KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

TAŞINMAZLAR MURİS TARAFINDAN ÖLÜMÜNDEN ÖNCE SATIŞ SURETİ İLE DEVREDİLDİĞİNDEN VE ANILAN TASARRUFLAR DA DAVA KONUSU OLMADIĞINDAN DAVANIN REDDİ GEREKİR.

T.C.
YARGITAY
7. HUKUK DAİRESİ

Esas No       : 2024/2492
Karar No      : 2025/1249

T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                       :
 İstanbul Anadolu 28. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ                                 : 19.12.2023
SAYISI                                 : 2017/453 E., 2023/808 K.

Mahkeme kararı davalı vekili tarafından duruşma istemli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 04.03.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.

Belli edilen günde temyiz eden davalı vekili Av. C.U.E. ile karşı taraftan davacılar vekili Av. D.M. geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İşin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacılar vekili; 23.03.2013’te ölen muris Muzaffer C.'e ait Kadıköy 9. Noterliğinin 11.03.1997 tarihli ve 14898 yevmiyeli vasiyetnamesinin irade sakatlığı nedenleriyle iptalini mümkün görülmemesi hâlinde ikinci kademede tenkisini istemiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili, vasiyetnamenin geçerli olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

III. MAHKEME KARARI

Mahkemenin 24.02.2015 tarihli ve 2013/55 Esas, 2015/78 Karar sayılı kararıyla; irade sakatlığının kanıtlanamadığı ve terekede herhangi bir malvarlığı bulunmadığından saklı paya tecavüzün söz konusu olmadığı gerekçeleriyle vasiyetnamenin iptali ve tenkisi taleplerine ilişkin davanın reddine karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Mahkemenin 24.02.2015 tarihli kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 01.12.2016 tarihli ve 2016/20730 Esas, 2016/13741 Karar sayılı kararıyla; vasiyetnamenin iptaline ilişkin talebin reddinde bir isabetsizlik görülmediği ancak tenkis talebi yönünden terekeye ilişkin eksik araştırma yapıldığı ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun tenkise ilişkin hükümleri doğrultusunda araştırma yapılması gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.

B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar

Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, bozma ilâmı ve tenkis hesabına ilişkin bilirkişi raporu esas alınarak 570.582,00 TL miktarındaki tenkis talebinin kabulüne karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı vekili, murise müvekkilinin baktığını, murisin minnet duygusuyla ve bakım karşılığında mal bıraktığını, saklı payı ihlal kastının olmadığını, dolayısıyla tasarrufun tenkise tâbi olmadığını, ayrıca tenkis hesabına konu malvarlığının murisle alakasının olmadığını, bu nedenlerle tenkis hesabına esas alınamayacağını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, irade sakatlığı nedeniyle vasiyetnamenin iptali, olmadığı taktirde tenkis istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3/2 hükmü atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi, 438. maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439. maddesinin ikinci fıkrası,

2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Taleple bağlılık ilkesi" başlıklı 26. maddesi şöyledir:

"Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır."

3. Tenkis davasının konusunu, mirasbırakanın saklı payları ihlâl eden tasarrufları oluşturur. Tenkise tâbi tasarruflar, sağlararası ve ölüme bağlı tasarruflar olarak ikiye ayrılmaktadır. Belirtmek gerekir ki, bu ayrımın yapılması tenkis davası bakımından oldukça önemlidir. Zira mirasbırakanın tasarruf nisabını aşan tüm ölüme bağlı tasarrufları tenkise tâbi iken, sağlararası tasarrufları ise sadece 4721 sayılı Kanun'un 565. maddesinde sayılan gruplardan birine ait olması durumunda tenkise tâbi tutulur. Ayrıca 565. maddenin son bendi kapsamında bir sağlararası tasarrufun tenkis edilebilmesi için tasarrufun saklı pay kurallarını etkisiz kılma amacıyla yapıldığının açık olması gerekmektedir.

3. Değerlendirme

Somut uyuşmazlıkta, mirasın açıldığı tarihte murisin üzerinde kayıtlı malvarlığı yoktur. Davacılar Kadıköy 9. Noterliğince düzenlenen 11.03.1997 tarihli ve 14898 yevmiye sayılı vasiyetnamenin tenkisini talep etmiş, Mahkemece 3315 ada 127 parsel 15 numaralı bağımsız bölümün 1/2 hissesi ile 1727 ada 25 parsel 6 numaralı bağımsız bölüme ilişkin tasarruflar, tenkise tâbi kabul edilmek suretiyle davacılar lehine tenkis bedeline hükmolunmuştur. Ancak anılan taşınmazlar, muris tarafından ölümünden önce satış sureti ile bir diğer anlatımla sağlararası tasarruflarıyla devredildiğinden dava edilen ölüme bağlı tasarrufa konu değildir. Anılan tasarrufların dava konusu olmadığı anlaşıldığından davanın reddi gerekirken kabulü doğru görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,

Yargıtay duruşma vekâlet ücreti 28.000,00 TL'nin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,

Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

04.03.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

Başkan              Üye                                Üye                            Üye                     Üye 
Hikmet Onat      Ayşe Tartıcı Çevikbaş     Sevinç Türközmen     Cengiz Balıkçı     Mahmut Akgün
                                                                                                                                (Karşı Oy)

K A R Ş I  O Y

Dava, vasiyetnamenin iptali, olmadığı taktirde tenkise ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabülüne karar verilmiştir.

Daire çoğunluğu, tenkise konu mal varlığı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozma kararı vermiştir.

Çoğunluğun bu yöndeki görüşüne katılma olanağı yoktur.

Şöyle ki; dava konusu Kadıköy 9. Noterliğinin 09.11.1997 tarihli vasiyetnamesindeki; "T.C. Hudutları dâhilinde sahibi bulunduğum bilumum menkul ve gayrimenkullerimin, nakitlerimin ölümümden sonra 02.01.1956 doğumlu Oğlum Ümit C.'e kalmasını vasiyet ediyorum" ibareleriyle muris, tüm mirası için davalıyı tek mirasçısı olarak atamıştır. O hâlde, somut uyuşmazlıkta tenkisi istenen ölüme bağlı tasarruf, belirli mal vasiyetine değil, mirasçı atama tasarrufuna ilişkindir.

Davada tenkisi istenen, Kadıköy 9. Noterliğinin 11.03.1997 tarih ve 14898 yevmiye sayılı vasiyetnamesidir. Bir diğer deyişle, tenkisi istenen ölüme bağlı tasarruftur. Bilindiği üzere, mirasbırakanın tasarruf nisabını aşan tüm ölüme bağlı tasarrufları tenkise tâbidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.12.2023 tarihli ve 2022/1177 Esas, 2023/1237 Karar sayılı kararı).

4721 sayılı Kanun'un 560. maddesine göre: "Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler." Hükümden de anlaşıldığı üzere, tenkis davası açmak için "tasarruf özgürlüğünü aşan tasarruf" ve "saklı payın karşılığını alamama" koşullarının varlığı aranmaktadır.

4721 sayılı Kanun'un 514. maddesine göre; "Mirasbırakan, tasarruf özgürlüğünün sınırları içinde, malvarlığının tamamında veya bir kısmında vasiyetname ya da miras sözleşmesiyle tasarrufta bulunabilir." Aynı Kanun'un "tasarruf edilebilir kısmın kapsamına" ilişkin 507. maddesine göre; "....mirasbırakan, mirasının saklı paylar dışında kalan kısmında ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir." Görüldüğü üzere, mirasın "saklı paylar toplamı dışında" bulunan kısmına "tasarruf edilebilir kısım" denilmektedir. Saklı payları içeren tasarruflar ise, tasarruf özgürlüğünü aşmaktadır.

Dava konusu vasiyetname ile muris, davalıyı tüm mirası için tek mirasçısı olarak atayarak davacıların 1/8'er orandaki saklı paylarını da kapsayacak şekilde tasarrufta bulunmuştur. O hâlde, davacıların saklı paylarını da içerir şekilde davalı lehine yapılan mirasçı atama tasarrufunun tasarruf özgürlüğünü aştığı aşikardır.

Öte yandan, tenkis davasının diğer koşulu saklı payların "karşılığının" elde edilememiş olmasıdır. Somut uyuşmazlıkta, elde edilemeyen "karşılıktan" anlaşılması gereken belirli bir parasal/maddi karşılık değil, saklı payın karşılığı olan miras payıdır. Zira, tenkisi istenen vasiyetnamenin konusu, belirli mal vasiyeti değil; mirasçı atama tasarrufudur. Bir diğer deyişle muris, dava konusu vasiyetnameyle belirli bir mal varlığı üzerinde değil, tarafların miras payları üzerinde tasarrufta bulunmuştur. İptal edilmediği müddetçe sonuç doğurucu nitelikte olan anılan vasiyetnamesi ile muris, davalıyı tek mirasçısı olarak atayarak davalının miras payını artırırken davacıların saklı miras paylarını ortadan kaldırdığından, tasarrufun ve ihlalin konusu, terekeden daha üst bir kavram olan "miras payıdır". O hâlde, tekrar vurgulamak gerekir ki, somut uyuşmazlıkta elde edilemeyen "karşılıktan" anlaşılması gereken belirli bir parasal karşılık değil, saklı payın karşılığı olan "miras payıdır". Bu nedenledir ki mirasçı atama tasarrufunun tenkisine ilişkin davalarda, hüküm de "parasal karşılık" üzerinden değil "saklı pay" üzerinden kurulmaktadır.

Belirli mal vasiyeti ile mirasçı atanmasını içeren vasiyetnamelerin söz konusu olması hâlinde tenkis hesabı birbirinden farklıdır. Türk Medeni Kanunu’nun 564. maddesi ancak belirli mal vasiyeti söz konusu olduğunda uygulanabileceğinden mirasçı ataması hâlinde bu maddenin uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Mirasçı olarak atanan kişi, murisin külli halefi olduğundan, miras açılmakla yasal mirasçı gibi terekenin tümünün ya da belli bir payının sahibi olur (TMK 599/2). Mirasçı olarak atanan kimseye karşı açılan tenkis davasının kabulü hâlinde davacıların saklı payları oranında tenkise karar vermek yeterlidir. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 18.05.1995 tarihli ve 4699-5842 sayılı Kararı, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 13.06.2007 tarihli ve 2006/16512-2007/10134 sayılı Kararı).

Bu durumda usul ekonomisi ve seri yargılama ilkesi de gözetilmek suretiyle, somut olayda, ihlal edilen saklı payın parasal karşılığının ve dolayısıyla tenkise esas terekenin hesaplanmasına gerek bulunmamaktadır.

Tüm bunların yanı sıra, 4721 sayılı Kanun'un 560 ve devamı hükümlerinde düzenleme alanı bulan tenkis davası; mirasbırakanın, saklı payı ihlâl eden sağlar arası veya ölüme bağlı kazandırmalarının, yasal sınıra indirilmesini sağlayan yenilik doğurucu bir dava niteliğindedir. Bu dava sonucunda verilen kararla; mirasbırakanın yapmış olduğu tasarruflar, mirasın açıldığı tarihten itibaren hüküm doğurmak üzere, saklı payı aştığı ölçüde geçersiz olacaktır. Bir diğer anlatımla, tenkis davası, mirasbırakanın tasarruflarının kanuni hadde indirilmesini amaçlar. Tenkis, azaltmak, indirmek, kısmak anlamlarına gelmektedir. Tenkis, saklı payın yaptırımıdır. Yani, mirasbırakanın kazandırmaları saklı pay oranında indirilerek, daha önce kurulan işlemlerde değişiklik meydana gelecektir. Bu nedenle tenkis davası, yenilik doğuran bir davadır. Yenilik doğuran haklar, kullanılmasıyla yeni bir hukuki durumu ortaya çıkaran haklar olup, hak sahibine tek taraflı irade beyanı ile bir hukuki ilişkiyi kurma, sona erdirme, değiştirme imkân ve yetkisini verir. Yenilik doğuran davalarda davacı, var olan bir hukuki durumun değiştirilmesini, ortadan kaldırılmasını ya da yeni bir hukuki durumun yaratılmasını talep etmektedir. Tenkis davası ile, mirasbırakanın yaptığı tasarrufların iptali değil, değiştirilmesi, tasarrufların tasarruf edilebilir kısma çekilmesi amaçlanmıştır. Bu niteliğiyle tenkis davası bir eda davası olarak kabul edilemez. Mirasbırakanın tasarrufu önceden yerine getirilmişse, davalının elinde bulunan malların iadesinin sağlanabilmesi için ayrıca eda isteminin de bulunması gerekmektedir. İndirme ve bu indirmenin iadesi istemi ayrı ayrı dava konusu yapılabileceği gibi, her iki istek aynı davada da ileri sürülebilir. Tenkis davası, tasarrufa konu malın lehtarın eline geçmiş olması hâlinde, eda istemini de kapsar. Tenkis kararı bu hâli ile iki bölümde değerlendirilmelidir. Birinci bölüm, mirasbırakanın tasarruflarının saklı pay sınırına çekilmesini, indirilmesini belirleyen, o tasarrufları değiştiren, (inşai) yenilik doğurucu bölümdür. İkinci bölüm ise, lüzumu hâlinde saklı payı tamamlamayı, mal varlığında meydana gelen eksikliğin giderilmesini amaçlayan eda bölümünü kapsamaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.07.2010 tarihli ve 2010/360 Esas, 2010/372 Karar sayılı kararı).

Tüm bu ilkeler ışığında somut olaya gelince, iptal edilmeyen vasiyetname, geçerli olduğu müddetçe sonuç doğurucu nitelikte olacağına göre, anılan vasiyetname ile saklı payları ortadan kaldırılan davacıların, vasiyetnamenin saklı payları oranında geçersiz kılınmasını (indirimini/tenkisini) istemekte hukuki yararları olacağı da kuşkusuzdur. Mirasçı atama tasarrufunun tenkisine ilişkin davalarda, terekenin aktifinde herhangi bir malvarlığının tespit edilememiş olması da davacıların hukuki yararını ortadan kaldırmayacaktır. Zira aksinin kabulü hâlinde, tenkis davasının inşai niteliği anlamını yitirecek ve salt bir eda davasına indirgenmiş olacaktır. Kaldı ki terekede önceden tespit edilemeyen bir mal varlığının sonradan ortaya çıkması durumunda, bu mal varlığına atanmış mirasçı olması nedeniyle davalı, külli halefiyet ilkeleri doğrultusunda doğrudan sahip olabileceğine göre, davacıların da bu mirasçı atama tasarrufunu, yasal sınıra indirme haklarının engellenmemesi gerekir. Zira tekrar önemle vurgulamak gerekir ki, iptal ya da tenkis edilmediği müddetçe anılan vasiyetname ile davacıların saklı payı ortadan kaldırılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 35. maddesinde düzenlenen miras hakkının saklı payına ilişkin kısmını isteyen davacıların, vasiyetnamenin tenkisinde hukuki yararları bulunduğu, süreklilik arz eden içtihatlarla paralel nitelikteki Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.12.2023 tarihli ve 2022/1177 Esas, 2023/1237 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere mirasbırakanın tasarruf nisabını aşan tüm ölüme bağlı tasarruflarının mutlak surette tenkise tâbi olduğu ve somut olay bakımından 4721 sayılı Kanun'un 560. maddesinde öngörülen tüm koşulların sağlandığı anlaşıldığından davacıların davasının reddi için yasal bir dayanak bulunmadığı kanaatindeyim.

O hâlde açıklanan sebeplerle, dava konusu vasiyetnamenin davacıların saklı payı oranında tenkisine karar verilmesi ile yetinilerek hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Hükmün bu gerekçeyle bozulması gerektiği kanaatinde olduğumdan, davanın farklı gerekçe ile bozulmasına ilişkin değerli çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım.

Üye
Mahmut Akgün