TAŞINMAZ SATIŞ SÖZLEŞMESİ RESMÎ ŞEKİLDE YAPILMAMIŞ İSE DE DAVACILARIN TAŞINMAZ DEVRİNİ DEĞİL ALACAK TALEP ETTİKLERİ GÖZETİLDİĞİNDE SÖZLEŞMENİN BU YÖNDEN DAVALIYI BAĞLADIĞI AÇIKTIR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2025/3-258
Karar No : 2025/593
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Hacıbektaş Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 16.03.2023
SAYISI : 2023/7 E., 2023/40 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 19.11.2018 tarihli ve 2017/10854 Esas,
2018/11715 Karar sayılı BOZMA kararı
1. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Hacıbektaş Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacılar vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi
4. Davacılar vekili, müvekkillerinin davalının oğlu Resul D.'ın H. Tarım Kredi Kooperatifindeki 22.242,980 TL borcunu kefil olarak ödediklerini, davalının ise oğlunun bu borcuna karşılık olarak eşinden kalan Yenice Köyü 107 ada 39 parsel sayılı taşınmazın davacılara devri konusunda “teminat senedi” başlıklı belge imzaladığını ancak tapu devrinin yapılamadığını ileri sürerek dava konusu taşınmazın bedelinin tespit edilerek fazlaya ilişkin dava hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL'nin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı
5. Davalı, oğlunun borcunu ödediklerini söyleyen davacılara dava konusu taşınmazı ekmeleri için izin verdiğini, bu esnada davacıların kendisine bir kağıt imzalattıklarını, içinde ne yazdığını bilmediğini ancak diğer çocuklarının davacıların taşınmazı kullanmasını kabul etmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin Kararı
6. Hacıbektaş Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.12.2015 tarihli ve 2015/100 Esas, 2015/201 Karar sayılı kararı ile; anlaşmanın taşınmaz devrini içermesi nedeniyle resmî şekilde yapılması gerektiği, anlaşma metni bağış olarak kabul edilse bile resmî yazılı şekilde düzenlenmesinin zorunlu olduğu, geçerli olmayan taşınmaz satış sözleşmesine dayanılarak ifa yerine geçecek talepte bulunulamayacağı, bu hâlde tarafların verdiklerini geri isteyebilecekleri, ancak devir sözleşmesinde davalıya yapılmış bir ödemenin olmadığı, üçüncü kişi yararına yapılmış olan ancak resmî şekilde düzenlenmeyen sözleşme borçlusunun temerrüdünden bahsedilemeyeceği gibi haksız iktisap kuralları içinde davacıların davalıdan talep edebileceği bir alacağın bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 19.11.2018 tarihli ve 2017/10854 Esas, 2018/11715 Karar sayılı kararı ile; “… Dosya kapsamından; tarihsiz sözleşme ile davalının oğlunun davacılara olan 22.000,00 TL borcu için dava konusu taşınmazı davacılara devretmeyi kabul ettiği, ölümü halinde mirasçılarının sorun çıkarması durumunda başka bir taşınmazı davacılara bağışladığı, sözleşmenin davacılar, davalı, şahit Çağlar Fidan ve köy muhtarı tarafından imzalandığı, altına muhtarlığın mührünün basıldığı ve davalının imza inkarında bulunmadığı anlaşılmıştır.
Tapulu taşınmazların satışına ilişkin sözleşme, resmi şekilde yapılmadığı için TMK'nun 706, TBK'nun 237. (BK.'nun 213), Tapu Kanununun 26. ve Noterlik Kanununun 60. maddeleri uyarınca hukuken geçersizdir. Geçersiz sözleşmeler taraflarına geçerli sözleşmelerde olduğu gibi hak ve borç doğurmaz. Taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 195. ve devamı maddelerinde borcun üstlenilmesine ilişkin düzenlemeler yer almakta olup 196/1. maddesinde, borçlunun yerine yenisinin geçmesi ve borcundan kurtarılması, borcu üstlenen ile alacaklı arasında yapılacak sözleşmeyle alacağı hüküm altına alınmış ve borcun üstlenilmesi sözleşmesi resmi yazılı şekil şartına bağlanmamıştır.
O halde, mahkemece, davalının dava konusu sözleşme ile TBK'nın 195. ve devamı maddeler gereği üçüncü kişinin borcunu üstlendiği ve imzayı inkar etmediği dikkate alınarak işin esasına girerek karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Yargılama Süreci ve Direnme Kararı
9. Mahkemenin 23.05.2019 tarihli ve 2019/26 Esas, 2019/39 Karar sayılı kararı ile; bir taşınmaz malın veya payının mülkiyetinin başkasına devrini ya da devir vaadini öngören sözleşmelerin geçerli sayılmasının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237, 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 26, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706. maddeleri uyarınca resmî şekilde yapılmalarına bağlı olduğu, bu kapsamda Mahkeme kararı ile Yargıtay bozma ilâmının çeliştiği bu noktada şekil serbestisi bulunan borcun dış yüklenilmesi sözleşmesinin bir taşınmazın devri veya devir vaadine yönelik düzenlenmesi durumunda geçerli olup olmayacağının irdelenmesinin gerektiği, böyle bir durumda TMK'nın 706. maddesi uyarınca sözleşmenin geçerliliği için şekil kuralına uygun yapılmasının gerektiği, sözleşmenin geçersiz olması nedeniyle ancak sebepsiz zenginleşme kuralları gereğince tarafların verdiklerini isteyebilecekleri ancak böyle bir talebin bulunmadığı, TBK'nın 200/1. maddesi gereğince hükümsüz hâle gelen sözleşme açısından eğer mevcutsa davacılar ile esas borçlu arasındaki borç ilişkisinin devam ettiği, hükümsüz sözleşmede ifa isteminin mümkün olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
10. Direnme kararına karşı süresi içinde davacılar vekilinin temyiz isteminde bulunması üzerine Hukuk Genel Kurulunun 19.12.2019 tarihli ve 2019/3-785 Esas, 2019/1389 Karar sayılı kararı ile; usulün aradığı nitelikleri haiz kısa karar kurulmadığı gerekçesiyle kararın usulden bozulmasına karar verilmiştir.
11. Mahkemenin 08.07.2021 tarihli ve 2020/34 Esas, 2021/76 Karar sayılı kararı ile; Hukuk Genel Kurulunun usule ilişkin bozma kararının gereği yerine getirilmiş ve fakat bu kez hukuki yarara ilişkin dava şartının sağlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
12. Karara karşı süresi içinde davacılar vekilinin temyizi üzerine, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 16.06.2022 tarihli ve 2022/1292 Esas, 2022/5916 Karar sayılı kararı ile; Mahkeme tarafından Hukuk Genel Kurulunun bozma kararı yerine getirilmiş ise de, bozma sonrasında davacı vekilinin davanın belirsiz alacak davası olduğu yönündeki beyanına göre yeni bir karar verildiği ancak direnme kararı verilmekle taraflar yönünden usulü kazanılmış hak oluştuğu, bu nedenle direnme kararı esas yönünden bozulmadan bu karardan dönülerek Dairenin bozma kararına uyulmasının mümkün olmadığı, hâl böyle olunca Mahkemece Hukuk Genel Kurulunun kararında açıklandığı şekilde bir direnme kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar usulden bozulmuştur.
13. Mahkemenin 16.03.2023 tarihli ve 2023/7 Esas, 2023/40 Karar sayılı kararı ile; 23.05.2019 tarihli ikinci karar tekrar edilmek suretiyle davaya konu sözleşmenin TBK’nın 196/1. maddesi gereğince borcun dış yüklenilmesi niteliği taşıdığı, kural olarak borcun dış yüklenilmesi sözleşmesi herhangi bir geçerlilik şartına bağlı olmamakla birlikte bir taşınmazın devrini veya devir vaadini içermesi hâlinde sözleşmenin geçerliliğinin şekil kuralına bağlı olduğu, bu hususun TMK'nın 706. maddesine dayandığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi
14. Direnme kararı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
15. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu “teminat senedi” başlıklı sözleşmenin TBK’nın 196. maddesinde düzenlenen üçüncü kişinin borcunun üstlenilmesi niteliğinde olduğu hususunda Mahkeme ve Özel Daire arasında çekişme bulunmayan somut olayda, taşınmazın devri vaadini içerdiğinden resmî şekilde yapılmamış olması nedeniyle sözleşme geçersiz kabul edilerek davanın reddine karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
16. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “borcun üstlenilmesi” ile ilgili yasal düzenlemelerin ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
17. Borcun üstlenilmesi TBK’nın 195 ilâ 205. maddeleri arasında düzenlenmiş ve tarafların durumuna göre iki ayrı ilişki içinde ele alınmıştır. Borcun üstlenilmesinde, borçlu, alacaklı ve borcu üstlenen üçüncü kişi yer almaktadır. Buna göre borçlu ile borcu üstlenmek isteyen üçüncü kişi arasındaki ilişkide “borcun iç üstlenilmesi” söz konusu iken, borcu üstlenen üçüncü kişi ile alacaklı arasındaki ilişkide ise “borcun dış üstlenilmesi” söz konusudur. Gerçekten de borcun üstlenilmesinde borcu üstlenen, kendisinin daha önce dâhil olmadığı ve bu anlamda tamamen dışında olduğu bir borç ilişkisinde, borcu aynen muhafaza ederek borçlunun konumuna geçmesi hâli söz konusudur. Dolayısıyla borcun üstlenilmesi, belirli bir borç için borçlunun değişmesini konu edinmektedir.
18. Borcun iç üstlenilmesi, üçüncü kişinin, borçlu ile yaptığı sözleşme ile onu alacaklıya karşı olan borcundan kurtarmayı taahhüt etmesini ifade eder. Böyle bir taahhüt borçlunun alacaklıya karşı olan ifa yükümü üzerinde hiçbir etki yapmaz; üçüncü kişi ile alacaklı arasında herhangi bir hukuki bağ kurmaya yetmez. Bu husus TBK’nın 196/1. maddesinde “Borçlu ile iç üstlenme sözleşmesi yapan kişi, borcu bizzat ifa ederek veya alacaklının rızasıyla borcu üstlenerek, borçluyu borcundan kurtarma yükümlülüğü altına girmiş olur” şeklinde ifade edilmiştir. Dolayısıyla borcun iç üstlenilmesi borç ilişkisinin pasif süjesinde bir değişikliğe yol açmaz, sadece borçlu ile üçüncü kişi arasında bir hukuki ilişkiden ibaret kalır (Selahattin Sulhi Tekinay/ Sermet Akman/ Haluk Burcuoğlu/Atilla Altop: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 269).
19. Borcun dış üstlenilmesi ise alacaklı ile üçüncü kişi arasında yapılan bir sözleşme olup bununla borçlu borcundan kurtulur ve onun yerine borcu üstlenen üçüncü kişi borçlu olarak geçer. Borcun dış üstlenilmesi TBK’nın 196/1. maddesinde “Borçlunun yerine yenisinin geçmesi ve borcundan kurtarılması, borcu üstlenen ile alacaklı arasında yapılacak sözleşmeyle olur” şeklinde ifade edilmiştir. Dolayısıyla borcun dış üstlenmesi, alacaklı ile borcu üstlenen arasında söz konusu olmakta ve borç ilişkisi varlığını sürdürdüğü hâlde borç, eski borçludan yeni borçluya (borcu üstlenene) geçmektedir. Bu itibarla borcun dış üstlenilmesi, gerçek anlamda borcun üstlenilmesini ifade etmektedir.
20. Borcun üstlenilmesi alacaklı ile borcu üstlenen arasında yapılan bir sözleşme olup borçlunun bu sözleşmeye katılması gerekmediği gibi buna muvafakat etmesi de gerekmez. Hatta alacaklı ve borcu üstlenen, borçlunun muhalefetine rağmen böyle bir sözleşmeyi yapabilirler. Zira üçüncü kişi yararına borçtan kurtarma her zaman mümkündür. Öte yandan borcun üstlenilmesi sözleşmesinin kurulması ve geçerliliği hiçbir özel şekle tabi değildir. Taraflar diledikleri şekilde, sözlü, yazılı veya resmî şekilde bu sözleşmeyi yapabilirler.
21. Kural olarak her türlü borç borcun üstlenilmesi sözleşmesinin konusunu oluşturabilir. Bu kapsamda gelecekte doğması muhtemel borçlar, şarta bağlı borçlar, nizalı borçlar, seçimlik borçlar, kısmi borçlar, müteselsil borçluluktaki borçlar, zamanaşımına uğramış borçlar da borcun üstlenilmesine konu olabilir. Dolayısıyla asıl borçlunun belirli bir sürede borcunu ödememesi hâlinde bu tarihten itibaren geçerli olmak üzere şarta bağlı olarak da borcun üstlenilmesi mümkündür.
22. Borcun üstlenilmesinde eski borçlunun şahsına bağlı olmayan ve ona karşı doğmuş bulunan her türlü ferî hak borcu üstlenene karşı da ileri sürülebilir. Bu kapsamda eski borçlunun bizzat kurmuş olduğu teminatlar, eski borçlu zamanında işlemiş ve muaccel hâle gelmiş olan faiz, cezai şart ve sözleşmenin ihlâlinden doğan tazminat talepleri ile işleyecek faizler borcu üstlenen hakkında da geçerli olur. Bununla birlikte kefillerin sorumlulukları ile üçüncü kişilerin borca teminat olarak kurmuş oldukları rehin dolayısıyla sorumlulukları ancak bunların borcun yüklenilmesine muvafakat etmeleri hâlinde devam eder (TBK md. 198/2).
23. Borcun üstlenilmesi ile borcun içeriği değişmez ve borcu üstlenen eski borçlunun yerine geçerek borçlu sıfatını kazanır. Borcun içeriğinin aynen devam etmesinin sonucu olarak borç ilişkisinden kaynaklanan defiler de borcu üstlenene geçer (TBK md. 199/1). Borç ilişkisinden kaynaklanan defiler, üstlenilen borcun doğumuna, geçerliliğine, ortadan kalkmasına ya da sona ermesine ilişkin defilerdir. Borcun üslenilmesi sözleşmesinde aksi kararlaştırılmadıkça borcu üstlenen eski borçluya ait kişisel defileri alacaklıya karşı ileri süremez (TBK md. 199/2).
24. Hemen belirtilmelidir ki, borcun üstlenilmesi sözleşmesi, alacaklı ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında yapılması nedeniyle kefalet sözleşmesine ve üçüncü kişinin fiilini taahhüde benzese de bu iki sözleşmeden çok temel farklıları bulunmaktadır. Kefalet sözleşmesinde kefil; esas borca bağlı, feri ve tali bir borç üstlenir. Feri olmak, kefaletin ayırıcı karakteridir. Borcun üstlenilmesinde ise üstlenen, asıl borçluyu borcundan kurtaracak şekilde borcu üstlenmekte ve borcun asli borçlusu hâline gelmektedir. Bu anlamda, borcun üstlenilmesi, borçlunun borcuna kefil olmaktan tamamen farklıdır. Zira kefalet, asıl borçluyu borcundan kurtarmaz. Öte yandan üçüncü kişinin fiilini taahhütte, borçlu alacaklıya kendi edimini değil, bir üçüncü kişinin fiilini taahhüt etmekte, üçüncü kişinin fiilini ifa etmemesinin riskini üstlenmektedir (TBK md. 128). Dolayısıyla üçüncü kişinin fiilini taahhüt eden, üçüncü kişi tarafından fiilin gerçekleştirilmemesi nedeniyle doğan zararı gidermekle yükümlü olup ayrı bir borç söz konusudur. Oysa borcun üstlenilmesinde borcu üstlenen, asıl borçlunun yerine geçerek borçlunun edimini ifa ile yükümlüdür.
25. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında tarihsiz “teminat senedi” başlıklı sözleşme düzenlendiği, sözleşmede “Bu yazılı kağıt Hırka tepesi, Delik köyünden Türkan D. ile Yenice köyünden İsmail G. ve Aslan K. arasında tarafların rızası ile yapılmıştır. Ben Türkan D. olarak oğlum Resul D.’ın Tarım Kredi Kooperatifi kefilleri olan İsmail G. ve Aslan K.’ın ödedikleri 22.000 TL borcun karşılığı olarak çocuklarımla tek tek telefon görüşmesi yapıp hepsinin onayını alarak 39 parsel 107 ada doğusu İbrahim Korkmaz ve Zühtü G., batısı Hüseyin ve Bayram Ş., kuzeyi Ali K., güneyi Kazım K. ile çevrili Yenice köyü su deposunun karşısındaki 38,5 dekarlık bu taşınmazı bu kişilere veriyorum. Ben Türkan D. olarak benim ölüm halinde mirasçılarım tarafından itiraz etmek durum olur ise kendime ait eşim Mahsar D.’dan kalan tüm hisselerimi bu kişilere bağışlıyorum. Mirasçılarımın hakkı yoktur, bu kağıdı okudum.” ibarelerinin yer aldığı, taraflarca imzalandığı ve imzalara herhangi bir itirazın olmadığı anlaşılmaktadır.
26. Davaya konu sözleşmenin TBK’nın 196. maddesinde düzenlenen üçüncü kişinin borcunun üstlenilmesi niteliğinde olduğu, üçüncü kişinin borcunun üstlenilmesi sözleşmesinin de resmî şekle tabi olmadığı hususunda Mahkeme ve Özel Daire arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ancak, sözleşme içeriğinden anlaşılacağı üzere davalı Türkan D. oğlunun borcu karşılığında davacıya taşınmaz devrini vadetmektedir. Böyle bir durumda, her ne kadar üçüncü kişinin borcunun üstlenilmesi sözleşmesi resmî şekle tabi değilse de taşınmaz devrinin vaadi durumunda resmî şeklin aranıp aranmayacağı hususu uyuşmazlık noktasını oluşturmaktadır.
27. Türk Medeni Kanunu’nun 706/1. maddesinde yer alan “Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması, resmi şekilde düzenlenmiş olmasına bağlıdır” hükmü ile taşınmaz mülkiyetinin devrine ilişkin sözleşmelerin resmî şekilde yapılmadıkça geçerli olmayacağı düzenlenmiştir. Taşınmaz satış sözleşmesinin düzenlendiği TBK’nın 237. maddesinde de benzer şekilde “Taşınmaz satışının geçerli olabilmesi için, sözleşmenin resmi şekilde düzenlenmesi şarttır” denilmiştir. Dolayısıyla TMK’nın 706/1 ve TBK’nın 237/1. maddeleri uyarınca taşınmaz satış sözleşmesinin yapılması resmî şekle tabidir ve buradaki resmî şekil, geçerlilik şartıdır. Tapu Sicili Tüzüğünün 21/1. maddesine göre de sözleşme düzenlenmesi gereken işlemlerde resmî senet düzenlenir. Resmî senetler ise Tapu Kanunu’nun 26. maddesine göre tapu sicil müdürü veya tapu sicil görevlileri tarafından tanzim edilir.
28. Davaya konu sözleşmenin resmî şekilde düzenlenmediği açıktır. Bu durumda sözleşmedeki taşınmaz devrine ilişkin ibarelerin geçerli olmadığı tartışmasızdır. Ancak bu durum tüm sözleşmenin geçersizliği sonucunu doğurmaz. Sözleşme yapılmasındaki asıl amaç, üçüncü kişinin borcunun üstlenilmesi olmakla sözleşmenin davaya konu taşınmaz devri dışındaki kısımları geçerlidir.
29. O hâlde davalı Türkan D.’ın oğlu Resul D.’ın borcunu üstlendiği, davaya konu sözleşmeyle asıl amacın bu olduğu, taşınmaz devrine ilişkin ibarelerin üstlenilen borcun ifa şekli için kararlaştırıldığı anlaşılmakla, anılan sözleşme taşınmaz devri açısından geçerli değil ise de diğer yönlerden geçerli kabul edilmesi gerekmektedir. Kaldı ki davacıların da taşınmaz devrini değil alacak talep ettikleri gözetildiğinde sözleşmenin bu yönden davalıyı bağladığı ve bu nedenle Mahkemece davaya konu sözleşmenin alacak talebi yönünden değerlendirilerek işin esası incelenmek suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekir.
30. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davaya konu sözleşmenin TBK’nın 29. maddesinde ifadesini bulan ön sözleşme mahiyetinde olduğu ve dolayısıyla bu sözleşmenin de ileride kurulması planlanan taşınmaz devri sözleşmesinin geçerlilik şartlarını taşıması gerektiği, resmî şekilde yapılmayan sözleşmenin geçerli kabul edilemeyeceği, direnme kararının yerinde olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
31. Hâl böyle olunca Mahkemece önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile HMK’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
01.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
TAŞINMAZ SATIŞ SÖZLEŞMESİ RESMÎ ŞEKİLDE YAPILMAMIŞ İSE DE DAVACILARIN TAŞINMAZ DEVRİNİ DEĞİL ALACAK TALEP ETTİKLERİ GÖZETİLDİĞİNDE SÖZLEŞMENİN BU YÖNDEN DAVALIYI BAĞLADIĞI AÇIKTIR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2025/3-258
Karar No : 2025/593
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Hacıbektaş Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 16.03.2023
SAYISI : 2023/7 E., 2023/40 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 19.11.2018 tarihli ve 2017/10854 Esas,
2018/11715 Karar sayılı BOZMA kararı
1. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Hacıbektaş Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacılar vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi
4. Davacılar vekili, müvekkillerinin davalının oğlu Resul D.'ın H. Tarım Kredi Kooperatifindeki 22.242,980 TL borcunu kefil olarak ödediklerini, davalının ise oğlunun bu borcuna karşılık olarak eşinden kalan Yenice Köyü 107 ada 39 parsel sayılı taşınmazın davacılara devri konusunda “teminat senedi” başlıklı belge imzaladığını ancak tapu devrinin yapılamadığını ileri sürerek dava konusu taşınmazın bedelinin tespit edilerek fazlaya ilişkin dava hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL'nin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı
5. Davalı, oğlunun borcunu ödediklerini söyleyen davacılara dava konusu taşınmazı ekmeleri için izin verdiğini, bu esnada davacıların kendisine bir kağıt imzalattıklarını, içinde ne yazdığını bilmediğini ancak diğer çocuklarının davacıların taşınmazı kullanmasını kabul etmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin Kararı
6. Hacıbektaş Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.12.2015 tarihli ve 2015/100 Esas, 2015/201 Karar sayılı kararı ile; anlaşmanın taşınmaz devrini içermesi nedeniyle resmî şekilde yapılması gerektiği, anlaşma metni bağış olarak kabul edilse bile resmî yazılı şekilde düzenlenmesinin zorunlu olduğu, geçerli olmayan taşınmaz satış sözleşmesine dayanılarak ifa yerine geçecek talepte bulunulamayacağı, bu hâlde tarafların verdiklerini geri isteyebilecekleri, ancak devir sözleşmesinde davalıya yapılmış bir ödemenin olmadığı, üçüncü kişi yararına yapılmış olan ancak resmî şekilde düzenlenmeyen sözleşme borçlusunun temerrüdünden bahsedilemeyeceği gibi haksız iktisap kuralları içinde davacıların davalıdan talep edebileceği bir alacağın bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 19.11.2018 tarihli ve 2017/10854 Esas, 2018/11715 Karar sayılı kararı ile; “… Dosya kapsamından; tarihsiz sözleşme ile davalının oğlunun davacılara olan 22.000,00 TL borcu için dava konusu taşınmazı davacılara devretmeyi kabul ettiği, ölümü halinde mirasçılarının sorun çıkarması durumunda başka bir taşınmazı davacılara bağışladığı, sözleşmenin davacılar, davalı, şahit Çağlar Fidan ve köy muhtarı tarafından imzalandığı, altına muhtarlığın mührünün basıldığı ve davalının imza inkarında bulunmadığı anlaşılmıştır.
Tapulu taşınmazların satışına ilişkin sözleşme, resmi şekilde yapılmadığı için TMK'nun 706, TBK'nun 237. (BK.'nun 213), Tapu Kanununun 26. ve Noterlik Kanununun 60. maddeleri uyarınca hukuken geçersizdir. Geçersiz sözleşmeler taraflarına geçerli sözleşmelerde olduğu gibi hak ve borç doğurmaz. Taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 195. ve devamı maddelerinde borcun üstlenilmesine ilişkin düzenlemeler yer almakta olup 196/1. maddesinde, borçlunun yerine yenisinin geçmesi ve borcundan kurtarılması, borcu üstlenen ile alacaklı arasında yapılacak sözleşmeyle alacağı hüküm altına alınmış ve borcun üstlenilmesi sözleşmesi resmi yazılı şekil şartına bağlanmamıştır.
O halde, mahkemece, davalının dava konusu sözleşme ile TBK'nın 195. ve devamı maddeler gereği üçüncü kişinin borcunu üstlendiği ve imzayı inkar etmediği dikkate alınarak işin esasına girerek karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Yargılama Süreci ve Direnme Kararı
9. Mahkemenin 23.05.2019 tarihli ve 2019/26 Esas, 2019/39 Karar sayılı kararı ile; bir taşınmaz malın veya payının mülkiyetinin başkasına devrini ya da devir vaadini öngören sözleşmelerin geçerli sayılmasının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237, 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 26, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706. maddeleri uyarınca resmî şekilde yapılmalarına bağlı olduğu, bu kapsamda Mahkeme kararı ile Yargıtay bozma ilâmının çeliştiği bu noktada şekil serbestisi bulunan borcun dış yüklenilmesi sözleşmesinin bir taşınmazın devri veya devir vaadine yönelik düzenlenmesi durumunda geçerli olup olmayacağının irdelenmesinin gerektiği, böyle bir durumda TMK'nın 706. maddesi uyarınca sözleşmenin geçerliliği için şekil kuralına uygun yapılmasının gerektiği, sözleşmenin geçersiz olması nedeniyle ancak sebepsiz zenginleşme kuralları gereğince tarafların verdiklerini isteyebilecekleri ancak böyle bir talebin bulunmadığı, TBK'nın 200/1. maddesi gereğince hükümsüz hâle gelen sözleşme açısından eğer mevcutsa davacılar ile esas borçlu arasındaki borç ilişkisinin devam ettiği, hükümsüz sözleşmede ifa isteminin mümkün olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
10. Direnme kararına karşı süresi içinde davacılar vekilinin temyiz isteminde bulunması üzerine Hukuk Genel Kurulunun 19.12.2019 tarihli ve 2019/3-785 Esas, 2019/1389 Karar sayılı kararı ile; usulün aradığı nitelikleri haiz kısa karar kurulmadığı gerekçesiyle kararın usulden bozulmasına karar verilmiştir.
11. Mahkemenin 08.07.2021 tarihli ve 2020/34 Esas, 2021/76 Karar sayılı kararı ile; Hukuk Genel Kurulunun usule ilişkin bozma kararının gereği yerine getirilmiş ve fakat bu kez hukuki yarara ilişkin dava şartının sağlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
12. Karara karşı süresi içinde davacılar vekilinin temyizi üzerine, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 16.06.2022 tarihli ve 2022/1292 Esas, 2022/5916 Karar sayılı kararı ile; Mahkeme tarafından Hukuk Genel Kurulunun bozma kararı yerine getirilmiş ise de, bozma sonrasında davacı vekilinin davanın belirsiz alacak davası olduğu yönündeki beyanına göre yeni bir karar verildiği ancak direnme kararı verilmekle taraflar yönünden usulü kazanılmış hak oluştuğu, bu nedenle direnme kararı esas yönünden bozulmadan bu karardan dönülerek Dairenin bozma kararına uyulmasının mümkün olmadığı, hâl böyle olunca Mahkemece Hukuk Genel Kurulunun kararında açıklandığı şekilde bir direnme kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar usulden bozulmuştur.
13. Mahkemenin 16.03.2023 tarihli ve 2023/7 Esas, 2023/40 Karar sayılı kararı ile; 23.05.2019 tarihli ikinci karar tekrar edilmek suretiyle davaya konu sözleşmenin TBK’nın 196/1. maddesi gereğince borcun dış yüklenilmesi niteliği taşıdığı, kural olarak borcun dış yüklenilmesi sözleşmesi herhangi bir geçerlilik şartına bağlı olmamakla birlikte bir taşınmazın devrini veya devir vaadini içermesi hâlinde sözleşmenin geçerliliğinin şekil kuralına bağlı olduğu, bu hususun TMK'nın 706. maddesine dayandığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi
14. Direnme kararı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
15. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu “teminat senedi” başlıklı sözleşmenin TBK’nın 196. maddesinde düzenlenen üçüncü kişinin borcunun üstlenilmesi niteliğinde olduğu hususunda Mahkeme ve Özel Daire arasında çekişme bulunmayan somut olayda, taşınmazın devri vaadini içerdiğinden resmî şekilde yapılmamış olması nedeniyle sözleşme geçersiz kabul edilerek davanın reddine karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
16. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “borcun üstlenilmesi” ile ilgili yasal düzenlemelerin ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
17. Borcun üstlenilmesi TBK’nın 195 ilâ 205. maddeleri arasında düzenlenmiş ve tarafların durumuna göre iki ayrı ilişki içinde ele alınmıştır. Borcun üstlenilmesinde, borçlu, alacaklı ve borcu üstlenen üçüncü kişi yer almaktadır. Buna göre borçlu ile borcu üstlenmek isteyen üçüncü kişi arasındaki ilişkide “borcun iç üstlenilmesi” söz konusu iken, borcu üstlenen üçüncü kişi ile alacaklı arasındaki ilişkide ise “borcun dış üstlenilmesi” söz konusudur. Gerçekten de borcun üstlenilmesinde borcu üstlenen, kendisinin daha önce dâhil olmadığı ve bu anlamda tamamen dışında olduğu bir borç ilişkisinde, borcu aynen muhafaza ederek borçlunun konumuna geçmesi hâli söz konusudur. Dolayısıyla borcun üstlenilmesi, belirli bir borç için borçlunun değişmesini konu edinmektedir.
18. Borcun iç üstlenilmesi, üçüncü kişinin, borçlu ile yaptığı sözleşme ile onu alacaklıya karşı olan borcundan kurtarmayı taahhüt etmesini ifade eder. Böyle bir taahhüt borçlunun alacaklıya karşı olan ifa yükümü üzerinde hiçbir etki yapmaz; üçüncü kişi ile alacaklı arasında herhangi bir hukuki bağ kurmaya yetmez. Bu husus TBK’nın 196/1. maddesinde “Borçlu ile iç üstlenme sözleşmesi yapan kişi, borcu bizzat ifa ederek veya alacaklının rızasıyla borcu üstlenerek, borçluyu borcundan kurtarma yükümlülüğü altına girmiş olur” şeklinde ifade edilmiştir. Dolayısıyla borcun iç üstlenilmesi borç ilişkisinin pasif süjesinde bir değişikliğe yol açmaz, sadece borçlu ile üçüncü kişi arasında bir hukuki ilişkiden ibaret kalır (Selahattin Sulhi Tekinay/ Sermet Akman/ Haluk Burcuoğlu/Atilla Altop: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 269).
19. Borcun dış üstlenilmesi ise alacaklı ile üçüncü kişi arasında yapılan bir sözleşme olup bununla borçlu borcundan kurtulur ve onun yerine borcu üstlenen üçüncü kişi borçlu olarak geçer. Borcun dış üstlenilmesi TBK’nın 196/1. maddesinde “Borçlunun yerine yenisinin geçmesi ve borcundan kurtarılması, borcu üstlenen ile alacaklı arasında yapılacak sözleşmeyle olur” şeklinde ifade edilmiştir. Dolayısıyla borcun dış üstlenmesi, alacaklı ile borcu üstlenen arasında söz konusu olmakta ve borç ilişkisi varlığını sürdürdüğü hâlde borç, eski borçludan yeni borçluya (borcu üstlenene) geçmektedir. Bu itibarla borcun dış üstlenilmesi, gerçek anlamda borcun üstlenilmesini ifade etmektedir.
20. Borcun üstlenilmesi alacaklı ile borcu üstlenen arasında yapılan bir sözleşme olup borçlunun bu sözleşmeye katılması gerekmediği gibi buna muvafakat etmesi de gerekmez. Hatta alacaklı ve borcu üstlenen, borçlunun muhalefetine rağmen böyle bir sözleşmeyi yapabilirler. Zira üçüncü kişi yararına borçtan kurtarma her zaman mümkündür. Öte yandan borcun üstlenilmesi sözleşmesinin kurulması ve geçerliliği hiçbir özel şekle tabi değildir. Taraflar diledikleri şekilde, sözlü, yazılı veya resmî şekilde bu sözleşmeyi yapabilirler.
21. Kural olarak her türlü borç borcun üstlenilmesi sözleşmesinin konusunu oluşturabilir. Bu kapsamda gelecekte doğması muhtemel borçlar, şarta bağlı borçlar, nizalı borçlar, seçimlik borçlar, kısmi borçlar, müteselsil borçluluktaki borçlar, zamanaşımına uğramış borçlar da borcun üstlenilmesine konu olabilir. Dolayısıyla asıl borçlunun belirli bir sürede borcunu ödememesi hâlinde bu tarihten itibaren geçerli olmak üzere şarta bağlı olarak da borcun üstlenilmesi mümkündür.
22. Borcun üstlenilmesinde eski borçlunun şahsına bağlı olmayan ve ona karşı doğmuş bulunan her türlü ferî hak borcu üstlenene karşı da ileri sürülebilir. Bu kapsamda eski borçlunun bizzat kurmuş olduğu teminatlar, eski borçlu zamanında işlemiş ve muaccel hâle gelmiş olan faiz, cezai şart ve sözleşmenin ihlâlinden doğan tazminat talepleri ile işleyecek faizler borcu üstlenen hakkında da geçerli olur. Bununla birlikte kefillerin sorumlulukları ile üçüncü kişilerin borca teminat olarak kurmuş oldukları rehin dolayısıyla sorumlulukları ancak bunların borcun yüklenilmesine muvafakat etmeleri hâlinde devam eder (TBK md. 198/2).
23. Borcun üstlenilmesi ile borcun içeriği değişmez ve borcu üstlenen eski borçlunun yerine geçerek borçlu sıfatını kazanır. Borcun içeriğinin aynen devam etmesinin sonucu olarak borç ilişkisinden kaynaklanan defiler de borcu üstlenene geçer (TBK md. 199/1). Borç ilişkisinden kaynaklanan defiler, üstlenilen borcun doğumuna, geçerliliğine, ortadan kalkmasına ya da sona ermesine ilişkin defilerdir. Borcun üslenilmesi sözleşmesinde aksi kararlaştırılmadıkça borcu üstlenen eski borçluya ait kişisel defileri alacaklıya karşı ileri süremez (TBK md. 199/2).
24. Hemen belirtilmelidir ki, borcun üstlenilmesi sözleşmesi, alacaklı ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında yapılması nedeniyle kefalet sözleşmesine ve üçüncü kişinin fiilini taahhüde benzese de bu iki sözleşmeden çok temel farklıları bulunmaktadır. Kefalet sözleşmesinde kefil; esas borca bağlı, feri ve tali bir borç üstlenir. Feri olmak, kefaletin ayırıcı karakteridir. Borcun üstlenilmesinde ise üstlenen, asıl borçluyu borcundan kurtaracak şekilde borcu üstlenmekte ve borcun asli borçlusu hâline gelmektedir. Bu anlamda, borcun üstlenilmesi, borçlunun borcuna kefil olmaktan tamamen farklıdır. Zira kefalet, asıl borçluyu borcundan kurtarmaz. Öte yandan üçüncü kişinin fiilini taahhütte, borçlu alacaklıya kendi edimini değil, bir üçüncü kişinin fiilini taahhüt etmekte, üçüncü kişinin fiilini ifa etmemesinin riskini üstlenmektedir (TBK md. 128). Dolayısıyla üçüncü kişinin fiilini taahhüt eden, üçüncü kişi tarafından fiilin gerçekleştirilmemesi nedeniyle doğan zararı gidermekle yükümlü olup ayrı bir borç söz konusudur. Oysa borcun üstlenilmesinde borcu üstlenen, asıl borçlunun yerine geçerek borçlunun edimini ifa ile yükümlüdür.
25. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında tarihsiz “teminat senedi” başlıklı sözleşme düzenlendiği, sözleşmede “Bu yazılı kağıt Hırka tepesi, Delik köyünden Türkan D. ile Yenice köyünden İsmail G. ve Aslan K. arasında tarafların rızası ile yapılmıştır. Ben Türkan D. olarak oğlum Resul D.’ın Tarım Kredi Kooperatifi kefilleri olan İsmail G. ve Aslan K.’ın ödedikleri 22.000 TL borcun karşılığı olarak çocuklarımla tek tek telefon görüşmesi yapıp hepsinin onayını alarak 39 parsel 107 ada doğusu İbrahim Korkmaz ve Zühtü G., batısı Hüseyin ve Bayram Ş., kuzeyi Ali K., güneyi Kazım K. ile çevrili Yenice köyü su deposunun karşısındaki 38,5 dekarlık bu taşınmazı bu kişilere veriyorum. Ben Türkan D. olarak benim ölüm halinde mirasçılarım tarafından itiraz etmek durum olur ise kendime ait eşim Mahsar D.’dan kalan tüm hisselerimi bu kişilere bağışlıyorum. Mirasçılarımın hakkı yoktur, bu kağıdı okudum.” ibarelerinin yer aldığı, taraflarca imzalandığı ve imzalara herhangi bir itirazın olmadığı anlaşılmaktadır.
26. Davaya konu sözleşmenin TBK’nın 196. maddesinde düzenlenen üçüncü kişinin borcunun üstlenilmesi niteliğinde olduğu, üçüncü kişinin borcunun üstlenilmesi sözleşmesinin de resmî şekle tabi olmadığı hususunda Mahkeme ve Özel Daire arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ancak, sözleşme içeriğinden anlaşılacağı üzere davalı Türkan D. oğlunun borcu karşılığında davacıya taşınmaz devrini vadetmektedir. Böyle bir durumda, her ne kadar üçüncü kişinin borcunun üstlenilmesi sözleşmesi resmî şekle tabi değilse de taşınmaz devrinin vaadi durumunda resmî şeklin aranıp aranmayacağı hususu uyuşmazlık noktasını oluşturmaktadır.
27. Türk Medeni Kanunu’nun 706/1. maddesinde yer alan “Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması, resmi şekilde düzenlenmiş olmasına bağlıdır” hükmü ile taşınmaz mülkiyetinin devrine ilişkin sözleşmelerin resmî şekilde yapılmadıkça geçerli olmayacağı düzenlenmiştir. Taşınmaz satış sözleşmesinin düzenlendiği TBK’nın 237. maddesinde de benzer şekilde “Taşınmaz satışının geçerli olabilmesi için, sözleşmenin resmi şekilde düzenlenmesi şarttır” denilmiştir. Dolayısıyla TMK’nın 706/1 ve TBK’nın 237/1. maddeleri uyarınca taşınmaz satış sözleşmesinin yapılması resmî şekle tabidir ve buradaki resmî şekil, geçerlilik şartıdır. Tapu Sicili Tüzüğünün 21/1. maddesine göre de sözleşme düzenlenmesi gereken işlemlerde resmî senet düzenlenir. Resmî senetler ise Tapu Kanunu’nun 26. maddesine göre tapu sicil müdürü veya tapu sicil görevlileri tarafından tanzim edilir.
28. Davaya konu sözleşmenin resmî şekilde düzenlenmediği açıktır. Bu durumda sözleşmedeki taşınmaz devrine ilişkin ibarelerin geçerli olmadığı tartışmasızdır. Ancak bu durum tüm sözleşmenin geçersizliği sonucunu doğurmaz. Sözleşme yapılmasındaki asıl amaç, üçüncü kişinin borcunun üstlenilmesi olmakla sözleşmenin davaya konu taşınmaz devri dışındaki kısımları geçerlidir.
29. O hâlde davalı Türkan D.’ın oğlu Resul D.’ın borcunu üstlendiği, davaya konu sözleşmeyle asıl amacın bu olduğu, taşınmaz devrine ilişkin ibarelerin üstlenilen borcun ifa şekli için kararlaştırıldığı anlaşılmakla, anılan sözleşme taşınmaz devri açısından geçerli değil ise de diğer yönlerden geçerli kabul edilmesi gerekmektedir. Kaldı ki davacıların da taşınmaz devrini değil alacak talep ettikleri gözetildiğinde sözleşmenin bu yönden davalıyı bağladığı ve bu nedenle Mahkemece davaya konu sözleşmenin alacak talebi yönünden değerlendirilerek işin esası incelenmek suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekir.
30. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davaya konu sözleşmenin TBK’nın 29. maddesinde ifadesini bulan ön sözleşme mahiyetinde olduğu ve dolayısıyla bu sözleşmenin de ileride kurulması planlanan taşınmaz devri sözleşmesinin geçerlilik şartlarını taşıması gerektiği, resmî şekilde yapılmayan sözleşmenin geçerli kabul edilemeyeceği, direnme kararının yerinde olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
31. Hâl böyle olunca Mahkemece önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile HMK’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
01.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

