KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

DAVALI İNANÇLI İŞLEMLE MÂLİK OLUP YOLSUZ TESCİL SÖZ KONUSU OLMADIĞINDAN LEHİNE İPOTEK TESİS EDİLEN DİĞER DAVALININ İNANÇ SÖZLEŞMESİNİ BİLMESİ KURAL OLARAK İPOTEĞİ YOLSUZ HÂLE GETİRMEZ.

T.C.
YARGITAY
7. HUKUK DAİRESİ

Esas No       : 2024/2466
Karar No      : 2025/63

T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                       :
 İstanbul Anadolu 9. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ                                 : 19.07.2023
SAYISI                                 : 2020/161 E., 2023/559 K.

İlk Derece Mahkemesi kararı asıl ve birleştirilen davada davalı Mehmet Ö. vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 07.01.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.

Belli edilen günde temyiz eden asıl ve birleştirilen davada davalı Mehmet Ö. vekili Avukat A.A., karşı taraftan asıl ve birleştirilen davada davacı Mustafa K. ve vekili Avukat K.K., birleştirilen davada davalılar K. Holding A.Ş. vekili Avukat G.B., SGK Başkanlığı vekili Avukat Ş.G.Ö. geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İşin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

1. Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ve davalının paraya ihtiyacının olması nedeniyle davalı adına kredi çekmek için müvekkilinin maliki olduğu 61 ada 7 parsel sayılı taşınmazda kayıtlı 10 numaralı bağımsız bölümün kredi borcu ödendikten sonra iade edilmek üzere davalıya devredildiğini, kredi borcunun ödenmesine rağmen davalının taşınmazı müvekkiline devretmediğini belirterek, dava konusu taşınmazın müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

2. Birleştirilen davada davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Mehmet'in kötü niyetli olarak müvekkiline ait taşınmazı ipotek ettirdiğini, davalı Mehmet'in lehine ipotek verdiği şirket sahipleri ile yakın ilişkisi olduğunu, ipotek karşılığında para vs. almadığını, davalı Mehmet'in SGK'ya olan borçlarını ödemediğini ve taşınmazın kaydına haciz şerhi konulduğunu ileri sürerek, dava konusu taşınmazda davalılar lehine konulan haciz şerhlerinin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.

II. CEVAP

1. Birleştirilen davada davalı SGK vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin iyi niyetinin korunması gerektiğini ifade ederek davanın reddini savunmuştur.

2. Birleştirilen davada davalı P. Faktoring A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımı süresi içinde açılmadığını, davacının dava dilekçesinde ipoteğin kaldırılmasını istemediğini, müvekkilinin dava dışı ASD Ltd. Şti'nin alacaklarını temlik aldığını, davalı Mehmet'in taşınmazının bu nedenle ipotek edildiğini, müvekkilinin iyi niyetli olduğunu, borcun ödenmediğini beyan ederek davanın reddini talep etmiştir.

3. Asıl ve birleştirilen davada davalı Mehmet vekili cevap dilekçesinde; davanın hak düşürücü ve zamanaşımı süresi içinde açılmadığını, davacının iddialarının doğru olmadığını, müvekkilinin dava konusu taşınmazı satın aldığını, davacı ile vekil arasında düzenlenen sözleşmenin müvekkilini bağlamayacağını, davacının taşınmazda işgalci olduğunu, aidatların müvekkili tarafından ödendiğini, ödemelere ilişkin belgedeki el yazısının müvekkiline ait olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

III.MAHKEME KARARI

Mahkemenin 06.10.2015 tarihli kararıyla asıl ve birleştirilen davanın kabulüne, dava konusu taşınmazın davacı adına tesciline, haciz şerhinin ve ipoteğin kaldırılmasına karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

1. Mahkemenin 06.10.2015 tarihli kararına karşı süresi içinde davalı SGK vekili, davalı Mehmet Ö. vekili ve davalı P. Faktoring A.Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır.

2. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 04.04.2017 tarihli kararı ile davalı Mehmet Ö. vekilinin temyiz dilekçesinde inanç sözleşmesini kabul ettiği bu nedenle davalının çekmiş olduğu krediden davacıya ödendiği somut delillerle tespit edilen miktarın mahkeme tarafından belirlenerek davalıya ödenmek üzere depo edilmesine karar verilmesi gerektiği ve ipotek sözleşmesinin muvazaalı olup olmadığının araştırılması gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.

3. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 04.04.2017 tarihli kararına karşı süresi içerisinde davacı vekili, davalı P. Faktoring A.Ş. vekili ve davalı Mehmet Ö. vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulması üzerine Dairenin 21.11.2017 tarihli kararıyla karar düzeltme istemlerinin reddine karar verilmiştir.

4.Mahkemece 04.04.2017 tarihli bozma ilamına uyularak 17.05.2018 tarihli kararla asıl ve birleştirilen davanın kabulüne, dava konusu taşınmazın davacı adına tesciline, ipoteğin ve haciz şerhinin terkinine karar verilmiştir.

5. Mahkemenin 17.05.2018 tarihli kararına karşı süresi içinde davalı SGK vekili, davalı Mehmet Ö. vekili ve davalı P. Faktoring A.Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır.

6. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 05.02.2019 tarihli kararı ile depo edilecek bedelin eksik incelemeyle belirlendiği ve ipotek sözleşmesinin muvazaalı olup olmadığının araştırılması gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.

7. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 05.02.2019 tarihli bozma ilamına karşı süresi içerisinde davacı vekili, davalı SGK vekili ve davalı P. Faktoring A.Ş. vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulması üzerine Dairenin 12.02.2020 tarihli kararı ile karar düzeltme istemlerinin reddine karar verilmiştir.

8. Mahkemece 05.12.2019 tarihli bozma ilamına uyularak yukarıda tarih ve sayısı belirtilen karar ile davacının kendisine düşen kredi ödemelerini ve davalının ödediği site aidatlarını depo ettiği, davalı P. Faktoring A.Ş.'nin özen yükümlülüğünü yerine getirmediği, tanık anlatımlarına göre davalı şirketin inanç sözleşmesini bilen veya bilebilecek kişi durumunda olduğu ve bozma ilamı doğrultusunda tapu iptali ve tescil ile ipoteğin kaldırılması istemlerinin kabulüne, haciz şerhinin terkini istemi yönünden verilen karar Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşmiş olduğundan yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

1. Birleştirilen davada davalı SGK vekili temyiz dilekçesinde; eksik incelemeyle karar verildiğini, müvekkilinin iyi niyetinin korunması gerektiğini beyan ederek ve re'sen gözetilecek sebeplerle kararın bozulmasını istemiştir.

2. Asıl ve birleştirilen davada davalı Mehmet Ö. vekili temyiz dilekçesinde; inanç sözleşmesinin varlığının ispatlanamadığını belirterek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

3. Birleştirilen davada davalı K. Holding A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde; davacının dava dilekçesinde ipoteğin kaldırılmasını istemediğini, tapuya güven ilkesinin gözetilmesi gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun yetersiz olduğunu, müvekkilinin alacağının devam ettiğini, davacının muvazaa iddiasına ilişkin delil göstermediğini, yanılgılı değerlendirme ve eksik incelemeyle karar verildiğini ifade ederek kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre asıl ve birleştirilen davada davalı Mehmet Ö.'ın, birleştirilen davada davalı SGK vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2. Birleştirilen davada davalı K. Holding A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

İnançlı devir, bir taşınmaz mülkiyetini devren kazanan kimsenin, bu mülkiyeti devredenle aralarında kararlaştırılan amaca göre kullanmayı ve gerektiğinde mülkiyeti kendisine devretmiş olana veya bir üçüncü kişiye devretmeyi taahhüt etmesi ve itimat edenin bu taahhüdüne güvenerek taşınmazın mülkiyetini devretmesi halidir (M. Kemal Oğuzman, Özer Seliçi, Saibe Oktay Özdemir, Eşya Hukuku, İstanbul, Yimiüçüncü Baskı, 2021, s.436).

İnançlı işlemle inanılan, kendisine geçen inanç konusu malın mülkiyeti ve alacak üzerinde tam bir hak kazanır. İnançlı işlem ile inanılan, devredilen taşınır ve taşınmaz malın tam maliki, alacağın tam sahibi olur. Buna tam hak kazanma teorisi denir. Ancak, inanç anlaşması gereğince inanılan, inananın aleyhine hareket etmemek, hakkı başkasına devretmemek veya rehnetmemek ve süre dolunca veya amaç gerçekleşince kendisine devredilen mülkiyet ve alacak hakkını tekrar inanana devretmek zorundadır (Fikret Eren, Mülkiyet Hukuku, Ankara, Altıncı Baskı, 2021, s.233.).

Diğer taraftan inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.

Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek veya idare olunmak üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar.

Başka bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanır.

Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı, inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır.

Diğer bir bakış açısıyla taşınmazın mülkiyeti inanılana (alacaklıya) geçmiştir. Taşınmazda inanarak satanın (borçlu) mülkiyet hakkı kalmadığı gibi, alıcının bu mülkiyet hakkı üzerinde kurulmuş olan bir rehin hakkından da söz edilemez.

Bu aşamada, "yolsuz tescil" kavramı hakkında açıklama yapılmasında yarar vardır.

4721 sayılı Kanun'un 1021 inci maddesine göre kurulması kanunen tescile tâbi aynî haklar, tescil edilmedikçe varlık kazanamaz. Kanun’un 1022 nci maddesinin birinci fıkrasına göre de aynî haklar, kütüğe tescil ile doğar; sıralarını ve tarihlerini tescile göre alır. Bu hükümlerden anlaşılacağı üzere aynî hakların doğumu, devri, muhtevalarının değiştirilmesi ve ortadan kalkması kural olarak tapu siciline tescil şartına bağlanmış olup, tescil kurucu bir nitelik taşımaktadır. Aynî haklar tescil ile doğmakla birlikte tapu kayıtlarının oluşumunda “illilik”, diğer bir anlatımla “sebebe bağlılık” prensibi esas alındığından, tescilin kendisinden beklenen hukukî sonucu doğurabilmesi için geçerli ve haklı bir sebebe dayanması gerekmektedir. Bu bakımdan tescil, hukukî sebebe bağlı bir tasarruf işlemidir. Tescilin geçerli bir hukukî sebebe dayanmaması, aynî hakkın doğumunda ve kazanılmasında kurucu unsur niteliğinde olan tescil işlemini temelde sakat hâle getirir.

Burada sözü edilen hukukî sebep, aynî hakkı ya da mülkiyeti geçirme borcu doğuran hukukî işlem anlamında kullanılmaktadır. Tescilin taraflar arasında hukukî sonuç doğurması için hukukî sebebi doğuran borçlandırıcı işlemin esas ve şekil yönünden geçerli ve doğru bir işlem olması gerekir. Bu nedenle, tapu kütüğünde yapılan sebebe bağlı kazandırıcı tasarruf işlemlerinde, kazandırma sebepsiz ya da geçerli bir hukukî sebep olmaksızın yapılmış ise hiçbir hüküm ve sonuç doğurmaz. Böyle bir tescil yolsuzdur.

Bu husus 4721 sayılı Kanun'un 1024 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, “Bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur” şeklinde açıklanmıştır. Yasa maddesindeki bu tanımdan anlaşılacağı gibi gerçek hak durumuna uymayan tescil, yolsuz tescildir. Bu yolsuz tescil durumu, tescilin kurucu unsurlarından biri veya bir kaçının eksik olması nedeniyle başlangıçtan itibaren söz konusu olabileceği gibi sakat bir terkin veya tadil yüzünden sonradan da oluşabilir.

Tescilin yolsuz olması hâlinde, tescil işlemi gerçek hak sahipliğini ve hakkın kapsamını göstermez. Bu tür bir tescil yolsuzluğu nedeniyle sonuç doğurmaz, diğer bir anlatımla geçerli bir sebebe dayanmayan tescil veya terkin işlemi taşınmaz üzerindeki aynî hakkın durumunu etkilemez ve böyle bir durumda gerçek hak sahipliğinde herhangi bir değişiklik meydana gelmez. Ancak, tapu sicilindeki bir kaydın gerçek hak durumunu yansıtmayıp, sadece şekli bir değer taşıması hâlinde, tapu sicilinin kendisinden beklenen fonksiyonu yerine getirmesi imkânı ortadan kalkar.

4721 sayılı Kanun'un 1025 inci maddesinin birinci fıkrasında; aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmiş ise bu yüzden aynî hakkı zedelenen kimsenin tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebileceği öngörülmüştür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20.12.2022 tarihli ve 2020/291 Esas, 2022/1801 Karar sayılı kararı).

Yapılan bu açıklamalar ışığı altında somut olaya gelince;

Dosya içeriğinden; dava konusu 61 ada 7 parsel sayılı taşınmazda kayıtlı 10 numaralı bağımsız bölümün davacı Mustafa adına kayıtlıyken 29.05.2006 tarihinde davalı Mehmet'e tapuda devredildiği, davalı Mehmet'in taşınmaz üzerinde 08.07.2006 tarihinde dava dışı banka lehine 1. sırada ipotek tesis ettirdiği, daha sonra davalı Mehmet'in dava dışı ASD şirketi ile davalı P. Faktoring A.Ş. arasında akdedilmiş ve akdedilecek faktoring sözleşmelerinden doğan ve doğacak borçları için 01.07.2007 tarihinde taşınmazda davalı P. Faktoring A.Ş. lehine ipotek tesis ettirdiği; davacı Mustafa'nın, birleştirilen davada, dava konusu taşınmazda davalı P. Faktoring A.Ş. lehine tesis edilen ipoteğin muvazaalı olduğunu ileri sürerek kaldırılmasını talep ettiği, Mahkemece, davalı P. Faktoring A.Ş.'nin dava konusu taşınmazın gerçek malikinin davacı olduğunu bildiği veya bilebilecek durumda olduğu, özen yükümlülüğünü yerine getirmediği ve iyi niyet iddiasında bulunmayacağı gerekçesiyle davaya konu ipoteğin kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere, dava konusu taşınmazın davacı Mustafa tarafından davalı Mehmet'e devri inançlı işlem olup, davalı Mehmet dava konusu taşınmazın tam anlamıyla maliki olmuştur. Diğer bir ifadeyle davalı Mehmet yönünden yolsuz tescil söz konusu değildir.

4721 sayılı Kanun'un 1023 ve 1024 üncü maddeleri ancak tapuda bir yolsuz tescilin varlığı halinde uygulanabilir. Başka bir ifadeyle, 4721 sayılı Kanun'un 1023 üncü maddesi tapu kütüğünde yolsuz bir tescil bulunduğu durumda bu tescile iyi niyetli olarak güvenerek hak kazanan kişilerin kazanımlarını korur.

Yukarıda da ifade edildiği üzere davalı Mehmet taşınmazın maliki olduğundan, adına yolsuz tescil söz konusu olmadığından, lehine ipotek tesis edilen davalı P. Faktoring A.Ş.'nin inanç sözleşmesinin varlığını bilmesi kural olarak ipoteği yolsuz hale getirmez. Bu durumda, davacının 4721 sayılı Kanun'un 1025 inci maddesine dayalı olarak da ipoteğin kaldırılmasını talep edemeyeceği açıktır.

Bunun yanında; davacı tarafından, dava konusu ipoteğin, taşınmazın maliki davalı Mehmet ile ipotek lehtarı davalı P. Faktoring A.Ş. tarafından ahlaka aykırı hareketle ve davacıyı zararlandırmak kastıyla tesis ettirildiğinin iddia ve ispat edilmesi halinde de terkininin istenebilmesi mümkün ise de, dosya kapsamından bu iddianın ispatlanamadığı anlaşılmaktadır.

Hal böyle olunca; Mahkemece, birleştirilen davada ipoteğin kaldırılması istemi yönünden açıklanan gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden, kararın bozulması gerekmiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

1. Asıl ve birleştirilen davada davalı Mehmet Ö. vekilinin ve birleştirilen davada davalı SGK vekilin temyiz itirazlarının REDDİNE,

2. Birleştirilen davada davalı K. Holding A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,

Yargıtay duruşma vekalet ücreti 28.000,00 TL'nin asıl ve birleştirilen davada davacı Mustafa K.'dan alınarak birleştirilen davada davalı K. Holding A.Ş'ye verilmesine,

Yargıtay duruşma vekalet ücreti 28.000,00 TL'nin asıl ve birleştirilen davada davalı Mehmet Ö. ve birleştirilen davada davalı SGK'dan alınarak asıl ve birleştirilen davada davacıya verilmesine,

Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,

Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

07.01.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

Başkan             Üye                      Üye                        Üye                   Üye 
Hikmet Onat      Gülfem Saygılı     Ramazan Ülger     Mustafa Erol      Bayram Şen
                                                                                                               (Karşı Oy)

K A R Ş I  O Y

Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya münderecatına göre mahkemece kurulan hükmün usul ve yasaya uygun olması nedeniyle kararın onanması görüşünde olduğumdan bozulması yönündeki çoğunluğun görüşüne katılamamaktayım.

Üye
Bayram Şen