KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

TARAFIN, RESMÎ SENETTEKİ YAZI VE İMZANIN KENDİSİNE AİT OLMADIĞINA YÖNELİK SAHTELİK İDDİASI HAKKINDA HMK 208/4 HÜKMÜ UYARINCA DAVA AÇMASI İÇİN İKİ HAFTALIK KESİN SÜRE VERİLMELİDİR.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2023/2-707
Karar No       : 2025/240

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                : 
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
TARİHİ                          : 19.01.2023
SAYISI                          : 2022/1470 E., 2023/6 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 16.06.2022 tarihli ve 2022/49 Esas
                                        2022/5949 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki aile konutu üzerindeki ipoteğin kaldırılması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı banka vekilince istinaf edilmesi üzerine; istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalılardan Cevdet K. ile 29.09.1987 tarihinden beri evli olduklarını, dava konusu aile konutunun tapuda eşi adına kayıtlı olduğunu, eşi tarafından kendi rızası alınmaksızın diğer davalı banka yararına 27.07.2012 tarihinde 9036 yevmiye numaralı işlem ile ipotek tesis edildiğini, Lüleburgaz 2. İcra Dairesinin 2017/8339 Esas sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi başlatıldığını, rızası alınmaksızın tesis edilen ipotek işleminin hukuka aykırı olması nedeni geçersiz olduğunu ileri sürerek ipoteğin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

1. Davalılardan banka vekili cevap dilekçesinde; müvekkil banka ile dava dışı Y. Tarım Ürünleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi arasında uzun yıllardır ticari kredi ilişkisi bulunduğunu, şirket tarafından kullanılan kredilerin ödenmemesi nedeniyle kefil konumunda bulunan diğer davalı Cevdet K.’a Beyoğlu 48. Noterliğinin 02.05.2017 tarih ve 52197 yevmiye numaralı hesap kat ihtarnamesi gönderildiğini ve icra takibi başlatıldığını, davaya konu taşınmaz üzerindeki ipoteğin müvekkil bankaya teminat olarak tesis edildiğini, ipotek tesis anında taşınmaz üzerinde aile konutu şerhi bulunmadığı gibi ipoteğe konu taşınmazın aile konutu olmadığına ilişkin yazılı muvafakat alındığını, dolayısıyla işlemin usul ve yasaya uygun olduğunu, davacının kötüniyetle eldeki davayı açtığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

2. Davalı erkek eş usule uygun tebliğe rağmen davaya cevap vermemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 12.06.2018 tarihli ve 2017/628 Esas, 2018/458 Karar sayılı kararı ile; toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde davacı ile davalılardan Cevdet'in evli oldukları, eşlerin aile konutu olarak kullandıkları taşınmaz üzerinde davalılarca ipotek işlemi tesis edildiği, bu işleme yönelik olarak 4721 sayılı Kanun'un 194. maddesi uyarınca davacının rızasının alınması gerektiği hâlde alınmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile ipotek işleminin iptaline karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı banka vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 08.07.2021 tarihli ve 2018/3396 Esas, 2021/1207 Karar sayılı kararı ile; ipotek işleminin düzenlendiği 27.07.2012 tarihli ve 9036 yevmiye numaralı resmî senedin ikinci sayfasında "İş bu teminat ipoteğine muvafakat ediyorum. Habibe K." yazıldığı ve altında imzanın bulunduğu, ne var ki dosyanın incelenmesinde davalı bankanın yargılamanın hiç bir aşamasında -cevap dilekçesi ve istinaf dilekçesi- davacı kadına ait olduğu belirlenen bu muvafakate ilişkin savunma yapılmadığı, banka vekilinin tüm aşamalarda davacı kadının ipotek işleminden haberdar olduğuna dayandığı, buna karşılık davacı kadın vekili tarafından da tespit edilen muvafakate yönelik bir açıklama yapılmadığı, böyle olunca davalı bankanın davacının kötüniyetli olduğuna ilişkin iddia ve savunmaları gözetilerek iptali istenen ipoteğe ilişkin resmî senette kadının muvafakate ilişkin imza ve yazılı beyanı doğrultusunda davanın reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... Davacı, dava dilekçesinde aile konutu üzerinde davalı eş Cevdet K. tarafından diğer davalı banka lehine 27.07.2012 tarihinde rızası alınmaksızın ipotek tesis edildiğini ileri sürerek ipoteğin kaldırılmasını talep etmiştir. Mahalli mahkemece davanın kabulüyle ipoteğin kaldırılmasına karar verilmiş, karar davalı banka tarafından istinaf edilmiştir. Bölge adliye mahkemesi ilgili hukuk dairesinde yapılan inceleme neticesinde, “...Tapu Sicil Müdürlüğünde 27/07/2012 tarih ve 9036 yevmiye nolu resmi senedin düzenlenmesi aşamasında resmi senedin 2. sayfasında "İş bu teminat ipoteğine muvafakat ediyorum. Habibe K." yazılarak altında imzasının bulunduğunun tespit edildiği” belirtilerek kadının imzası ve yazılı beyanı doğrultusunda davalı bankanın istinaf isteminin kısmen kabulü ile ipoteğin kaldırılması davasının reddine karar verilmiştir. Hüküm hakkında davacı kadın tarafından temyiz kanun yolu incelemesi talebinde başvurulmuştur. Davacı kadın yargılama sırasında ipotekten haberdar olmadığını, ipotek tesisi için bankaya yada tapu müdürlüğüne gitmediğini, hiçbir belge imzalamadığını beyan etmiş, temyiz dilekçesinde de bu beyanları yanında bölge adliye mahkemesi kararına gerekçe oluşturulan muvafakate ilişkin yazı altındaki imzanın da kendisine ait olmadığını belirtmiştir. Açıklanan sebeplerle dosyada sureti bulunan ipotek resmi senedindeki imzanın davacıya ait olup olmadığının tespiti için davacının imza incelenmesine esas teşkil edebilecek şekilde imza örneklerinin alınıp ilgili kurumlardan da imzaları istenilerek bilirkişi incelemesi yaptırılıp tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; senede karşı olan iddiaların 6100 sayılı Kanun’un 201. maddesi uyarınca kural olarak yalnız senet -kesin delil- ile ispat edilebileceği, bu nedenle senetle ispat zorunluluğu yerine gerçekte "kesin delille ispat zorunluluğu" denilmesinin daha doğru olduğu, 4721 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile "Resmi sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur" hükmünün düzenleme altına alındığı, davaya konu ipotek senedini düzenleyen tapu sicil müdürlüğünün resmî bir kurum olduğu, burada düzenlenen resmî senetlerin "gayrimenkul mülkiyetinin ve mülkiyetten başka ayni hakların kurulması ve devri için tapu sicil müdürlüğündeki bir memur tarafından düzenlenip, taraflar ve gerekiyorsa tanıklar tarafından imzalanan, müdürce imza ve mühür ile tasdik edilen resmi bir akit" olduğu, dolayısıyla tapu sicil müdürlüğünce düzenleme şeklinde hazırlanan evrakların resmî belge olup 4721 sayılı Kanun’un 7. maddesi kapsamında kaldığı, 6100 sayılı Kanun’un 204/1 maddesinde "İlamlar ile düzenleme şeklindeki noter senetleri, sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılırlar" hükmünü taşıdığı, 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 82. maddesinde ise "Bu kanun hükümlerine göre belgelendirilen işlemler resmi sayılır" hükmüne yer verildiği, davaya konu 27.07.2012 tarihli ve 9036 yevmiye numaralı resmî senedin ikinci sayfasında "İş bu teminat ipoteğine muvafakat ediyorum. Habibe K." yazılarak altında imza bulunduğu tespit edilmiş ise de taraflarca bu yönde hiç bir açıklama yapılmadığı, davacı vekili tarafından imzaya itirazın karara karşı verilen temyiz dilekçesinde dile getirildiği, davacı tarafça dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasında dayanılmayan imza itirazına yönelik maddi vakıanın temyiz aşamasında ileri sürülmüş olmasının 6100 sayılı Kanun’un 141. maddesi anlamında savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı kapsamında kaldığı, diğer yandan bozma sebebi yapılan hususun kamu düzenine aykırılık da teşkil etmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; yapılan yargılamada davalı banka vekilince müvekkilinin rızası olduğuna ilişkin bir savunma ileri sürülmediği hâlde Bölge Adliye Mahkemesince kendiliğinden bu yönde karar verilemeyeceğini ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; aile konutu üzerinde tesis edilen ipotek işleminin kaldırılması talepli eldeki davada, malik olmayan eşin açık rızasının bulunup bulunmadığı yönünden hüküm kurmaya yeterli nitelikte inceleme ve araştırmanın yapılıp yapılmadığı noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

Türk Medeni Kanunu’nun 193 ve 194. maddeleri.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 208/4. maddesi.

2. Değerlendirme

1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.

2. Bilindiği üzere 4721 sayılı Kanun'un "Eşlerin hukuki işlemleri" başlıklı 193. maddesi "Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşlerden her biri diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü hukukî işlemi yapabilir” şeklindedir.

3. Aynı Kanun'un 194. maddesinin birinci fıkrasında ise "Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz" hükmü düzenleme altına alınmıştır. Anılan maddenin gerekçesine göre aile konutu; eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği, acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı anılarla dolu bir alan olarak tanımlanmıştır.

4. Türk Medeni Kanunu’nun 193. maddesi dikkate alındığında kural olarak eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle her türlü hukuki işlem yapma serbestisi kabul edilmişken, aynı Kanun’un 194. maddesi ile bu kurala istisna getirilmiş ve aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılması esası kabul edilmiştir. Bu düzenleme ile malik olmayan eşe, aile konutu ile ilgili tapu kütüğüne şerh verilmesini isteme hakkı tanınmış, eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerinin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek eşlerin hukuki işlem özgürlüğü "aile birliğinin" korunması amacıyla sınırlandırılmıştır. Tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa dahi aile konutuna ilişkin olarak; eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutuyla ilgili kira sözleşmesini feshedemeyecek, aile konutunu devredemeyecek ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamayacaktır. Malik olmayan eşin izni için şekil şartı bulunmamakla birlikte, iznin açık olması gerekmektedir. Açık rızanın varlığını ispat yükü ise aile konutu ile ilgili tasarrufta bulunana aittir.

5. Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesinde öngörülen sınırlandırma, taşınmazın tapu kaydına aile konutu şerhi konulduğu için değil, konut aile konutu vasfı taşıdığı için getirilmiştir. Bu sebeple taşınmazın tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Nitekim aile konutu şerhi kurucu değil açıklayıcı niteliktedir. Aksi düşünce ile tasarruf yetkisine ilişkin sınırlamanın şerh ile başlayacağı kabul edilmiş olur. Anılan madde hükmü ile getirilen sınırlandırma, emredici niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan önceden feragat edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da bu vasıf ortadan kaldırılamaz ve açık rıza ancak "belirli olan" bir işlem için verilebilir.

6. Bir başka deyişle; malik olan eş, aile konutundaki yaşantıyı güçlüğe sokacak biçimde tek başına aile konutunu ayni bir hakla sınırlandıramaz. Bu sınırlandırma ancak diğer eşin açık rızası alınarak yapılabilir. Nitekim bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 24.05.2017 tarihli ve 2017/2-1604 Esas, 2017/967 Karar; 30.03.2021 tarihli ve 2017/2-2809 Esas, 2021/367 Karar sayılı kararlarında da aynen benimsenmiştir.

7. Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi yetkili eşin izni için bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. Bu nedenle söz konusu izin bir şekle tâbi olmadan, sözlü olarak dahi verilebilir. Ancak maddenin ifadesinden de anlaşılacağı üzere, iznin "açık" olması gerekir (Mustafa Alper Gümüş, Türk Medeni Kanununun Getirdiği Yeni Şerhler; İstanbul 2007, s. 41-42). Bu durumda; 4721 sayılı Kanun'un 194. maddesi uyarınca malik olan eş tarafından diğer eşin açık rızası alınmadan aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılması durumunda yapılan bu işlemin "geçerli" kabul edilemeyeceği emredici hüküm gereğidir. Diğer eşin, geçerli olmayan işlemin iptali için dava açabileceği kuşkusuzdur.

8. Somut olaya gelince, dava tarihinde davalı eş adına kayıtlı taşınmaz üzerine diğer davalı şahıs yararına konulmuş bir ipoteğin varlığı söz konusu olup; davacı eş açtığı dava ile işlemin rızası alınmadan yapıldığını iddia ederek ipoteğin geçersiz olduğunu ileri sürmüş, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılamada ise uyuşmazlığa konu ipotek işlemine ilişkin resmî senedin ikinci sayfasında davacının "İş bu teminat ipoteğine muvafakat ediyorum. Habibe K." şeklinde yazı ve imzasının bulunduğu gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Kararın temyiz edilmesi üzerine Özel Daire; davacının yargılama boyunca ve özellikle temyiz dilekçesinde "ipotekten haberdar olmadığını, ipotek tesisi için bankaya ya da tapu müdürlüğüne gitmediğini, hiçbir belge imzalamadığını, muvafakate ilişkin yazı altındaki imzanın da kendisine ait olmadığını" belirttiğine işaret ederek iştir ipotek resmî senedindeki imzanın davacıya ait olup olmadığının tespiti yönünden eksik inceleme sonucunda karar verildiği gerekçesi ile hükmü bozmuştur.

9. Öncelikle belirtmek gerekir ki; resmî bir senetteki yazı veya imzayı inkâr eden tarafın bu iddiası, ancak ilgili evraka resmiyet kazandıran kişiyi de taraf göstererek açacağı ayrı bir davada incelenip karara bağlanabilir. 6100 sayılı Kanun'un 208/4. maddesinin gerekçesine göre; resmî senetlerde sahtelik iddiasının "nasıl ileri sürüleceği ve inceleneceği" hususunun uygulamada tereddüt doğurabileceği öngörülerek, bu konudaki tereddütleri tamamen ortadan kaldırmak amacıyla, resmî senetteki yazı veya imzayı inkâr eden tarafın bu iddiasını, ancak ilgili evraka resmîyet kazandıran kişiyi de taraf göstererek açacağı ayrı bir davada ileri sürmesi kabul edilmiştir. Zira resmî senedin düzenlenmesinden sonra, resmî senede benzetilerek sahte belge tanzimi dışında, evraka resmîyet kazandıran kişi dâhil olmadan bir resmî senette sahtelik yapılması kural olarak mümkün değildir. Sahtelik iddiasının sadece karşı tarafa ya da sadece evrakı düzenleyene yöneltilmesi veya bunlara karşı farklı zamanlarda ayrı davaların açılması çelişik kararların ortaya çıkmasına sebep olabilecek, resmî senedin niteliği ile bağdaşmayan bir durumla karşı karşıya kalınabilecektir. Ayrıca, sadece karşı tarafa veya sadece evrakı düzenleyene dava açılması, bu yolun kötüye kullanılarak yargılamaların uzatılması sonucunu doğurabilecektir. Resmî senetlerin belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturdukları da dikkate alındığında, bu konudaki iddianın, evrakı düzenleyene de yöneltilerek bir an önce aydınlatılması önem taşımaktadır. Derdest dava içinde böyle bir sahtelik iddiasının karara bağlanması mümkün değildir. Zira, mevcut davanın tarafları dışında, evrakı düzenleyenin de asıl uyuşmazlıkla ilgisi olmadığı hâlde taraf gösterilerek, dava içinde tarafları farklı yeni bir davanın görülmesi şeklinde bir usul, yargılama hukukumuzda mümkün değildir. Belirtilen sebeplerle, resmî senetlerdeki sahtelik iddiasının, evrakı düzenleyen ve senetten lehine sonuç çıkarana karşı açılacak ayrı bir davada görülerek, karara bağlanması düzenlenmiştir.

10. Somut olayda davacı tarafın resmî senette mevcut yazı ve imzanın kendisine ait olmadığına yönelik sahtelik iddiası ileri sürüldüğüne göre, Mahkemece yapılması gereken iş; davacı tarafa 6100 sayılı Kanun'un 208/4. maddesi uyarınca dava açması için iki haftalık kesin bir süre vermekten ve sonucu uyarınca bir hüküm kurulmasından ibarettir.

11. Öyle ise direnme kararının, açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir.

VII. KARAR

Açıklanan sebeple;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine,

16.04.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.