandığı üzere, somut uyuşmazlıkta uygulanması gereken milletlerarası sözleşme yoksa TTK’nın 850 ve devamı maddeleri uygulanır. Kural böyle olmakla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin taraf olduğu CMR Konvansiyonu’nun 2. maddesinde aksine hüküm bulunmaktadır. Anılan maddede “Mal yüklü taşıt, 14 üncü madde hükümlerinin uygulandığı haller dışında yolun bir kısmında deniz, demiryolu, nehir, kanal veya havayoluyla yük boşaltılmadan taşındığı hallerde bu Sözleşme taşımanın tümü için uygulanır. Ancak diğer taşıtlarla yapılan taşımalarda ortaya çıkan kayıp, hasar veya gecikmelerin, karayolu taşımacısının bir fiil veya ihmalinden doğmayıp yüklerin diğer taşıtlarda taşınması sırasında ve nedeniyle oluşabileceği kanıtlanır ise, Karayolu taşıyıcısının sorumluluğu bu Sözleşmeye göre, eğer söz konusu diğer taşıtlar ile yükün taşınması için yasal koşullara uygun olarak o taşıt taşıyıcısı ile gönderen arasında bir mukavele yapılmış sayılır ve o mukavele konulması gelenekleşmiş hükümlere göre tayin edilir. Ancak, konulmuş bu gibi koşulların bulunmaması hallerinde, karayolu taşıyıcısının sorumluluğu bu Sözleşmeye göre tayin edilir. Eğer, karayolu taşımacısı diğer taşıtlar ile de taşıma yapıyor ise, sorumluluğu bu maddenin 1 inci paragrafına göre tayin edilir. Ancak bu durumda, karayolu ve diğer taşıtlar ile taşıma yapan kimse, iki ayrı kişi gibi işlem görür.” düzenlemesi yer almaktadır.

Diğer taraftan TTK’nın 903. maddesinde “Zıyaa, hasara veya teslimdeki gecikmeye yol açan olayın, taşımanın hangi kısmında meydana geldiği belli ise, taşıyıcının sorumluluğu, bu Kitabın Birinci ve İkinci Kısım hükümlerinin yerine, taşımanın bu kısmı için ayrı bir taşıma sözleşmesi yapılmış olsaydı, o sözleşmenin bağlı olacağı hükümlere göre belirlenir. Zıyaa, hasara veya teslimdeki gecikmeye yol açan olayın taşımanın hangi kısmında meydana geldiğine ilişkin ispat yükü, bunu iddia eden tarafa aittir.” hükmü yer almaktadır.

Somut uyuşmazlıkta, İstanbul’dan Türkmenbaşı Limanı’na kadar deniz yolu ile taşınan emtia, Limanda tıra yüklenmiş olup, tır Tükmenabat Şantiyesi’ne gitmekte iken meydana gelen kaza sebebiyle hasarlanmıştır. Hasarın meydana geldiği taşıma kesimi karayolu kısmı olup, bu husus uyuşmazlık konusu değildir. Hal böyle olunca CMR hükümlerinin uygulanması suretiyle davanın çözümüne gidilmesi gerekirken, aksi düşünce ile TTK hükümleri uygulanarak uyuşmazlığın halli isabetli olmamıştır.

CMR’nin 41. maddesinde “Madde 40 hükümleri saklı kalmak koşuluyla bu Sözleşmenin hükümlerini doğrudan doğruya veya dolayısıyla ihlal eden her türlü koşul hükümsüzdür. Böyle bir koşulun hükümsüzlüğü, mukavelenin diğer hükümlerinin hükümsüzlüğünü gerektirmez. Özellikle, taşımacının lehinde sigorta tazminatı veya diğer herhangi benzer madde veya kanıtlama zorunluluğunu değiştiren herhangi bir madde geçersiz ve hükümsüzdür” düzenlemesi yer almaktadır. Nitekim Dairemizin 30.05.2005 tarih 2004/5772 - 2005/5610 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere taşımada tarafların borçlarının sözleşme ile ağırlaştırılamayacağı ilkesi mevcut olup, taraflar arasındaki taşıma sözleşmesinin 8. maddesinde yer alan “….Ç. Enerji’nin uğrayacağı zararlar Nakliyeci tarafından tam olarak tazmin edilecektir.” düzenlemesi ise, belirtilen ilkenin aksine taşıyıcının sorumluluğunu ağırlaştırmaktadır. Bir başka deyişle, taşıyıcının tam zarardan sorumlu tutulması CMR’nin anılan hükmü gereğince geçersizdir. Zira, sınırlı sorumluluğu ortadan kaldıran bu sözleşme hükmünün geçerli olabilmesi için CMR madde 23/6, 24 ve 26. madde hükümleri gereğince ek bir ücretin kararlaştırılması gerekmekte olup, somut olayda böyle bir durum bulunmamaktadır. Bu itibarla, sözleşme hükmü nazara alınarak tam tazmine gidilmesi doğru olmamıştır.

Kural olarak multımodal taşımalarda tek taşıyıcının tüm taşıma aşamalarını üstlenmesi durumunda, başka araçlara yükleme yapan taşıyıcı gönderen konumundadır. Ancak somut olayda “Ağır İndirme İncelemesi Raporu”ndan anlaşıldığı üzere, yükün gemiden tıra yüklenmesi sırasında gönderen yüklemeye nezaret etmiştir. Hasar tır devrilmeden, sürücünün yaptığı manevra üzerine yükün tırdan savrulmasıyla oluştuğuna göre, yükün sabitlenmesinin yetersiz olduğu kabul edilmeli ve sabitlemenin gönderene ait olduğu bu durumda, gönderenin müterafik kusurunun bulunup bulunmadığının irdelenmesi ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi doğru olmamıştır.

Yükün hasarlanan kısmının (13.093 kg) sistemin bütünlüğüne ve değerine müspet ya da menfi bir etkisinin olmadığı uzman bilirkişilerce saptanmış olmasına rağmen, Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince bu teknik değerlendirmeye itibar edilmesi, değerlendirmenin yeterli görülmemesi halinde ise yeni bir heyetten rapor alınması yoluna gidilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile yük ağırlığı 48.100 kg olarak alınmak suretiyle hesaplama yapılması da doğru olmamıştır.

Yukarıda açıklanan sebeplerle hükmün davalılar yararına bozulması gerekmiştir.

3) Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyizinin, davalı A. Sigorta A.Ş vekilinin muafiyet ve vekalet ücretine yönelik temyizinin bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeye ilâveten; multimodal bir taşımanın CMR hükümlerine tâbi olabilmesi için CMR’nin 2. maddesi gereğince taşımaya konu emtianın araca yüklenmiş vaziyette gemiye binmiş olması ve yükün araçtan hiç indirilmeden (yük araç üzerindeyken araçla birlikte) gemide taşınmış olması gerektiği, oysa dava konusu taşımanın konteyner taşıması olduğu ve dolayısıyla CMR kapsamında olmasının mümkün olmadığı, somut uyuşmazlığa TTK hükümlerinin uygulanacağı, gönderen ile taşıyan arasında yapılan sözleşmenin 2. maddesinin (a) ve (b) bentleri gereğince her aşamada yüklemenin davalı taşıyana ait olduğu ve ayrıca davalının güvenli bir şekilde yükleme yapması gerektiği, sözleşmenin bu açık hükümlerine göre Türkmenistan'daki limanda konteyner içindeki emtianın kara taşıma aracına yüklenmesi işinin davalı taşıyanın sorumluluğunda olduğu, dolayısıyla gönderenin müterafik kusurundan söz edilemeyeceği, öte yandan davalı A. Sigorta Şti’nin savunmasında hasara konu emtia ağırlığını 48.100 kg olarak beyan ettiği ve sınırlı sorumluluğun buna göre belirlenmesini istediği, başka bir deyişle davalının kendi beyanının kendisi için bağlayıcı olduğu, ayrıca taşıma belgelerine göre yük ağırlığının 48.100 kg olduğu hâlde bu ağırlık yerine, havayoluyla yapılan başka bir taşımaya konu ikame türbin ağırlığı olan 13.093 kg’nin esas alınmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde temlik alan davacı E. A.Ş. vekili, davalı İ. A.Ş. vekili ve davalı A. Sigorta Şti. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

1. Temlik alan davacı E. Sigorta A.Ş. vekili; A. Sigorta'nın sınırlı sorumlu olduğuna yönelik kararın hukuka aykırı olduğunu, ayrıca mahkemenin sınırlı sorumluluk hesaplaması ile ilgili kararının hukuka ve içtihatlara uygun olmadığını, somut olayda sınırlı sorumluluk hesaplamasında uygulanacak maddenin TTK’nın 882/2-a maddesi olduğunu, öte yandan mahkemenin vekâlet ücretini karar tarihindeki kur üzerinden hesaplanması gerekirken dava tarihindeki kur üzerinden hesaplamasının doğru olmadığını ileri sürerek direnme kararının bozulması talep etmiştir.

2. Davalı İ. A.Ş. vekili; dava konusu taşıma işleminin multimodal bir taşıma işi olduğunu, taşıma işinin istinaf mahkemesi tarafından hatalı şekilde yorumlanarak hukuka aykırı bir karar verildiğini, dava konusu uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralı CMR konvansiyonu olduğunu, uyuşmazlık kapsamında meydana gelmiş gerçek hasar ile müvekkilinden talep edilen hasar bedeli arasında fahiş fark bulunduğunu, müvekkilinin sıfır tribün bedeli ödemeye mahkum edilerek hakkaniyet aykırı şekilde tazminat yükü altına sokulduğunu ileri sürerek direnme kararının bozulması talep etmiştir.

3. Davalı A. Sigorta Şti. vekili; davacının zararın meydana gelmesindeki kusuru ve gerçek zarar miktarının davanın hiçbir aşamasında irdelenmediğini, zira yükleme ve sabitleme işlemlerinin bizzat davacı tarafından atanan uzmanların kontrol ve nezaretinde gerçekleştirildiğini, yükleme ve sabitlemeye ilişkin sorumluluğun sadece sözleşmede belirtildiği şekilde müvekkil şirket sigortalısına ait olduğu yönündeki tespitlerin hatalı olduğunu, davaya konu hasarın bizzat davacının talimatıyla gerçekleşen yükleme ve sabitleme kusuru sonucu meydana geldiğini, zarar miktarı yönünden dosyada hiçbir uygunluk denetimi yapılmadığını, müvekkili şirketin taşınan emtianın uğradığı gerçek zarar tutarını aşan ve davacının sigortalısının işinin garanti şartlarını sağlamak gibi dolaylı zarar niteliğinde değerlendirilebilecek talepleri karşılama yükümlülüğünün bulunmadığını, ayrıca poliçede belirlenen tenzili muafiyet tutarının müvekkil şirket bakımından hesaplanan tutardan indirilmemesi hukuka aykırı olduğunu, öte yandan ilâmda ret ve feragat yönünden vekâlet ücretinin hatalı hesaplandığını ileri sürerek direnme kararının bozulması talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık;

(1) Dava konusu uluslararası multimodel taşımaya ilişkin olarak CMR hükümlerinin mi yoksa TTK hükümlerinin mi uygulanacağı ve buradan varılacak sonuca göre gönderen ile davalı taşıyan arasında düzenlenen sözleşmede yer alan taşıyanın sorumluluğunu ağırlaştıran düzenlemenin geçerli olup olmadığı,

(2) Gönderen ile davalı taşıyan arasında düzenlenen sözleşme gözetildiğinde dava konusu taşımada gönderenin müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı,

(3) Dava konusu taşıma belgelerinde taşınan yük ağırlığının 48.100 kg olarak belirtilmesi, hasardan sonra ikame türbin ağırlığının ise 13.098 kg olarak tespit edilmesi karşısında sınırlı sorumluluk miktarının hesaplanmasında hangi ağırlığın esas alınması gerektiği noktalarında toplanmaktadır.

1. İlgili Hukuk

1. 6102 sayılı TTK'nın 902 ve 903. maddeleri,

2. CMR'nin 1, 2, 23, 24, 25, 26 ve 41. maddeleri.

2. Değerlendirme

a) Birinci Uyuşmazlık Yönünden

1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.

2. Öncelikle belirtilmelidir ki; hem mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6762 sayılı TTK) hem de yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK hükümleri 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) anlamında içinde yabancılık unsuru bulunmayan hâllerde uygulanacaktır. Buna karşılık, yabancılık unsuru bulunan uyuşmazlıklarda ise öncelikle Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümleri doğrudan tatbik edilecek; ayrıca MÖHUK hükümlerine göre tarafların yapmış oldukları hukuk seçimleri de dikkate alınacaktır.

3. Bir taşıma sözleşmesinde gönderici, eşyanın farklı ortamlarda ve araçlarla taşınmasına ilişkin olarak değişik taşımacılarla taşıma ilişkisine girebileceği gibi tek bir taşıyıcı ile tüm bu farklı ortamlarda gerçekleşecek taşımaları kapsayan tek bir sözleşme ilişkisi içerisinde de girebilir. Bu tür bir taşıma "multimodal-çoklu taşıma" olarak da adlandırılmakta olup normal taşıma sözleşmesinden farklı olarak bu tür taşımalarda eşyanın birden fazla ve farklı tür ulaştırma ortamında taşınması, tek bir taşıyıcı tarafından tek bir sözleşme ilişkisi dahilinde üstlenilmektedir (Hakan Karan, CMR Şerhi, Ankara 2011, s. 86, 87).

4. Bu tür taşımalara ilişkin olarak 6102 sayılı TTK'nın 902. maddesinde "Değişik Tür Araçlar ile Taşıma" başlığı altında ayrı bir düzenleme mevcuttur. Anılan düzenlemeye göre taşıma hukukuna dair Kanun'daki düzenlemeler, eşyanın taşımasının bütünlük gösteren bir taşıma sözleşmesine dayanması, taşımanın değişik türde araçlarla yapılması, tarafların her bir türdeki araç için ayrı sözleşme yapmış olsalardı bu sözleşmelerin en az ikisinin farklı hükümlere tâbi olmasının söz konusu olması hâlinde ve devam eden hükümler ile uygulanması gerekli uluslararası sözleşmelerde aksi yolda bir düzenlemenin mevcut olmaması hâlinde multimodal taşımalara da uygulanacaktır. Öte yandan bahse konu maddenin (d) bendinde de işaret edildiği üzere multimodal taşımaya ilişkin uluslararası sözleşmelerde aksi yönde bir düzenlemenin mevcudiyeti hâlinde aksi yönde düzenleme içeren uluslararası sözleşme hükümlerinin göz önüne alınması gerekir.

5. Bu anlamda ülkemizin de 02.12.1994 tarihli ve 94/6322 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile katıldığı 04.01.1995 tarihli ve 22161 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan CMR hükümlerinde multimodal taşımaya dair aksi yönde bir düzenleme mevcut olup CMR'nin 2. maddesi;

 "1. Mal yüklü taşıt, 14 üncü madde hükümlerinin uygulandığı haller dışında yolun bir kısmında deniz, demiryolu, nehir, kanal veya havayoluyla yük boşaltılmadan taşındığı hallerinde de bu anlaşma taşımanın tümü için uygulanır. Ancak diğer taşıtlarla yapılan taşımalarda ortaya çıkan kayıp, hasar veya gecikmelerin, karayolu taşımacısının bir fiil veya ihmalinden doğmayıp yüklerin diğer taşıtlarda taşınması sırasında ve nedeniyle oluşabileceği kanıtlanır ise, Karayolu taşıyıcısının sorumluluğu bu anlaşmaya göre, eğer sözkonusu diğer taşıtlar ile yükün taşınması için yasal koşullara uygun olarak o taşıt taşıyıcısı ile gönderen arasında bir sözleşme yapılmış sayılır ve o sözleşmeye konulması gelenekleşmiş hükümlere göre tayin edilir. Ancak, konulmuş bu gibi koşulların bulunmaması hallerinde, karayolu taşıyıcısının sorumluluğu bu anlaşmaya göre tayin edilir.

2. Eğer, karayolu taşımacısı diğer taşıtlar ile de taşıma yapıyor ise, sorumluluğu bu maddenin 1 inci paragrafına göre tayin edilir. Ancak bu durumda, karayolu ve diğer taşıtlar ile taşıma yapan kimse, iki ayn kişi gibi işlem görür." hükmünü haizdir. Buna göre multimodal nitelikli taşımalarda da maddede belirlenen koşullar dahilinde taşımanın tümüne CMR hükümlerinin uygulanması mümkündür.

6. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 903. maddesine göre zıyaa, hasara veya teslimdeki gecikmeye yol açan olayın, taşımanın hangi kısmında meydana geldiğinin belli olması hâlinde taşıyıcının sorumluluğu, taşımanın bu kısmı için ayrı bir taşıma sözleşmesi yapılmış olsaydı o sözleşmenin bağlı olacağı hükümlere göre belirlenir. Zıyaa, hasara veya teslimdeki gecikmeye yol açan olayın taşımanın hangi kısmında meydana geldiğine ilişkin ispat yükü bunu iddia eden tarafa aittir. Bu kapsamda multimodel taşımada hasarın gerçekleştiği aşamanın belirli olması, buna dair uyuşmazlıklarda nazara alınması gerekli olan ulusal yahut uluslararası düzenlemelerin tayininde önem arz edecektir.

7. Eldeki uyuşmazlık kapsamında uygulanacak hükümlerin tayininde önem arz eden husus; dava konusu taşıma sözleşmesinde taşıyanın sorumluluğunu ağırlaştıran hükümlerin geçerliliğine ilişkindir. Zira 6102 sayılı TTK'da taşıyan kural olarak, 882. madde kapsamında zıyaa ve hasara dair sorumluluğu sınırlıdır. Kural bu olmakla birlikte taşıma ilişkisinin taraflarının yapacakları sözleşmelerde, bu sorumluluğu ağırlaştıran hükümlerin tayini mümkün olup böyle bir anlaşmanın geçersizliğine dair 6102 sayılı TTK'da emredici bir düzenleme yer almamaktadır.

8. Öte yandan CMR'nin uygulanması sırasında da taşınan yükün zıyaa ve hasarında taşıyıcının sorumluluğu kural olarak sınırlı ise de, 6102 sayılı TTK'dan farklı olarak, anılan Sözleşmenin 41. maddesi gereğince; CMR'nin "...hükümlerini doğrudan doğruya veya dolayısıyla ihlal eden her türlü koşul hükümsüzdür. Böyle bir koşulun hükümsüzlüğü, anlaşmanın diğer hükümlerinin hükümsüzlüğünü gerektirmez. 2. Özellikle, taşıyıcının lehinde sigorta tazminatı veya diğer herhangi benzer madde veya kanıtlama zorunluluğunu değiştiren herhangi bir madde geçersiz ve hükümsüzdür."

 Buradan hareketle CMR hükümleri kapsamında taşıyıcının sınırlı sorumluluğunu ortadan kaldıran sözleşme hükümlerinin geçerliliği, yine CMR'nin 23/5 maddesinde işaret edilen 24 ve 26. maddeleri gereğince belirlenecek ücretin tayini ile mümkün olup böyle beyan ve ücret ödemesi kararlaştırılmaksızın salt taşımacının sorumluluğunu ağırlaştıran sözleşme hükümleri, CMR'nin 41. maddesi gereğince geçersiz olacaktır.

9. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında akdedilen 01.10.2013 tarihli taşıma sözleşmesi kapsamında birden çok farklı taşıma araçları ile farklı ortamlarda taşınan emtianın deniz taşıması sonrasında Türkmenistan'daki Türkmenbashi limanından kara taşıma aracına yüklendiği, aracın (tırın) Türkmenabat şantiyesine taşınırken kaza sebebiyle hasara uğradığı, bu kapsamda dava konusu tazminat istemine dayanak olan hasarın, taşımanın kara yoluyla yapılan kesiminde meydana geldiği açıktır.

10. Dava konusu taşıma sözleşmesi, yabancılık unsuru içeren uluslararası multimodal bir taşıma sözleşmesi niteliğini haizdir. Bu taşıma sırasında yükteki hasarın, kara yolu ile taşıma sırasında gerçekleşmiş olması da göz önüne alındığında; multimodal taşımalarda 6102 sayılı TTK'nın uygulama koşullarını tayin eden 902. maddesinin (d) bendinde belirtilen uluslararası sözleşmelerin uygulanmasına dair istisna somut olayda mevcut olup ile anılan istisna ile yapılan bu yollamadan hareketle ve CMR'nin 2. maddesi gereğince dava konusu multimodal taşıma kapsamında taraflar arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın CMR hükümleri uygulanması suretiyle çözümlenmesi gerekir.

11. Bu itibarla, dava konusu taşımada taşıyıcının sorumluluğunu ağırlaştıran sözleşme maddelerinin geçerliliği hakkında CMR hükümleri çerçevesinde bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Bu kapsamda dava konusu 01.10.2013 tarihli taşıma sözleşmesinin 8. maddesinde yer alan "...Ç. Enerji’nin uğrayacağı zararlar Nakliyeci tarafından tam olarak tazmin edilecektir..." şeklindeki hükmün davalı taşıyıcının sorumluluğunu ağırlaştırdığı, bu anlamda taşıyıcının sınırlı sorumluluğunu yine onun aleyhine ortadan kaldıran bir niteliği haiz olduğu açıktır. Bununla birlikte CMR hükümleri dairesinde davalı taşıyıcının sınırlı sorumluluğunu taşıyıcı aleyhine ağırlaştıran hükümlerin geçerliliği, yine CMR'nin 23/5 maddesiyle işaret edilen 24 ve 26. maddeleri kapsamında yapılması gereken bir beyan ile tayin olacak ek ücretin kararlaştırılmasına bağlıdır.

12. Uyuşmazlığa konu taşıma ilişkisinde, CMR'nin 23/5 maddesiyle işaret edilen 24 ve 26. maddeleri kapsamında bir beyan yapılıp ek bir ücretin kararlaştırıldığı yahut ödendiğine dair bir durum mevcut değildir. Dolayısıyla dava konusu 01.10.2013 tarihli taşıma sözleşmesinde yer alan ve davalı taşıyıcının sorumluluğunu, sınırlı sorumluluk ilkelerine aykırı şekilde ağırlaştıran 8. maddede yer alan ilgili sözleşme hükümleri, CMR'nin 41. maddesi gereğince geçersizdir. Bu sebeple Bölge Adliye Mahkemesince, taşıyıcının sorumluluğunu CMR hükümlerine aykırı şekilde ağırlaştıran sözleşme hükmü nazara alınarak davalı taşıyıcı yönünden zararın tamamına hükmedilmesi doğru olmamıştır.

13. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; CMR'nin 2. maddesinde belirtilen koşulların dava konusu taşıma ilişkisinde mevcut olmadığı, dolayısıyla somut olayda CMR hükümlerinin uygulanma imkânının bulunmadığı, bu sebeple uygulama alanı bulan 6102 sayılı TTK uyarınca davalı taşıyıcının sorumluluğunu ağırlaştıran hükümlerin geçerli olduğu, dolayısıyla direnme kararının bu yönüyle uygun olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

14. Hâl böyle olunca, direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır.

b) İkinci Uyuşmazlık Yönünden

1. Multimodal taşıma ilişkisi, birden fazla ve farklı tür ortamlarda gerçekleştirilecek taşımaların tamamına ilişkin olarak yapılan tek bir taşıma sözleşmesi ile gerçekleştirilmesidir. Bu anlamda taşıyıcı, taşımanın gerçekleşeceği tüm aşamalara ilişkin olarak sorumluluk altında olup onun gözetim ve sorumluluğu altında taşıma gerçekleştirilir.

2. Bu anlamda multimodal bir taşıma sözleşmesinde taşıyıcı, tek bir ortamda gerçekleştirilecek taşıma sözleşmesinden farklı olarak bir kısım yükümlülükler yüklenmiş ve bu yükümlülükler asli edime bağlı yükümlülükler hâlini almıştır. Bu yükümlülükler kapsamına; yükün farklı taşıma ortamlarına aktarımı sırasında bir araçtan başka bir araca yüklenmesi, gerekli durumlarda saklama, gümrük işlemleri ile ithalat-ihracat işlemleri sebebiyle yapılması gerekli kontroller ve bu kapsamda yapılması gereken organizasyon şeklindeki yükümlülükler olabileceği gibi taşımanın gerçekleşeceği farklı türdeki ortamlar ve taşıma araçlarına göre ortaya çıkabilecek yükümlülüklerin tür ve nitelikleri de değişebilmektedir. Bu anlamda her bir somut olaya ve yapılan multimodal taşıma sözleşmesinin niteliğine uygun düşecek ölçüde değerlendirme yapılması yerinde olacaktır.

3. Bu itibarla multimodal taşımanın başlangıcında, yükün taşıyıcıya teslimi sonrasında kural olarak, diğer aşamalarda yükü başka araçlara yükleyen taşıyıcı gönderen konumunda olacaktır. Bu durum multimodal taşıma ilişkisinin kendine özgü niteliğinden kaynaklanmakta olup taşımanın farklı ortamlarda gerçekleştirilecek her aşamasının başında, asıl gönderenin yükün farklı araçlara yüklenmesini nezaret etmesi beklenemeyeceği gibi bu tür bir yükümlülük, multimodal taşımanın niteliği gereği olağan duruma uygun makul bir beklenti olarak kabul edilemez. Dolayısıyla yükün taşıyıcı tarafından teslim alınmasından itibaren gönderilene teslimine kadar farklı taşıma araçlarına yüklenmesinde gönderen konumunda olan taşıyıcı, durumun gereklerinden aksi anlaşılmadıkça gönderen olarak sorumluluk altında olacaktır.

4. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu 01.10.2013 tarihli taşıma sözleşmesine göre davalı taşıyan, değişik araçlarla emtiayı Macaristan'da teslim alarak Türkmenistan'da yapılmakta olan proje sahasına taşıma işini üstlendiği, anılan sözleşmenin 2. maddesinin (a) ve (b) bentlerine göre taşımanın her aşamasında yükü sorunsuz olarak yükleme ödevinin taşıyan üzerinde olduğu, uyuşmazlığa konu hasarın yükün Türkmenbashi Limanında gemiden kara taşıtına (tır) yüklenmesi sonrasında gerçekleştiği anlaşılmaktadır.

5. Belirtilen sözleşme hükümlerine göre emtianın konteyner içinde Türkmenbashi Limanında kara yolu taşıtına güvenli ve taşımaya uygun şekilde yüklenmesine dair sorumluluk davalı taşıyan üzerindedir. Yapılan taşımanın kendine özgü niteliği ve buna dair sözleşme hükümleri gereğince; gönderenin yükün limanda gemiden kara yolu taşıtına yüklenmesine nezaret etme yükümlülüğü bulunmadığı gibi somut olayın özelliğine göre hâlin gereklerinden, bu kabulden ayrılmayı gerektirecek ve gönderenin yüklemeye nezaret etmesi gerektiğine dair aksi durumun kabulüne imkân sağlayacak bir durum da söz konusu değildir.

6. Her ne kadar Özel Dairece, "Ağır İndirme İncelemesi Raporu"nda emtianın limanda gemiden kara yolu taşıtına (tıra) yüklenmesi sırasında gönderenin yüklemeye nezaret ettiği, hasarın yükün araçtan savrulması sonrasında meydana geldiği sabit olduğundan yükün sabitlemesinin yetersiz olduğu kabul edilerek gönderenin müterafik kusurunun değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş ise de; bahse konu raporda gönderen olarak davalı taşıyıcının mı yoksa başka bir kimsenin mi yüklemeye nezaret ettiğine dair bir belirlilik olmadığı gibi aynı raporun bizatihi dava konusu hasarlanan emtianın yüklenmesine ilişkin olarak düzenlendiğine dair bir açıklık da somut olayda mevcut değildir. Bu anlamda gönderenin yükün gemiden tıra yüklenmesi sırasında hazır olup olmadığı yahut hazır olduğu kabul edilse dahi diğer emtialardan farklı olarak anılan "Ağır İndirme İncelemesi Raporu"nun bizzat hasara uğrayan emtianın yüklenmesine mahsus düzenlendiğine dair somut bir ispat dosya kapsamında yer almamaktadır. Zira davalı A. Sigorta Şti. tarafından hazırlanan 08.09.2014 tarihli ön ekspertiz raporuna göre de; yükün tır üzerine sabitleme işleminin sigortalının (davalı taşıyıcının) elemanları tarafından gerçekleştirildiği belirtilmektedir.

7. Buradan hareketle; 01.10.2013 tarihli sözleşme gereğince emtianın Türkmenbashi Limanında gemiden, kazayı yapan tıra yüklenmesinde ve sabitlenmesinde sorumluluk, multimodal taşımanın niteliği gereği davalı taşıyanın üzerindedir. Dolayısıyla gönderen davacının, anılan yükleme ve sabitlemeye nezaret etme yükümlülüğü bulunmadığı gibi böyle bir nezaretin mevcudiyetine dair tereddüte mahal vermeyecek düzeyde bir durum, dosya kapsamı itibariyle de ispat edilememiştir. Bu itibarla, somut olayın koşulları ile dava konusu taşıma sözleşmesinin kendine özgü niteliği gereği gönderen davacının yüklemeye nezaret yönünden müterafik kusurundan söz edilemez.

8. Hâl böyle olunca; Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda açıklanan hususlara değinilerek verilen direnme kararı bu uyuşmazlık noktası itibariyle usul ve yasaya uygun olup yerindedir.

c) Üçüncü Uyuşmazlık Yönünden

1. Somut olayda uygulama alanı bulan CMR'nin 17/1. maddesi gereğince, kural olarak taşıyıcı malları teslim aldığı andan teslim edilinceye kadar, bunların tamamen veya kısmen kaybından ve vuku bulacak hasardan sorumludur. Emtianın hasara uğraması hâlinde ödenecek tazminat ve tazminatın belirlenme yöntemi CMR’nin 23 ilâ 28. maddeleri arasında düzenlenmiştir. CMR’nin 25/1. maddesi gereğince; hasar durumunda taşımacı, CMR’nin 23/1, 2 ve 4. maddelerine göre belirlenen değerin hasar nedeniyle azalmış kısmı kadar olan bedeli tazminat olarak ödeyecektir. Bununla birlikte CMR’nin 25/2. maddesinde, emtianın tamamının hasara uğraması hâlinde tam zıyaa ilişkin tazminatın, eşyanın bir kısmının hasara uğraması durumunda ise o kısmın zıyaa uğraması durumundaki tazminatın aşılamayacağı da hükme bağlanmıştır.

2. Ayrıca CMR’nin 23/1. maddesi gereğince; taşıyıcı tarafından ödenecek tazminatın hesaplanmasında ilk olarak emtianın teslim alındığı yer ve zamandaki değerinin belirlenmesi gerekmektedir. CMR’nin 23/2. maddesine göre de; bu değer emtianın borsa fiyatına, böyle bir fiyatın yokluğu hâlinde piyasa fiyatına, onun da olmadığı durumlarda ise aynı tür ve nitelikteki emtianın mutad (objektif) değerine göre tespit edilir. Bununla birlikte CMR’nin 23/3. maddesinde; ödenecek tazminatın her hâlde, eksik brüt ağırlığın (zıyaa uğrayan emtianın brüt ağırlığının) beher kilogramı başına 8,33 hesap birimini (Özel Çekme Hakkı) aşmayacağı düzenlenmiştir.

3. Belirtilen hükümlerden de anlaşılacağı üzere hasar durumunda taşıyıcının tazminat sorumluluğu sınırlıdır. Anılan düzenlemeler taşıyıcının sorumluluğunu bir yandan zarar kalemleriyle diğer yandan da belirli bir meblağ ile sınırlanmaktadır. Sınırlı sorumluluk taşımacının tazmin etmek zorunda olduğu üst sınır belirlemektedir. Zarar bu sınırın altında ise maruz kalınan zarar taşıyıcı tarafından tazmin edildir. CMR'nin 24, 26 ve 29. maddelerinde sorumluluğun sınırlarını artıran ya da kaldıran koşullara yer verilmiş olup bu şartlar dışında taşımacının sorumluluğunu ağırlaştıran sözleşme hükümleri yine CMR'nin 41/1. maddesi gereğince geçersiz olacaktır.

4. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu taşıma sırasında yükün bir kısmının hasarlandığı, hasarlanan bu kısma ilişkin olarak sınırlı sorumluluğun belirlenmesi amacıyla yapılan incelemelerde yükün ağırlığının 48.100 kg olduğu, öte yandan bu yükteki hasara konu kısmın ağırlığının Bölge Adliye Mahkemesince alınan bilirkişi raporlarına göre 13.093 kg olarak tespit edildiği, aynı bilirkişilerce yükteki hasarlanan kısmın sistemin bütünlüğüne ve değerine olumlu ya da olumsuz bir etkisinin bulunmadığının mütalaa edildiği anlaşılmaktadır.

5. Bu kapsamda her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, davalı A. Sigorta Şti'nin hasarlanan kısma ilişkin olarak sınırlı sorumluluk hükümlerinin uygulanmasına dair talebinde beyan ettiği yük ağırlığının 48.100 kg olduğu, bu sebeple belirtilen ağırlık hususunda taraflar arasında uyuşmazlığın bulunmadığı, ayrıca bilirkişi raporunda belirtilen 13.093 kg ağırlığın hava yoluyla yapılan başka bir taşımaya ilişkin olması sebebiyle hasarlanan yük ağırlığı olarak hükme esas alınamayacağı kabul edilmiş ise de; öncelikle davalı A. Sigorta Şti'nin hasarlanan yükün ağırlığına ilişkin beyanı öncesinde cevap dilekçesinde "...(kabul anlamına gelmemek kaydıyla)..." ibaresi sonrasında sınırlı sorumluluk hükümlerinin uygulanmasının talep edildiği, bu çerçevede yükün ağırlığının 48.100 kg olduğuna dair beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla anılan davalının bu beyanı ile yargılama aşamasında yapmış olduğu benzer nitelikteki beyanları, yükün hasarlı kısmına dair 48.100 kg ağırlığın kabul edildiği, bu yönüyle anılan davalı yönünden bağlayıcı olduğu şeklinde yorumlanamaz.

6. Bunun yanında CMR'nin 25/2. maddesi gereğince yükün bir kısmının hasara uğraması durumunda ise o kısmın zıyaa uğraması durumundaki tazminatın aşılamayacağı da hükme bağlanmıştır. Bu kapsamda Bölge Adliye Mahkemesince, hasarlanan emtianın ve sınırlı sorumlu olunacak miktarın belirlenmesi için İlk Derece Mahkemesince yapılan araştırma yeterli görülmemiş ve teknik değerlendirme için bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Bahse konu bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen 26.06.2019 tarihli ve 08.11.2019 tarihli bilirkişi raporlarında ise; yükün hasarlanan kısmının ağırlığı 48.100 kg değil 13.010 kg olarak belirlenmiştir. Anılan bilirkişi raporlarına göre bu belirleme, yükün hasarlanan kısmının yenisi ile değiştirilen parça ağırlığı esas alınarak yapılmış olup değişen bu parçanın sistemin bütünlüğüne olumlu ya da olumsuz etki etmediği, hasarlanan parçanın değişimi ile yükün öngörülen sistematik içerisinde sorunsuz olarak çalıştığı, hasarlanan parça dışında 48.100 kg ağırlığındaki yükün bütün olarak zarar görmediği ve değerini yitirmediği mütalaa edilmiştir.

7. Hâkimin, bilirkişi raporunu serbestçe takdir etmesi ve bilirkişi raporunun aksine de karar verebilmesi, kendisini bilirkişinin yerine koymasını haklı kılmaz. Zira hâkimin, bilirkişi raporunun aksine karar verebilmesi, sağlam gerekçeler ve dayanaklar göstermesi koşuluna bağlı olup bilirkişinin oy ve görüşünü, hâkimin serbestçe değerlendirebilme yetkisine sahip kılınmış olması, onun bu konuda keyfi bir tutum ve davranış içine girebileceği anlamına gelmez. Hâkim, raporun aksine bir çözümlemeye ulaşmışsa, bunun dayanaklarını somut, tutarlı, açık ve rasyonel bir biçimde ortaya koymak ve vereceği hükümde de, tartışmayı yapmak zorundadır (Süha Tanrıver, Hukukumuzda Bilirkişilik, Ankara 2017, s. 124).

8. Hâkimin bilirkişi delilini diğer (takdiri) deliller gibi serbestçe değerlendirme hakkına sahip olmasının anlamı, bilirkişi görüşünün bağlayıcı olmamasıdır. Yoksa bilirkişi görüşüne ihtiyaç duyan hâkimin, onu tümüyle göz ardı ederek şahsi bilgisi ile karar vermesi değildir. Bu bağlamda inceleme konusu hukukun dışında kalan teknik bir husus hakkında, alanında uzman bilirkişilerce hazırlanmış bilirkişi raporlarında yer alan belirlemelere itibar edilmemesi yahut incelemenin yeterli görülmemesi hâlinde alanında uzman bilirkişilerden oluşturulacak yeni bir heyetten rapor alınarak bir değerlendirme yapılması gerekir.

9. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesince, yukarıda bahse konu edilen her iki bilirkişi raporundaki teknik belirleme ve değerlendirmeye itibar edilmeyeceğinin kabul edilmesi hâlinde, alanında uzman bilirkişilerden oluşan yeni bir heyetten rapor alınarak yapılacak değerlendirme neticesinde hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir iken; salt davalı A. Sigorta Şti'.nin beyanlarından hareketle yapılan hatalı yorum neticesinde hasarlanan yük ağırlığının 48.100 kg olduğuna dair durumun taraflar açısından bağlayıcı olduğu kabul edilip bilirkişi raporundaki teknik değerlendirme ve belirlemelerden somut dayanak olmaksızın ayrılarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.

10. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; yükün ağırlığı olan 48.100 kg hususunda taraflar arasında uyuşmazlığın bulunmadığı, bu sebeple başka bir yüke dair 13.010 kg ağırlığın esas alınamayacağından direnme gerekçesinin uygun olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

11. Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir.

VII. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Birinci uyuşmazlık yönünden (a) bendinde açıklanan nedenlerle; davalı İ. A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının belirtilen değişik gerekçe ve nedenlerle 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA oy çokluğuyla,

İkinci uyuşmazlık yönünden (b) bendinde açıklanan nedenlerle; DİRENME UYGUN OLDUĞUNDAN davalılar vekillerinin bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının reddine oy birliğiyle,

Üçüncü uyuşmazlık yönünden (c) bendinde açıklanan nedenlere; davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü direnme kararının belirtilen genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA oy çokluğuyla,

Bozma nedenlerine göre temlik alan davacı vekilinin temyiz itirazları ile davalı A. Sigorta Şti. vekilinin vekâlet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,

İstek hâlinde temyiz peşin harçlarının yatıranlara geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

14.05.2025 tarihinde kesin olarak karar verildi.

''K A R Ş I  O Y''

Dava, uluslararası multimodal taşıma sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

Taşıma sözleşme türleri arasında yer alan multimodal taşıma sözleşmesi (çoklu taşıma sözleşmesi); bir eşyanın ücret karşılığında tek bir taşıyıcı tarafından havayolu, karayolu yahut deniz yolu gibi birden fazla taşıma ortamı kullanılarak taşınmasının üstlenildiği taşıma sözleşmesi olarak tanımlanabilir (Gürkan Coşkun, Çoklu Taşıma Sözleşmelerine Uygulanacak Hukuk, 2016 Ankara, s. 5). Doktrinde “karma taşıma” olarak da adlandırılan bu tür taşıma sözleşmesinde tek bir taşıyıcı, gönderene karşı eşyanın farklı tür taşıma ortamlarında taşınması işini üstlenmekte olup tek bir sözleşme ve bu sözleşme kapsamında ödenen ücret karşılığında tüm aşamalara ilişkin sorumluluk altına girmektedir (Hakan Karan, CMR Şerhi, 2011 Ankara, s. 86, 87).

Birinci uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede Sayın Çoğunluk tarafından dava konusu multimodal taşıma sözleşmesine CMR hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilerek sözleşmede davalı taşıyanın sorumluluğunu ağırlaştıran hükümlerin CMR’nin 41. maddesi gereğince geçersiz olduğuna hükmedilmiştir.

Öte yandan CMR hükümlerinin multimodal taşımalara uygulanabilme koşulları CMR’nin 2. maddesinde belirtilmiştir. Anılan maddede “…Mal yüklü taşıt, 14'ncü madde hükümlerinin uygulandığı haller dışında yolun bir kısmında deniz, demiryolu, nehir, kanal veya havayoluyla yük boşaltılmadan taşındığı hallerinde de bu Sözleşme taşımanın tümü için uygulanır.” şeklindeki düzenlemeyle CMR’nin uygulama koşulları açıkça ifade edilmiştir. Bu hükme göre multimodal taşımalarda CMR hükümlerinin uygulanabilmesi, uluslararası taşıma sözleşmesine dair diğer koşullar yanında yükün kara yolu taşıtından boşaltılmaksızın taşınması koşuluna bağlıdır.

Bu anlamda dava konusu multimodal taşıma sözleşmesi kapsamında yük, CMR’nin 2. maddesinde belirtilenden farklı şekilde konteyner taşıması ile önce kanal gemisinde taşınmış, Köstence/Romanya limanından bir gemiye aktarılması sonrası gemiyle taşınmış ve geminin Türkmenbashi varışı sonrasında gemiden karayolu taşıtına (tıra) aktarılarak hasarın gerçekleştiği mevkiiye kadar karayolu ile taşınmıştır.

Görüldüğü üzere dava konusu taşıma, CMR’nin 2. maddesinde belirtilen şekilde, yükün karayolu taşıtından indirilmeksizin farklı ortamlarda taşınması yerine her bir aşamada farklı araçlara yüklenerek konteyner taşıması suretiyle gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla CMR’nin 2. maddesinde belirtilen koşulların somut olayda gerçekleşmediği açıktır. Bu sebeple dava konusu multimodal taşıma sözleşmesi sebebiyle taraflar arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümünde CMR hükümlerinin uygulama alanı bulunmamaktadır. Bu itibarla somut olayda 6102 sayılı TTK hükümlerinin uygulanması gerektiğine ve davalı taşıyanın sorumluluğunu ağırlaştıran sözleşme hükümlerinin geçerli olduğuna dair gerekçe yönünden Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararı yerindedir.

Ayrıca Sayın Çoğunluğun birinci uyuşmazlığa ilişkin görüşünün gerekçesinden hareket edilse dahi CMR hükümlerinin uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Zira multimodal taşımaya ilişkin olarak düzenlenen 6102 sayılı TTK’nın 902/1-d maddesinde uluslararası sözleşme hükümleri saklı tutulmuşsa da aynı Kanun’un 903. maddesinde; hasarın taşımanın hangi kısmında meydana geldiği belli ise, taşıyıcının sorumluluğunun taşımanın bu kısmı için ayrı bir taşıma sözleşmesi yapılmış olsaydı, o sözleşmenin bağlı olacağı hükümlere göre belirleneceği belirtilmiştir.

Nitekim somut olayda, dava konusu hasarın taşımanın hangi aşamasında gerçekleştiği belirlidir. 6102 sayılı TTK’nın 903. maddesindeki düzenlemeden hareket edilirse taşıyıcının sorumluluğu, Türkmenistan ülke sınırları içerisindeki Türkmenbashi limanından yine aynı ülkedeki şantiye alanına kadar karayoluyla yapılacak olan taşıma kısmına ilişkin eldeki davanın tarafları arasında ayrıca yapılacak bir taşıma sözleşmesinin bağlı olacağı hükümlere göre belirlenecektir.

Buradan hareketle taraflar arasında varlığı kabul edilen böyle bir sözleşme de niteliği itibariyle ulusal bir taşıma sözleşmesi olacağından CMR’nin uygulama alanı dışında kalacaktır. Zira bu tür bir sözleşme, karayolu taşımasına ilişkin olsa da aynı ülke (Türkmenistan) içerisinde gerçekleşen bir taşıma ilişkisi olması sebebiyle uluslararası nitelikten mahrum bir taşıma sözleşmesi olacağından CMR’nin uygulama alanı dışındadır. Nitekim CMR’nin 1. maddesinde konvansiyonun uygulanmasına için belirtilen ilk koşul; taraflar arasında yapılacak olan karayolu taşımasının yükleme yeri ve teslim yerinden en az birinin akit ülke olduğu iki ayrı ülke için yapılacak olan bir karayolu taşıma sözleşmesinin mevcudiyetidir. Dolayısıyla Sayın Çoğunluğun kabulüne göre hareket edilse bile uluslararası taşıma niteliğinden mahrum olacak olan taşıma ilişkisine CMR hükümlerinin uygulanma imkânı bulunmamaktadır.

Tüm bu nedenlerle, birinci numaralı uyuşmazlık yönünden direnme kararının uygun olduğu kanaatiyle anılan uyuşmazlık bakımından Sayın Çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.

Birinci Başkanvekili
Adem Albayrak

BİLGİ : 1. Uyuşmazlık Yönünden Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 19’u BOZMA, 6’sı ise DİRENME UYGUN DAİREYE yönünde oy kullanmışlardır.