HÜKÜMDEKİ DEĞİNİLMEYEN HUSUS AÇISINDAN USULİ KAZANILMIŞ HAK DOĞMAZ.
T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2017/5-2026
KARAR NO : 2021/49
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L A M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 18/11/2014
NUMARASI : 2014/486 - 2014/665
DAVACI : Karayolları Genel Müdürlüğü vekili Av. S.A.
DAVALI : N.Ö. vekilleri Av. Ali Dilber, Av. H.Ö.
1. Taraflar arasındaki “kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın yol olarak tapudan terkini” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davacı idare vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı idare vekili dava dilekçesinde; Düzce ili kalıcı konutları bağlantı yolunun Gölyaka bağlantısı yapımı nedeniyle Düzce ili Gölyaka ilçesi K. köyü sınırları içinde bulunan davalının maliki olduğu 550 parsel sayılı taşınmazın 432,85 metrekaresinin 18.02.2003 tarihli ve 2003/10 sayılı kamu yararı kararı ile Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırıldığını, müvekkili idarenin kamulaştırma için 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 8. maddesi uyarınca öncelikle satın alma usulünü uyguladığını, pazarlık görüşmelerinin anlaşmazlıkla sonuçlandığını, 5018 sayılı Kanun ile genel ve katma bütçeli idare ayrımı kalkmış olduğundan dolayı davanın kabulü hâlinde kamulaştırılan taşınmazın Hazine adına tescile karar verilmesi için Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesi çerçevesinde dava açma zarureti doğduğunu, davanın kabulü ile kamulaştırma bedelinin tespitine, tespit edilen bedel karşılığında taşınmazın Hazine adına yol olarak tesciline (terkinine) karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalıya usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen davaya cevap vermemiştir.
Mahkeme Kararı:
6. Gölyaka Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.04.2008 tarihli ve 2006/128 E., 2008/21 K. sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazın gerek yerinde, gerekse dosya ve planlar üzerinde bir bütün olarak yapılan incelemesi sonucunda ve 09.05.2007 tarihinde yapılan keşif sonrası bilirkişi heyetince verilen 06.09.2007 tarihli rapor ve bilirkişilerin duruşmadaki beyanlarında; taşınmazın belediye mücavir alan sınırları içinde olması, belediyenin yol, su, ulaşım kanalizasyon gibi hizmetlerinden yararlanmakta olması nedeniyle arsa vasfında kabul edilmesi, bilimsel veri ve metotlarla yasa hükümlerine uygun tespitler yapılması, ulaşılan sonucun kıymet takdir komisyonunun ulaştığı sonucun bir mislini aşmaması, taşınmazın konumu özellikle karar tarihi itibarıyla piyasa şartları da göz önüne alındığında varılmış bulunan bu sonucun adil ve hakkaniyete uygun olduğu gerekçesiyle davaya konu 550 parselin 432,85 metrekarelik kısmının bedelinin 25.773,84 TL olarak tespitine, 550 parselin dosyada mevcut fen bilirkişisinin 13.09.2007 havale tarihli rapor ve krokisinde (b) harfi ile göstermiş olduğu 432,85 metrekarelik kısmın tapudan iptaline, iptal edilen kısmın tapudan yol olarak terkinine, Gölyaka Ziraat Bankasına yazı yazılarak kamulaştırma bedelinin davalı Nevzat Ö.'e ödenmesine ve sonucundan bilgi verilmesinin istenilmesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı idare vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 5. Hukuk Dairesince 09.05.2012 tarihli ve 2012/3230 E., 2012/9385 K. sayılı kararı ile; ''... Dava, 4650 sayılı Kanunla değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın yol olarak tapudan terkini istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davacı idare vekilince temyiz edilmiştir.
Kamulaştırılan taşınmaz mal ile emsalin üstün ve eksik yönleri belirlenip kıyaslaması yapılarak zeminine; resmi birim fiyatları esas alınarak yapılara değer biçilmesi ve üzerindeki ağaçlara ise yaş, cins ve verim durumlarına göre karşılık saptanması yöntem olarak doğrudur. Ancak,
Dava konusu taşınmaz ile emsal alınan taşınmazın Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergi değerlerinin karşılaştırılmasında; emsal taşınmaz dava konusu taşınmazdan daha değerli olduğu hâlde, bilirkişi kurulunca dava konusu taşınmazın emsal taşınmazdan daha değerli olduğu kabul edilerek değer biçildiğinden alınan rapor inandırıcı değildir.
Bu durumda taraflara, dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu hâlinde resen emsal celbi yoluna gidilmesi ve bu emsallere göre değer biçilmesi için yeniden oluşturulacak bilirkişi kuruluyla keşif yapılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi,
Doğru görülmemiştir...” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Mahkeme Kararı:
9. Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.10.2013 tarihli ve 2012/508 E. 2013/562 K. sayılı kararı ile; (bozma kararına uyulmasına karar verildikten sonra) dava konusu taşınmazın arsa olduğunun anlaşıldığı, emsal incelemesi yapılarak taşınmazın bedelinin bilirkişilerce belirlendiği, alınan asıl ve ek raporlar dikkate alındığında raporların karar vermeye ve Yargıtay denetimine elverişli olduğundan hükme kısmen esas alındığı, daha önce verilen kararı sadece davalı (davacı) idarenin temyiz etmesi nedeniyle davacı lehine usuli kazanılmış hak olduğundan taşınmazın arsa bedeli olarak ilk karardaki miktar olan 22.845,82 TL arsa bedeli olarak tespitine karar verildiği, taşınmaz üzerinde bulunan ahır, yol yapımı nedeni ile kullanılamaz hâle gelmediğinden taşınmazın kalan kısmına imar izni verildiği, sadece evin kamulaştırılmasına karar verilmesinin ahırın kamulaştırılmasını gerektirmemesi nedeniyle ahır bedelinin kamulaştırma bedeline dahil edilmediği, yine taşınmazın kamulaştırılan kısımda kalan metal işyerindeki aletlerin de taşınması gerektiğinden, her ne kadar bu hususta bozmadan önce hesaplama yapılmamış ise de kamulaştırılan alana metal işyerinin girdiği daha önceki raporla tespit edilmediğinden evle birlikte işyeri hususunda da davacı lehine kazanılmış hak oluştuğu söylenemeyeceğinden nakil bedeli olan 1.300,00 TL’nin kamulaştırma bedeline dahil edildiği, zirai unsurlar ile kamulaştırılan kısımda kalan küçük işyeri açısından bozma olmaması nedeniyle önceki raporda belirlenen 1.178,42TL ve 1.749,60TL bedellerin dikkate alındığı, taşınmaz üzerindeki iki katlı yapının bölgenin deprem bölgesinde olması ve tadilatın statik yapı açısından uygun olmayacağının bildirildiği ve bozmadan önceki raporda binanın kamulaştırılan alan içinde kaldığının raporda gösterilmediği, bu nedenle bu hususta da davacı lehine kazanılmış hak oluşmadığı kanaatine varılarak 62.174,10TL bina bedelinin kamulaştırma bedeline dahil edildiği gerekçesiyle dava konusu Düzce ili, Gölyaka ilçesi, K. köyü, 550 parselin kamulaştırılan 432,85 m² miktarındaki kısmının kamulaştırmaya esas olmak üzere değerinin toplam 89.247,94TL olarak tespitine, tescil hususunda verilen karar kesinleştiğinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, ilk kararla verilen 25.773,84 TL'nin 10.03.2007 tarihinden ilk karar tarihi olan 04.04.2008 tarihine kadar, kalan 63.474,10 TL'nin 10.03.2007 tarihinden ikinci karar tarihi olan 24.10.2013 tarihine kadar işlemiş yasal faizinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, sonradan yatan fark kamulaştırma bedelinden 63.474,10 TL kamulaştırma bedelinin davalı Nevzat Ö.'e karar kesinleşmeksizin ödenmesine, fazla depo edilen kamulaştırma bedelinin davacı kuruma iadesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı idare vekili ile davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
11. Yargıtay 5. Hukuk Dairesince 20.03.2014 tarihli ve 2014/1116 E., 2014/7791 K. sayılı kararı ile; ''... Mahkemece bozma ilamına uyularak davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Davalı vekilin tüm, davacı idare vekilinin ise aşağıdaki bent kapsamı dışındaki temyiz itirazları bozmayla kesinleşen yönlere ilişkin olduğundan yerinde değildir. Şöyle ki;
İlk kararda hüküm altına alınan toplam 25.773 TL bedel, davacı (davalı) tarafından temyiz edilmemiş olup, davalı (davacı) idare lehine kazanılmış hak oluştuğu gözetilmeksizin, bozma sonrası alınan rapor hükme esas alınmak suretiyle fazlaya hükmedilmesi,
Doğru görülmemiştir...” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
12. Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.11.2014 tarihli ve 2014/486 E., 2014/665 K. sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazda kamulaştırılan kısmının, arsa bedeli, küçük işyeri ve zirai bedel açısından usuli kazanılmış hak oluştuğu, yapı bedeli ve makinelerin nakil bedeli yönünden ise usuli kazanılmış hak oluşmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
13. Direnme kararı süresi içinde davacı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yerel mahkemece verilen ilk kararın davalı tarafça temyiz edilmediği hususu göz önüne alındığında, ilk kararda hüküm altına alınan toplam 25.773,84 TL kamulaştırma bedeli yönünden davacı idare lehine usuli kazanılmış hak oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
15. Öncelikle usuli kazanılmış hak ile ilgili şu açıklamaların yapılmasında yarar vardır.
16. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır.
17. Bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
18. HUMK'nın yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 E. 1960/9 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir.
19. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nda da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtay'ın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır; çünkü mahkemenin bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulî müktesep hak doğmuştur.
20. Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarihli ve 1987/2-520 E. 1988/89 K. sayılı kararında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmakta ve ayrıca Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır.
21. Bu aşamada usuli kazanılmış hak kurumunun istisnalarından da bahsetmek gerekir.
I- Mahkemenin görevi ile ilgili usulî kazanılmış haktan sözedilemez. Şöyleki; Yargıtay yerel mahkemenin kararını, görev itirazı olmaksızın görev dışında bir sebeple bozar ve mahkeme bu karara uyarsa bozma dışında kalan görev hususu usulî kazanılmış hak oluşturmayacak, yeniden yapılan yargılamada mahkeme tarafların itirazı üzerine yada kendiliğinden görevsizlik kararı verebilecektir. Ancak temyizde açıkça görev itirazı ileri sürülmüş ve bu husus Yargıtay tarafından nazara alınmamış açık yada zımni olarak reddedilmiş ise bu takdirde usulî kazanılmış hak görev konusunda da oluşacak ve yeniden yargılama yapan mahkeme görev konusunda karar veremeyecektir.
II- Yargıtayın bozma kararından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararının çıkarılmış olması da usuli kazanılmış hakkın istisnasıdır. Az yukarıda bahsedilen 09.05.1960 tarihli içtihadı birleştirme kararına göre, içtihadı birleştirme kararları usulî kazanılmış hakka rağmen görülmekte olan davalara da uygulanır. İlk derece mahkemesi usulî kazanılmış hakka aykırı olsa bile yeni içtihadı birleştirme kararına göre karar verecektir.
III- Karar henüz kesinleşmeden geçmişe etkili olarak çıkarılan bir kanun hükmü de usulî kazanılmış hakkın istisnasını oluşturur. Böyle bir hâlde de usulî kazanılmış hakka aykırı olsa da yeni çıkarılan ve geçmişe etkili olan kanun hükmünün uygulanması gerekir.
IV- Bir kanun hükmü Anayasa Mahkemesince iptal edilirse iptal edilen kanun hükmü usulî kazanılmış hakka aykırı olsa bile uygulanacak öncelik usulî kazanılmış hakta değil Anayasa Mahkemesinin iptal kararında olacaktır.
V- Usulî kazanılmış hakkın bir diğer istisnası ise kesin hükümdür. Bozmadan sonra usulî kazanılmış hak ile kesin hüküm çelişiyorsa öncelik usulî kazanılmış hak da değil, kamu düzeninden sayılan ve dava şartı olarak resen nazara alınması gereken kesin hükümdedir.
VI- Kamu düzenine aykırılık da usulî kazanılmış hakkın istisnalarından bir diğeridir. Gerçekten de kamu düzeninden sayılan bir husus ile usulî kazanılmış hak çelişiyorsa bu hâlde kamu düzeninden sayılan hâl usulî kazanılmış hakkın önüne geçecektir. Hak düşürücü süre kamu düzeninden sayılmakla hak düşürücü süre söz konusu ise usulî kazanılmış haktan bahsedilemeyecektir.
VII- Nihayet son olarak; Yargıtayın kararı her türlü yorumun, hukuki değerlendirme veya delil takdiri dışında, açıkça ve tartışmasız şekilde başka bir şekilde, yorumlanamayacak açıklıkta maddi hataya dayalı ise ve onunla sıkı sıkıya bağlı olduğu hâlde usulî kazanılmış hak ilkesi uygulamayacaktır. Yargıtay tarafından dosya kapsamına uygun olmayacak şekilde açık ve tartışmasız bir maddi hata yapılması hâlinde, bu hata, usulî kazanılmış hak oluşturmayacaktır.
22. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; Düzce ili kalıcı konutları bağlantı yolunun Gölyaka bağlantısı yapımı nedeniyle 550 parsel sayılı taşınmazın 432,85 metrekaresine yönelik olarak 18.02.2003 tarihli ve 2003/10 sayılı kamu yararı kararı alındığı, 14.04.2006 tarihli kıymet takdir tutanağında taşınmazın kıymetini etkileyen unsurlar olarak sadece ağaç bedeli ve duvar bedelinin belirlendiği, Özel Dairenin ilk bozma kararı öncesi mahkemece alınan 13.09.2007 tarihli harita mühendisi bilirkişi raporunda dava konusu 1.220 m2 miktarındaki 550 parsel sayılı taşınmazın krokide b harfi ile gösterilen 432,85 m2’lik kısmının kamulaştırıldığını beyanla uyuşmazlık konusu olan iki katlı yapıya ilişkin bir tespite yer verilmediği, yine ilk bozma kararı öncesi alınan 06.09.2007 tarihli bilirkişi kurulu raporunda “Taşınmaz üzerindeki yapının değerlendirilmesi” başlığı altında, “…dava konusu taşınmaz üzerinde kıymet takdir komisyonu tutanaklarına göre depremden sonra yapılmış 6,00 mx4,00 m ebadında geçici kullanımı olan prefabrike bir yapı bulunmakta, yerinde yapılan incelemede ise 8,40 boyunda bahçe duvarı bulunmaktadır.” ifadesi bulunmakta olup, iki katlı yapıya ilişkin herhangi bir değerlendirmede bulunulmadığı, mahkemece verilen ilk kararda da iki katlı yapı bedeli ile prefabrike yapı içindeki makine nakil bedeli hakkında olumlu ya da olumsuz karar verilmeyerek 06.09.2007 tarihli bilirkişi kurulu raporu esas alınmak suretiyle taşınmazın arsa bedeli, taşınmaz üzerindeki zirai unsurlar ile prefabrik yapı ve bahçe duvarının bedeline hükmedildiği görülmüştür.
23. Öncelikle belirtilmelidir ki, mahkemenin verdiği hüküm, davayı esastan çözümleyen, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sona erdiren nihai karardır.
24. HMK'nın 297. maddesine göre; hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Dolayısıyla bir davada, bir istek hakkında mahkemece hüküm tesis edilmeyen hâllerde, o konuda bir hükmün varlığı söz konusu edilemez. Bu nedenle yerel mahkemenin ilk kararında, iki katlı yapı bedeli ile makine nakil bedeli yönünden hüküm tesis edilmediği, Özel Dairenin yalnız davacı idare vekilinin temyizi üzerine verdiği ilk bozma kararında da anılan hususa değinilmediği cihetle, davalı tarafın hükmü temyiz etmemesi nedeniyle davacı idare yararına usuli kazanılmış bir hak doğduğu düşünülemez.
25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında ilk kararda hükmedilen toplam 25.773,84 TL bedelin davalı tarafından temyiz edilmediği, davacı idare lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu, bu nedenle direnme kararının Özel Dairenin bozma kararındaki gerekçelerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
26. Hâl böyle olunca direnme uygun olup, işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekmektedir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Direnme uygun olup, davacı idare vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemece Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 5. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 09.02.2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Mahkeme tarafından verilen ilk kararda Gölyaka ilçesi K. köyünde bulunan tapunun 550 numaralı parselinde kayıtlı taşınmazın belediye mücavir alanları sınırları içinde olması, belediyenin yol, su, ulaşım, kanalizasyon gibi hizmetlerinden yararlanmakta olması nedenleriyle arsa vasfında olması, kıymet takdir komisyonun ulaştığı sonucun bir mislini aşmaması, varılan sonucun adil ve hakkaniyete uygun olması nedeniyle toplam 25.774,00 TL olarak 432,85 metrekarelik kısmının bedelinin tespiti ile bu kısmın yol olarak terkinine karar verilmiştir.
Bu kararı davalı usule uygun yapılan tebliğe rağmen temyiz etmemiş, davacı idare tarafından bedel fazlalığı nedeniyle temyiz edilmiştir.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi tarafından “dava konusu taşınmaz ile emsal alınan taşınmazın emlak vergi değerleri karşılaştırıldığında emsal taşınmaz dava konusu taşınmazdan daha değerli olduğu hâlde bilirkişi kurulunun dava konusu taşınmazı daha değerli kabul edilerek verilen bilirkişi raporu inandırıcı değildir. Taraflara emsal bildirmeleri ve resen emsal aranarak yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yapılarak sonucuna göre hüküm kurulması” gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.
Mahkemenin bozma kararına uyarak yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmış davalıya ait iki katlı bina ve işyerinin bir kısmının taşınmaz içerisinde kaldığı tespit edilmekle davacı lehine kazanılmış hak olmayacağından kamulaştırma bedelinin 89.247,00 TL olarak tespitine karar verildiği görülmüştür.
Bu karar bu kez taraflarca temyiz edilmiş; Yargıtay 5. Hukuk Dairesi ilk kararda 25.774,00 TL olarak tespit edilen bedelin davalının temyizi olmadığından davacı idare lehine kazanılmış hak oluştuğundan fazlaya ilişkin verilen kararın doğru görülmediği gerekçesi ile bozma kararı vermiş; mahkeme usulü kazanılmış hak oluşmadığından ilk hükümde verilen raporda yapı bedeli bulunmadığından usulü kazanılmış haktan söz edilemeyeceği belirterek direnme kararı vermiştir.
Usulü kazanılmış hak kavramı istikrar sağlamak ve kararlara karşı güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay tarafından geliştirilmiş olup; bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Kamu düzeni, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç maddi hata varsa taraflar yararına usulü kazanılmış hak oluşmayacaktır.
Oysa ilk hükmü temyiz eden davacı idaredir. Davalının temyizi yoktur. Davalı ilk kararda verilen bedele itiraz etmemiştir. Bu durumda verilen ilk karar ve özel dairenin ilk bozması sonucu yukarıda açıklanan istisnalarda bulunmadığından davacı idare lehine usulü kazanılmış hak oluşmuştur. Bu nedenle Özel Daire bozması yerinde olduğundan direnme kararının bozulması gerekirdi. Sayın çoğunluğun görüşlerine bozma kararı yerinde olduğundan katılınmamıştır.
Harun KARA Nurten ABACI UTKU Yakup ATA Fatma AKYÜZ
Üye Üye Üye Üye
BİLGİ : Bu konudaki çalışma için bkz. ATALI, Murat, Usûlî Müktesep Hak Kavramı ve Bozma Kararının Bağlayıcılığı, Yargıtay Dergisi, C: 45, S: 3, Y: 2018, s. 457-502.
AYNI YÖNDE KARAR:
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2024/10-735
Karar No : 2025/761
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Feke Asliye Hukuk Mahkemesi (İş Mahkemesi Sıfatıyla)
TARİHİ : 13.09.2023
SAYISI : 2023/36 E., 2023/184 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 21.02.2023 tarihli ve 2023/667 Esas,
2023/1470 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili; muris İlhan D.’nin hak sahipleri olan müvekkillerinin ölüm aylığı bağlanmasına yönelik yaptığı başvurunun 109 gün prim eksiği bulunduğundan bahisle reddedildiğini, müteveffanın davalı işyerinde geçen son çalışmalarına ilişkin sigorta bildirimlerinin yapılmadığını ileri sürerek müteveffanın davalı işyerinde fiilen çalıştığının ve bu çalışmalarına ilişkin bildirilmeyen sigortalı hizmetlerinin tespiti ile müvekkillerine ölüm aylığı bağlanmasına karar verilmesini talep etmiş; 28.01.2016 tarihli dilekçe ile 02.04.2010-06.12.2010 tarihleri arasında geçen hizmetlerin tespitini; 15.06.2016 tarihli dilekçe ile de murisin ölüm tarihi olan 06.04.2013 tarihinden itibaren müvekkillerine ölüm aylığı bağlanmasını talep ettiklerini belirtmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) vekili; yetkili ve görevli mahkemenin Feke İş Mahkemesi olduğunu, tespiti istenen dönemlerin belli olmadığını, varlığı iddia edilen çalışmaların kanıtlanamadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
2. Davalı işveren davaya cevap vermemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı
İlk Derece Mahkemesinin 24.04.2018 tarihli ve 2015/174 Esas, 2018/271 Karar sayılı kararı ile; bordro tanıklarının beyanları doğrultusunda davacılar murisinin 02.04.2010-12.07.2010 tarihleri arasında asgari ücretle kesintisiz çalıştığı, tespite karar verilen 101 prim gün sayısının ilavesiyle murisin toplam prim gün sayısı 892 gün olup 5510 sayılı Kanun’un 32. maddesindeki koşullar sağlanmadığından aylığa hak kazanılamayacağı, öte yandan 13.07.2010-08.09.2010 tarihleri arasında davacının sigortalı hizmetlerinin tamamı davalı Kuruma bildirildiğinden bu dönem yönünden dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacılar murisi İlhan D.'nin 11.2842 sicil numaralı davalı Ali E. ünvanlı iş yerinde 02.04.2010-12.07.2010 tarihleri arasında aralıksız olarak asgari ücretle ve hizmet akdiyle çalıştığının tespitine, davacılar murisinin emekliliğinin tespitine ilişkin davanın reddine karar verilmiştir.
B. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
C. Bölge Adliye Mahkemesinin Birinci Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin 07.11.2019 tarihli ve 2018/3676 Esas, 2019/1662 Karar sayılı kararı ile; 08.09.2010-06.12.2010 tarihleri arasındaki döneme ilişkin talep yönünden olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, öte yandan tek bir bordro tanığının beyanı doğrultusunda verilen hükmün eksik inceleme ve araştırmaya dayandığı, bu itibarla dönem bordrolarında çalışması görülen ve dinlenmeyen bordro tanıklarından belirlenecek olan kişilerin beyanlarının alınması, çalışmanın kesintili olup olmadığı araştırılarak 5510 sayılı Kanun’un 32. maddesi kapsamında aylık bağlanma talebi de değerlendirilerek hüküm kurulması, ayrıca davalı Kurum vekilinin süresinde yaptığı yetki itirazı konusunda olumlu veya olumsuz karar verilmemiş olmasının da hatalı olduğu gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
D. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı
İlk Derece Mahkemesinin 24.11.2020 tarihli ve 2019/563 Esas, 2020/227 Karar sayılı kararı ile; işin yapıldığı yer Saimbeyli İlçesi olduğundan yetkili mahkemenin Feke Asliye Hukuk Mahkemesi (İş Mahkemesi/Sosyal Güvenlik Mahkemesi sıfatıyla) olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine, mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiştir.
E. İlk Derece Mahkemesinin Üçüncü Kararı
Davacılar vekilinin gönderme talebi üzerine dosyanın gönderildiği İlk Derece Mahkemesinin 14.01.2022 tarihli ve 2021/43 Esas, 2022/15 Karar sayılı kararı ile; dinlenen tanık beyanlarına göre müteveffanın çalışmasının Nisan ayında başladığı, çalışmanın kesintili olmadığı ve okulun faaliyete geçtiği tarihe kadar devam ettiği, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün cevabi yazısında okulun 01.10.2010 tarihinde faaliyete başladığı belirtildiğinden müteveffanın 02.04.2010-12.07.2010 tarihleri arasında 101 gün ve 08.09.2010-01.10.2010 tarihleri arasında 23 gün olmak üzere toplam 124 gün sigortalı çalışmanın bulunduğu, 22.11.2010-06.12.2010 tarihleri arasındaki çalışma iddiasının sübut bulmadığı, 13.07.2010-08.09.2010 ve 08.10.2010-22.11.2010 tarihleri arasındaki hizmetlerin ise Kuruma bildirilmiş olması nedeniyle bu döneme ilişkin talepte hukuki yarar bulunmadığı, öte yandan tespit edilen prim gün sayısının da değerlendirilmesiyle 5510 sayılı Kanun’un 32. maddesi kapsamında aylığa hak kazandıkları gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacılar murisinin 11.2842 sicil numaralı davalı işyerinde 02.04.2010-12.07.2010 tarihleri arasında 101 gün ve 08.09.2010-01.10.2010 tarihleri arasında 23 gün olmak üzere toplam 124 gün hizmet akdiyle çalıştığının ve davacılara şartları oluşan 5510 sayılı Kanun 32/2-a hükmünde belirtilen ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine, 13.07.2010-08.09.2010 ve 08.10.2010-22.11.2010 tarihleri arasındaki hizmetlerin Kuruma bildirilmiş olması nedeniyle bu dönemler yönünden davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine, diğer çalışma dönemlerine ilişkin talebin sübut bulmadığından reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 24.11.2022 tarihli ve 2022/1606 Esas, 2022/1811 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.
2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"... 1- Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hakim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre temyiz eden taraf vekillerinin aşağıda kalan paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2- Somut olayda, mahkemenin 24.04.2018 tarih 2015/174 Esas, 2018/271 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine, davacılar murisinin 13.07.2010 tarihi ile 08.09.2010 tarihleri arasındaki sigorta hizmetlerinin kuruma bildirilmiş olması nedeniyle belirtilen dönem yönünden davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine, davacılar murisi İlhan D.'nin 11.2842 iş yeri sicil nolu Ali E. unvanlı davalı iş yerinde 02.04.2010 tarihi ile 12.07.2010 tarihleri arasında aralıksız olarak asgari ücretle hizmet akdiyle çalıştığının tespitine, davacılar murisinin emekliliğinin tespitine ilişkin davanın reddine dair karar verildiği, verilen kararın feri müdahil Kurum vekili tarafından istinaf edildiği, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından "uyuşmazlık konusu olan, 02.04.2010- 12.07.2010 ve 08.09.2010- 08.10.2010 ve 22.11.2010- 06.12.2010 dönemine ilişkin dönem bordrolarında çalışması görülen ve dinlenmeyen bordro tanıklarından belirlenecek olan kişilerin davacıların murisinin davalı işyerinde çalışması ile ilgili beyanlarının alınması, davacıların murisinin çalışmasının kesintili olup olmadığının, davalıya ait her iki işyerinde kayıtlı olan dönemler arasındaki 08.09.2010- 08.10.2010 döneminde davalıya ait işyerinde çalışıp çalışmadığının araştırılıp kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirledikten sonra, tespit edilen döneme dikkate alınarak davacıların 5510 sayılı Kanun'un 32 inci maddesi kapsamında aylık bağlanma talebinin de değerlendirilerek davacının talep ettiği tüm dönemler ve tüm talepler yönünden olumlu ya da olumsuz hüküm kurmaktır.
Ayrıca, davalı SGK vekilinin süresinde yetki itirazında bulunması nedeniyle mahkemece yetki itirazı konusunda olumlu veya olumsuz karar verilmemiş olması hatalıdır." gerekçeleri ile kararın kaldırılmasına, ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair karar verildiği, gönderme kararı üzerine ilk derece mahkemesince davacılar murisi İlhan D.'nin 11.2842 iş yeri sicil nolu Ali E. unvanlı davalı iş yerinde 02.04.2010-12.07.2010 tarihleri arasında 101 gün ve 08.09.2010-01.10.2010 tarihleri arası 23 gün olmak üzere toplamda 124 gün sürekli asgari ücretli olarak hizmet akdiyle çalıştığının tespitine, tespiti talep edilen diğer çalışma tarihlerine (22.11.2010-06.12.2010,02.10.2010-08.10.2010) yönelik talebin sübut bulmadığı gerekçesiyle reddine, davacılara şartları oluşan 5510 sayılı Kanun 32/2-a hükmünde belirtilen ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine dair kararın feri müdahil Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine istinaf isteminin esastan reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
3- Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında dava irdelendiğinde; Mahkemece verilen ilk kararda 08.09.2010-01.10.2010 tarihleri arasındaki 23 günlük hizmet süresi ve ölüm aylığı yönünden verilen ret kararının davacılar tarafından istinaf edilmemesine göre, kararı istinaf eden feri müdahil Kurum yönünden usuli kazanılmış hakkın gözetilmemiş olması bozma nedenidir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma ilâmına konu olan 08.09.2010-01.10.2010 tarihleri arasındaki 23 günlük hizmet süresi hakkında olumlu ya da olumsuz herhangi bir hüküm kurulmadığından hüküm verilmeyen dönem yönünden usulî kazanılmış hak oluşmayacağı, davacıların ölüm aylığına ise bahsi geçen dönem eklendiği takdirde hak kazanacağı, emekliliğin tespiti, ölüm aylığı gibi taleplerin kamu düzenine ilişkin ve resen araştırma ilkesine tâbi olduğu, bu nedenle de usulî kazanılmış hak ilkesinin istisnasını oluşturduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili, Kurum işlemlerinin hukuka uygun olduğunu, eksik inceleme ile karar verildiğini, denetime elverişli bilirkişi incelemesi yapılmadığını belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; murisin 02.04.2010-06.12.2010 tarihleri arasındaki sigortalı hizmetlerinin tespiti ve buna bağlı olarak davacılara ölüm aylığı bağlanması talebiyle açılan eldeki davada murisin 13.07.2010-08.09.2010 tarihleri arasındaki hizmetlerinin Kuruma bildirilmiş olması nedeniyle davanın hukuki yarar yokluğundan reddine, 02.04.2010-12.07.2010 tarihleri arasındaki hizmet süresinin tespitine, koşulları oluşmadığından ölüm aylığı bağlanması talebinin reddine ilişkin ilk derece mahkemesince verilen kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmediği gözetildiğinde 08.09.2010-01.10.2010 tarihleri arasındaki 23 günlük hizmet süresi ve ölüm aylığının reddi yönünden Sosyal Güvenlik Kurumu lehine usulî kazanılmış hak oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 297. maddesi.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü usuli kazanılmış hak kavramının açıklanmasını ve açıklanan olgular karşısında somut olay ve taraflar yönünden gerçekleşip gerçekleşmediğinin irdelenmesini gerekli kılmaktadır.
2. Anlam itibarıyla usulî kazanılmış hak kavramı, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Hemen belirtmek gerek ki, gerek Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (1086 sayılı Kanun), gerek HMK'da usulî kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir.
3. Türk Hukuk Lûgatında da “kazanılmış hak” daha önce yürürlükte olan hükümlere göre bir kişi yararına kazanılmış olan hak şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 676).
4. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde verilen 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında, Yargıtay bozma kararına uyulmakla o kararda belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesinin usul hukukunun dayandığı ana esaslardan ve kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir.
5. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtayın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır, çünkü mahkemenin bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına usulî kazanılmış hak doğmuştur.
6. Bununla birlikte bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulî kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulî kazanılmış hak oluşturur (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 Esas, 1959/5 Karar sayılı kararı).
7. Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarihli ve 1987/2-520 Esas, 1988/89 Karar sayılı kararında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmaktadır.
8. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen usuli kazanılmış hak olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (YİBK, 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında Yargıtay bozma kararına uyulmuş olmakla oluşan usulî kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmünün hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi hâlinde usulî kazanılmış hakka göre değil Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilmesi gerekmektedir (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C. VI, s. 6340; ayrıca Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 Esas, 2004/19 Karar ile 20.12.2017 tarihli 2017/5-2575 Esas, 2017/1906 Karar sayılı kararları).
9. Bu belirtilenlerin dışında ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda da usulî kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru, s. 4771 vd.).
10. Gelinen bu noktada belirtilmelidir ki, mahkemenin verdiği hüküm, davayı esastan çözümleyen, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sona erdiren nihai karardır.
11. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesine göre hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hâl, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar, hükmün hedefine ulaşılmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. (YHGK, 26.09.2007 tarihli ve 2007/14-778 Esas, 2007611 Karar)
12. Öte yandan dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde davacı neye karar verilmesini başka bir ifadeyle davalının neye mahkûm edilmesini istediğini açıkça yazar. Kuşkusuz taleplerin tamamı hakkında karar verilmesi taraflarca beklenen ve istenilen bir durumdur. Mahkemece yargılama sonunda kimin lehine, kimin aleyhine karar verildiği, davacının talebinin ne kadarının kabul, ne kadarının reddedildiği ve davalının neye mahküm edildiği açık ve anlaşılır şekilde yazılmalıdır. Dolayısıyla bir davada, bir istek hakkında mahkemece hüküm tesis edilmeyen hâllerde, o konuda bir hükmün varlığından söz edilemez.
13. Son olarak unutulmamalıdır ki, sosyal güvenlik hakkına temel insan hakları arasında yer verilmiş ve uluslararası hukuk normları ile Anayasalarda güvence altına alınmıştır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 60. maddesinde de herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu ve devletin bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alacağı ve teşkilatı kuracağı hükme bağlanmıştır. Sosyal güvenlik hakkı vazgeçilemez ve devredilemez haklardandır.
14. Somut olayda davacılar murisinin 02.04.2010-06.12.2010 tarihleri arasında geçen hizmetlerinin tespiti ile ölüm aylığı bağlanması istemiyle açılan eldeki davada, İlk Derece Mahkemesince murisin 13.07.2010-08.09.2010 tarihleri arasındaki hizmetlerinin Kuruma bildirilmiş olması nedeniyle bu dönem yönünden davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine, 02.04.2010-12.07.2010 tarihleri arasındaki hizmet süresinin tespitine, koşulları oluşmadığından ölüm aylığı bağlanması talebinin reddine ilişkin verilen kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmediği, davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince 08.09.2010-06.12.2010 tarihleri arasındaki dönem yönünden olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu ve ayrıca eksik araştırma inceleme ile karar verildiği gerekçesiyle karar kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesi üzerine yapılan yargılama neticesinde ilk kararda tespitine karar verilen sürelere ilavaten 08.09.2010-01.10.2010 tarihleri arası 23 gün hizmet süresinin tespitine ve buna bağlı olarak ölüm aylığı bağlanmasına karar verildiği, Özel Dairece 23 günlük hizmet süresi ve ölüm aylığının reddi yönünden Sosyal Güvenlik Kurumu lehine usulî kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle kararın bozulması üzerine direnme kararı verildiği anlaşılmaktadır.
15. Şu hâlde yukarıda değinilen mevzuat hükümleri ile yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; İlk Derece Mahkemesince 08.09.2010-06.12.2010 tarihleri arasındaki dönem yönünden olumlu ya da olumsuz bir karar verilmediği, talep hakkında mahkemece hüküm tesis edilmeyen hâllerde o konuda bir hükmün varlığından söz edilemeyeceğinden davacı tarafın hükmü istinaf etmemesi nedeniyle davalı yararına usulî kazanılmış bir hak doğduğu düşünülemez. Öte yandan sigortalılığın tespiti ve buna bağlı olarak ölüm aylığı bağlanmasına dair talebin sosyal güvenlik hakları kapsamında vazgeçilemez, devredilemez anayasal haklardan olduğu ve kamu düzeniyle ilgili olması nedeniyle de davalı Kurum lehine usulî kazanılmış haktan söz etme imkânı bulunmadığından direnme kararının yerinde olduğu, bozma kararının ise isabetli olmadığı sonucuna varılmıştır.
16. Hâl böyle olunca direnme kararı usul ve yasaya uygundur.
17. Ne var ki, Özel Dairece bozma nedenine göre davalı Kurum vekilinin diğer temyiz itirazları incelenmediğinden bu yönde inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
18. Öte yandan Bölge Adliye Mahkemesi kararı yalnızca davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla Özel Daire bozma kararında "taraf vekillerinin" şeklinde; ve İlk Derece Mahkemesince direnme kararı verilmesine rağmen gerekçeli kararda "..usul ve yasaya uygun olan Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir...” şeklinde yazılması maddi hata olarak değerlendirilmiş ve esasa etkili görülmeyerek işaret edilmekle yetinilmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Direnme uygun bulunduğundan davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
26.11.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
HÜKÜMDEKİ DEĞİNİLMEYEN HUSUS AÇISINDAN USULİ KAZANILMIŞ HAK DOĞMAZ.
T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2017/5-2026
KARAR NO : 2021/49
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L A M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 18/11/2014
NUMARASI : 2014/486 - 2014/665
DAVACI : Karayolları Genel Müdürlüğü vekili Av. S.A.
DAVALI : N.Ö. vekilleri Av. Ali Dilber, Av. H.Ö.
1. Taraflar arasındaki “kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın yol olarak tapudan terkini” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davacı idare vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı idare vekili dava dilekçesinde; Düzce ili kalıcı konutları bağlantı yolunun Gölyaka bağlantısı yapımı nedeniyle Düzce ili Gölyaka ilçesi K. köyü sınırları içinde bulunan davalının maliki olduğu 550 parsel sayılı taşınmazın 432,85 metrekaresinin 18.02.2003 tarihli ve 2003/10 sayılı kamu yararı kararı ile Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırıldığını, müvekkili idarenin kamulaştırma için 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 8. maddesi uyarınca öncelikle satın alma usulünü uyguladığını, pazarlık görüşmelerinin anlaşmazlıkla sonuçlandığını, 5018 sayılı Kanun ile genel ve katma bütçeli idare ayrımı kalkmış olduğundan dolayı davanın kabulü hâlinde kamulaştırılan taşınmazın Hazine adına tescile karar verilmesi için Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesi çerçevesinde dava açma zarureti doğduğunu, davanın kabulü ile kamulaştırma bedelinin tespitine, tespit edilen bedel karşılığında taşınmazın Hazine adına yol olarak tesciline (terkinine) karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalıya usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen davaya cevap vermemiştir.
Mahkeme Kararı:
6. Gölyaka Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.04.2008 tarihli ve 2006/128 E., 2008/21 K. sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazın gerek yerinde, gerekse dosya ve planlar üzerinde bir bütün olarak yapılan incelemesi sonucunda ve 09.05.2007 tarihinde yapılan keşif sonrası bilirkişi heyetince verilen 06.09.2007 tarihli rapor ve bilirkişilerin duruşmadaki beyanlarında; taşınmazın belediye mücavir alan sınırları içinde olması, belediyenin yol, su, ulaşım kanalizasyon gibi hizmetlerinden yararlanmakta olması nedeniyle arsa vasfında kabul edilmesi, bilimsel veri ve metotlarla yasa hükümlerine uygun tespitler yapılması, ulaşılan sonucun kıymet takdir komisyonunun ulaştığı sonucun bir mislini aşmaması, taşınmazın konumu özellikle karar tarihi itibarıyla piyasa şartları da göz önüne alındığında varılmış bulunan bu sonucun adil ve hakkaniyete uygun olduğu gerekçesiyle davaya konu 550 parselin 432,85 metrekarelik kısmının bedelinin 25.773,84 TL olarak tespitine, 550 parselin dosyada mevcut fen bilirkişisinin 13.09.2007 havale tarihli rapor ve krokisinde (b) harfi ile göstermiş olduğu 432,85 metrekarelik kısmın tapudan iptaline, iptal edilen kısmın tapudan yol olarak terkinine, Gölyaka Ziraat Bankasına yazı yazılarak kamulaştırma bedelinin davalı Nevzat Ö.'e ödenmesine ve sonucundan bilgi verilmesinin istenilmesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı idare vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 5. Hukuk Dairesince 09.05.2012 tarihli ve 2012/3230 E., 2012/9385 K. sayılı kararı ile; ''... Dava, 4650 sayılı Kanunla değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın yol olarak tapudan terkini istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davacı idare vekilince temyiz edilmiştir.
Kamulaştırılan taşınmaz mal ile emsalin üstün ve eksik yönleri belirlenip kıyaslaması yapılarak zeminine; resmi birim fiyatları esas alınarak yapılara değer biçilmesi ve üzerindeki ağaçlara ise yaş, cins ve verim durumlarına göre karşılık saptanması yöntem olarak doğrudur. Ancak,
Dava konusu taşınmaz ile emsal alınan taşınmazın Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergi değerlerinin karşılaştırılmasında; emsal taşınmaz dava konusu taşınmazdan daha değerli olduğu hâlde, bilirkişi kurulunca dava konusu taşınmazın emsal taşınmazdan daha değerli olduğu kabul edilerek değer biçildiğinden alınan rapor inandırıcı değildir.
Bu durumda taraflara, dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu hâlinde resen emsal celbi yoluna gidilmesi ve bu emsallere göre değer biçilmesi için yeniden oluşturulacak bilirkişi kuruluyla keşif yapılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi,
Doğru görülmemiştir...” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Mahkeme Kararı:
9. Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.10.2013 tarihli ve 2012/508 E. 2013/562 K. sayılı kararı ile; (bozma kararına uyulmasına karar verildikten sonra) dava konusu taşınmazın arsa olduğunun anlaşıldığı, emsal incelemesi yapılarak taşınmazın bedelinin bilirkişilerce belirlendiği, alınan asıl ve ek raporlar dikkate alındığında raporların karar vermeye ve Yargıtay denetimine elverişli olduğundan hükme kısmen esas alındığı, daha önce verilen kararı sadece davalı (davacı) idarenin temyiz etmesi nedeniyle davacı lehine usuli kazanılmış hak olduğundan taşınmazın arsa bedeli olarak ilk karardaki miktar olan 22.845,82 TL arsa bedeli olarak tespitine karar verildiği, taşınmaz üzerinde bulunan ahır, yol yapımı nedeni ile kullanılamaz hâle gelmediğinden taşınmazın kalan kısmına imar izni verildiği, sadece evin kamulaştırılmasına karar verilmesinin ahırın kamulaştırılmasını gerektirmemesi nedeniyle ahır bedelinin kamulaştırma bedeline dahil edilmediği, yine taşınmazın kamulaştırılan kısımda kalan metal işyerindeki aletlerin de taşınması gerektiğinden, her ne kadar bu hususta bozmadan önce hesaplama yapılmamış ise de kamulaştırılan alana metal işyerinin girdiği daha önceki raporla tespit edilmediğinden evle birlikte işyeri hususunda da davacı lehine kazanılmış hak oluştuğu söylenemeyeceğinden nakil bedeli olan 1.300,00 TL’nin kamulaştırma bedeline dahil edildiği, zirai unsurlar ile kamulaştırılan kısımda kalan küçük işyeri açısından bozma olmaması nedeniyle önceki raporda belirlenen 1.178,42TL ve 1.749,60TL bedellerin dikkate alındığı, taşınmaz üzerindeki iki katlı yapının bölgenin deprem bölgesinde olması ve tadilatın statik yapı açısından uygun olmayacağının bildirildiği ve bozmadan önceki raporda binanın kamulaştırılan alan içinde kaldığının raporda gösterilmediği, bu nedenle bu hususta da davacı lehine kazanılmış hak oluşmadığı kanaatine varılarak 62.174,10TL bina bedelinin kamulaştırma bedeline dahil edildiği gerekçesiyle dava konusu Düzce ili, Gölyaka ilçesi, K. köyü, 550 parselin kamulaştırılan 432,85 m² miktarındaki kısmının kamulaştırmaya esas olmak üzere değerinin toplam 89.247,94TL olarak tespitine, tescil hususunda verilen karar kesinleştiğinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, ilk kararla verilen 25.773,84 TL'nin 10.03.2007 tarihinden ilk karar tarihi olan 04.04.2008 tarihine kadar, kalan 63.474,10 TL'nin 10.03.2007 tarihinden ikinci karar tarihi olan 24.10.2013 tarihine kadar işlemiş yasal faizinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, sonradan yatan fark kamulaştırma bedelinden 63.474,10 TL kamulaştırma bedelinin davalı Nevzat Ö.'e karar kesinleşmeksizin ödenmesine, fazla depo edilen kamulaştırma bedelinin davacı kuruma iadesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı idare vekili ile davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
11. Yargıtay 5. Hukuk Dairesince 20.03.2014 tarihli ve 2014/1116 E., 2014/7791 K. sayılı kararı ile; ''... Mahkemece bozma ilamına uyularak davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Davalı vekilin tüm, davacı idare vekilinin ise aşağıdaki bent kapsamı dışındaki temyiz itirazları bozmayla kesinleşen yönlere ilişkin olduğundan yerinde değildir. Şöyle ki;
İlk kararda hüküm altına alınan toplam 25.773 TL bedel, davacı (davalı) tarafından temyiz edilmemiş olup, davalı (davacı) idare lehine kazanılmış hak oluştuğu gözetilmeksizin, bozma sonrası alınan rapor hükme esas alınmak suretiyle fazlaya hükmedilmesi,
Doğru görülmemiştir...” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
12. Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.11.2014 tarihli ve 2014/486 E., 2014/665 K. sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazda kamulaştırılan kısmının, arsa bedeli, küçük işyeri ve zirai bedel açısından usuli kazanılmış hak oluştuğu, yapı bedeli ve makinelerin nakil bedeli yönünden ise usuli kazanılmış hak oluşmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
13. Direnme kararı süresi içinde davacı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yerel mahkemece verilen ilk kararın davalı tarafça temyiz edilmediği hususu göz önüne alındığında, ilk kararda hüküm altına alınan toplam 25.773,84 TL kamulaştırma bedeli yönünden davacı idare lehine usuli kazanılmış hak oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
15. Öncelikle usuli kazanılmış hak ile ilgili şu açıklamaların yapılmasında yarar vardır.
16. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır.
17. Bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
18. HUMK'nın yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 E. 1960/9 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir.
19. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nda da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtay'ın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır; çünkü mahkemenin bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulî müktesep hak doğmuştur.
20. Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarihli ve 1987/2-520 E. 1988/89 K. sayılı kararında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmakta ve ayrıca Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır.
21. Bu aşamada usuli kazanılmış hak kurumunun istisnalarından da bahsetmek gerekir.
I- Mahkemenin görevi ile ilgili usulî kazanılmış haktan sözedilemez. Şöyleki; Yargıtay yerel mahkemenin kararını, görev itirazı olmaksızın görev dışında bir sebeple bozar ve mahkeme bu karara uyarsa bozma dışında kalan görev hususu usulî kazanılmış hak oluşturmayacak, yeniden yapılan yargılamada mahkeme tarafların itirazı üzerine yada kendiliğinden görevsizlik kararı verebilecektir. Ancak temyizde açıkça görev itirazı ileri sürülmüş ve bu husus Yargıtay tarafından nazara alınmamış açık yada zımni olarak reddedilmiş ise bu takdirde usulî kazanılmış hak görev konusunda da oluşacak ve yeniden yargılama yapan mahkeme görev konusunda karar veremeyecektir.
II- Yargıtayın bozma kararından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararının çıkarılmış olması da usuli kazanılmış hakkın istisnasıdır. Az yukarıda bahsedilen 09.05.1960 tarihli içtihadı birleştirme kararına göre, içtihadı birleştirme kararları usulî kazanılmış hakka rağmen görülmekte olan davalara da uygulanır. İlk derece mahkemesi usulî kazanılmış hakka aykırı olsa bile yeni içtihadı birleştirme kararına göre karar verecektir.
III- Karar henüz kesinleşmeden geçmişe etkili olarak çıkarılan bir kanun hükmü de usulî kazanılmış hakkın istisnasını oluşturur. Böyle bir hâlde de usulî kazanılmış hakka aykırı olsa da yeni çıkarılan ve geçmişe etkili olan kanun hükmünün uygulanması gerekir.
IV- Bir kanun hükmü Anayasa Mahkemesince iptal edilirse iptal edilen kanun hükmü usulî kazanılmış hakka aykırı olsa bile uygulanacak öncelik usulî kazanılmış hakta değil Anayasa Mahkemesinin iptal kararında olacaktır.
V- Usulî kazanılmış hakkın bir diğer istisnası ise kesin hükümdür. Bozmadan sonra usulî kazanılmış hak ile kesin hüküm çelişiyorsa öncelik usulî kazanılmış hak da değil, kamu düzeninden sayılan ve dava şartı olarak resen nazara alınması gereken kesin hükümdedir.
VI- Kamu düzenine aykırılık da usulî kazanılmış hakkın istisnalarından bir diğeridir. Gerçekten de kamu düzeninden sayılan bir husus ile usulî kazanılmış hak çelişiyorsa bu hâlde kamu düzeninden sayılan hâl usulî kazanılmış hakkın önüne geçecektir. Hak düşürücü süre kamu düzeninden sayılmakla hak düşürücü süre söz konusu ise usulî kazanılmış haktan bahsedilemeyecektir.
VII- Nihayet son olarak; Yargıtayın kararı her türlü yorumun, hukuki değerlendirme veya delil takdiri dışında, açıkça ve tartışmasız şekilde başka bir şekilde, yorumlanamayacak açıklıkta maddi hataya dayalı ise ve onunla sıkı sıkıya bağlı olduğu hâlde usulî kazanılmış hak ilkesi uygulamayacaktır. Yargıtay tarafından dosya kapsamına uygun olmayacak şekilde açık ve tartışmasız bir maddi hata yapılması hâlinde, bu hata, usulî kazanılmış hak oluşturmayacaktır.
22. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; Düzce ili kalıcı konutları bağlantı yolunun Gölyaka bağlantısı yapımı nedeniyle 550 parsel sayılı taşınmazın 432,85 metrekaresine yönelik olarak 18.02.2003 tarihli ve 2003/10 sayılı kamu yararı kararı alındığı, 14.04.2006 tarihli kıymet takdir tutanağında taşınmazın kıymetini etkileyen unsurlar olarak sadece ağaç bedeli ve duvar bedelinin belirlendiği, Özel Dairenin ilk bozma kararı öncesi mahkemece alınan 13.09.2007 tarihli harita mühendisi bilirkişi raporunda dava konusu 1.220 m2 miktarındaki 550 parsel sayılı taşınmazın krokide b harfi ile gösterilen 432,85 m2’lik kısmının kamulaştırıldığını beyanla uyuşmazlık konusu olan iki katlı yapıya ilişkin bir tespite yer verilmediği, yine ilk bozma kararı öncesi alınan 06.09.2007 tarihli bilirkişi kurulu raporunda “Taşınmaz üzerindeki yapının değerlendirilmesi” başlığı altında, “…dava konusu taşınmaz üzerinde kıymet takdir komisyonu tutanaklarına göre depremden sonra yapılmış 6,00 mx4,00 m ebadında geçici kullanımı olan prefabrike bir yapı bulunmakta, yerinde yapılan incelemede ise 8,40 boyunda bahçe duvarı bulunmaktadır.” ifadesi bulunmakta olup, iki katlı yapıya ilişkin herhangi bir değerlendirmede bulunulmadığı, mahkemece verilen ilk kararda da iki katlı yapı bedeli ile prefabrike yapı içindeki makine nakil bedeli hakkında olumlu ya da olumsuz karar verilmeyerek 06.09.2007 tarihli bilirkişi kurulu raporu esas alınmak suretiyle taşınmazın arsa bedeli, taşınmaz üzerindeki zirai unsurlar ile prefabrik yapı ve bahçe duvarının bedeline hükmedildiği görülmüştür.
23. Öncelikle belirtilmelidir ki, mahkemenin verdiği hüküm, davayı esastan çözümleyen, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sona erdiren nihai karardır.
24. HMK'nın 297. maddesine göre; hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Dolayısıyla bir davada, bir istek hakkında mahkemece hüküm tesis edilmeyen hâllerde, o konuda bir hükmün varlığı söz konusu edilemez. Bu nedenle yerel mahkemenin ilk kararında, iki katlı yapı bedeli ile makine nakil bedeli yönünden hüküm tesis edilmediği, Özel Dairenin yalnız davacı idare vekilinin temyizi üzerine verdiği ilk bozma kararında da anılan hususa değinilmediği cihetle, davalı tarafın hükmü temyiz etmemesi nedeniyle davacı idare yararına usuli kazanılmış bir hak doğduğu düşünülemez.
25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında ilk kararda hükmedilen toplam 25.773,84 TL bedelin davalı tarafından temyiz edilmediği, davacı idare lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu, bu nedenle direnme kararının Özel Dairenin bozma kararındaki gerekçelerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
26. Hâl böyle olunca direnme uygun olup, işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekmektedir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Direnme uygun olup, davacı idare vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemece Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 5. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 09.02.2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Mahkeme tarafından verilen ilk kararda Gölyaka ilçesi K. köyünde bulunan tapunun 550 numaralı parselinde kayıtlı taşınmazın belediye mücavir alanları sınırları içinde olması, belediyenin yol, su, ulaşım, kanalizasyon gibi hizmetlerinden yararlanmakta olması nedenleriyle arsa vasfında olması, kıymet takdir komisyonun ulaştığı sonucun bir mislini aşmaması, varılan sonucun adil ve hakkaniyete uygun olması nedeniyle toplam 25.774,00 TL olarak 432,85 metrekarelik kısmının bedelinin tespiti ile bu kısmın yol olarak terkinine karar verilmiştir.
Bu kararı davalı usule uygun yapılan tebliğe rağmen temyiz etmemiş, davacı idare tarafından bedel fazlalığı nedeniyle temyiz edilmiştir.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi tarafından “dava konusu taşınmaz ile emsal alınan taşınmazın emlak vergi değerleri karşılaştırıldığında emsal taşınmaz dava konusu taşınmazdan daha değerli olduğu hâlde bilirkişi kurulunun dava konusu taşınmazı daha değerli kabul edilerek verilen bilirkişi raporu inandırıcı değildir. Taraflara emsal bildirmeleri ve resen emsal aranarak yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yapılarak sonucuna göre hüküm kurulması” gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.
Mahkemenin bozma kararına uyarak yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmış davalıya ait iki katlı bina ve işyerinin bir kısmının taşınmaz içerisinde kaldığı tespit edilmekle davacı lehine kazanılmış hak olmayacağından kamulaştırma bedelinin 89.247,00 TL olarak tespitine karar verildiği görülmüştür.
Bu karar bu kez taraflarca temyiz edilmiş; Yargıtay 5. Hukuk Dairesi ilk kararda 25.774,00 TL olarak tespit edilen bedelin davalının temyizi olmadığından davacı idare lehine kazanılmış hak oluştuğundan fazlaya ilişkin verilen kararın doğru görülmediği gerekçesi ile bozma kararı vermiş; mahkeme usulü kazanılmış hak oluşmadığından ilk hükümde verilen raporda yapı bedeli bulunmadığından usulü kazanılmış haktan söz edilemeyeceği belirterek direnme kararı vermiştir.
Usulü kazanılmış hak kavramı istikrar sağlamak ve kararlara karşı güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay tarafından geliştirilmiş olup; bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Kamu düzeni, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç maddi hata varsa taraflar yararına usulü kazanılmış hak oluşmayacaktır.
Oysa ilk hükmü temyiz eden davacı idaredir. Davalının temyizi yoktur. Davalı ilk kararda verilen bedele itiraz etmemiştir. Bu durumda verilen ilk karar ve özel dairenin ilk bozması sonucu yukarıda açıklanan istisnalarda bulunmadığından davacı idare lehine usulü kazanılmış hak oluşmuştur. Bu nedenle Özel Daire bozması yerinde olduğundan direnme kararının bozulması gerekirdi. Sayın çoğunluğun görüşlerine bozma kararı yerinde olduğundan katılınmamıştır.
Harun KARA Nurten ABACI UTKU Yakup ATA Fatma AKYÜZ
Üye Üye Üye Üye
BİLGİ : Bu konudaki çalışma için bkz. ATALI, Murat, Usûlî Müktesep Hak Kavramı ve Bozma Kararının Bağlayıcılığı, Yargıtay Dergisi, C: 45, S: 3, Y: 2018, s. 457-502.
AYNI YÖNDE KARAR:
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2024/10-735
Karar No : 2025/761
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Feke Asliye Hukuk Mahkemesi (İş Mahkemesi Sıfatıyla)
TARİHİ : 13.09.2023
SAYISI : 2023/36 E., 2023/184 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 21.02.2023 tarihli ve 2023/667 Esas,
2023/1470 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili; muris İlhan D.’nin hak sahipleri olan müvekkillerinin ölüm aylığı bağlanmasına yönelik yaptığı başvurunun 109 gün prim eksiği bulunduğundan bahisle reddedildiğini, müteveffanın davalı işyerinde geçen son çalışmalarına ilişkin sigorta bildirimlerinin yapılmadığını ileri sürerek müteveffanın davalı işyerinde fiilen çalıştığının ve bu çalışmalarına ilişkin bildirilmeyen sigortalı hizmetlerinin tespiti ile müvekkillerine ölüm aylığı bağlanmasına karar verilmesini talep etmiş; 28.01.2016 tarihli dilekçe ile 02.04.2010-06.12.2010 tarihleri arasında geçen hizmetlerin tespitini; 15.06.2016 tarihli dilekçe ile de murisin ölüm tarihi olan 06.04.2013 tarihinden itibaren müvekkillerine ölüm aylığı bağlanmasını talep ettiklerini belirtmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) vekili; yetkili ve görevli mahkemenin Feke İş Mahkemesi olduğunu, tespiti istenen dönemlerin belli olmadığını, varlığı iddia edilen çalışmaların kanıtlanamadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
2. Davalı işveren davaya cevap vermemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı
İlk Derece Mahkemesinin 24.04.2018 tarihli ve 2015/174 Esas, 2018/271 Karar sayılı kararı ile; bordro tanıklarının beyanları doğrultusunda davacılar murisinin 02.04.2010-12.07.2010 tarihleri arasında asgari ücretle kesintisiz çalıştığı, tespite karar verilen 101 prim gün sayısının ilavesiyle murisin toplam prim gün sayısı 892 gün olup 5510 sayılı Kanun’un 32. maddesindeki koşullar sağlanmadığından aylığa hak kazanılamayacağı, öte yandan 13.07.2010-08.09.2010 tarihleri arasında davacının sigortalı hizmetlerinin tamamı davalı Kuruma bildirildiğinden bu dönem yönünden dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacılar murisi İlhan D.'nin 11.2842 sicil numaralı davalı Ali E. ünvanlı iş yerinde 02.04.2010-12.07.2010 tarihleri arasında aralıksız olarak asgari ücretle ve hizmet akdiyle çalıştığının tespitine, davacılar murisinin emekliliğinin tespitine ilişkin davanın reddine karar verilmiştir.
B. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
C. Bölge Adliye Mahkemesinin Birinci Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin 07.11.2019 tarihli ve 2018/3676 Esas, 2019/1662 Karar sayılı kararı ile; 08.09.2010-06.12.2010 tarihleri arasındaki döneme ilişkin talep yönünden olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, öte yandan tek bir bordro tanığının beyanı doğrultusunda verilen hükmün eksik inceleme ve araştırmaya dayandığı, bu itibarla dönem bordrolarında çalışması görülen ve dinlenmeyen bordro tanıklarından belirlenecek olan kişilerin beyanlarının alınması, çalışmanın kesintili olup olmadığı araştırılarak 5510 sayılı Kanun’un 32. maddesi kapsamında aylık bağlanma talebi de değerlendirilerek hüküm kurulması, ayrıca davalı Kurum vekilinin süresinde yaptığı yetki itirazı konusunda olumlu veya olumsuz karar verilmemiş olmasının da hatalı olduğu gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
D. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı
İlk Derece Mahkemesinin 24.11.2020 tarihli ve 2019/563 Esas, 2020/227 Karar sayılı kararı ile; işin yapıldığı yer Saimbeyli İlçesi olduğundan yetkili mahkemenin Feke Asliye Hukuk Mahkemesi (İş Mahkemesi/Sosyal Güvenlik Mahkemesi sıfatıyla) olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine, mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiştir.
E. İlk Derece Mahkemesinin Üçüncü Kararı
Davacılar vekilinin gönderme talebi üzerine dosyanın gönderildiği İlk Derece Mahkemesinin 14.01.2022 tarihli ve 2021/43 Esas, 2022/15 Karar sayılı kararı ile; dinlenen tanık beyanlarına göre müteveffanın çalışmasının Nisan ayında başladığı, çalışmanın kesintili olmadığı ve okulun faaliyete geçtiği tarihe kadar devam ettiği, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün cevabi yazısında okulun 01.10.2010 tarihinde faaliyete başladığı belirtildiğinden müteveffanın 02.04.2010-12.07.2010 tarihleri arasında 101 gün ve 08.09.2010-01.10.2010 tarihleri arasında 23 gün olmak üzere toplam 124 gün sigortalı çalışmanın bulunduğu, 22.11.2010-06.12.2010 tarihleri arasındaki çalışma iddiasının sübut bulmadığı, 13.07.2010-08.09.2010 ve 08.10.2010-22.11.2010 tarihleri arasındaki hizmetlerin ise Kuruma bildirilmiş olması nedeniyle bu döneme ilişkin talepte hukuki yarar bulunmadığı, öte yandan tespit edilen prim gün sayısının da değerlendirilmesiyle 5510 sayılı Kanun’un 32. maddesi kapsamında aylığa hak kazandıkları gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacılar murisinin 11.2842 sicil numaralı davalı işyerinde 02.04.2010-12.07.2010 tarihleri arasında 101 gün ve 08.09.2010-01.10.2010 tarihleri arasında 23 gün olmak üzere toplam 124 gün hizmet akdiyle çalıştığının ve davacılara şartları oluşan 5510 sayılı Kanun 32/2-a hükmünde belirtilen ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine, 13.07.2010-08.09.2010 ve 08.10.2010-22.11.2010 tarihleri arasındaki hizmetlerin Kuruma bildirilmiş olması nedeniyle bu dönemler yönünden davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine, diğer çalışma dönemlerine ilişkin talebin sübut bulmadığından reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 24.11.2022 tarihli ve 2022/1606 Esas, 2022/1811 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.
2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"... 1- Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hakim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre temyiz eden taraf vekillerinin aşağıda kalan paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2- Somut olayda, mahkemenin 24.04.2018 tarih 2015/174 Esas, 2018/271 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine, davacılar murisinin 13.07.2010 tarihi ile 08.09.2010 tarihleri arasındaki sigorta hizmetlerinin kuruma bildirilmiş olması nedeniyle belirtilen dönem yönünden davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine, davacılar murisi İlhan D.'nin 11.2842 iş yeri sicil nolu Ali E. unvanlı davalı iş yerinde 02.04.2010 tarihi ile 12.07.2010 tarihleri arasında aralıksız olarak asgari ücretle hizmet akdiyle çalıştığının tespitine, davacılar murisinin emekliliğinin tespitine ilişkin davanın reddine dair karar verildiği, verilen kararın feri müdahil Kurum vekili tarafından istinaf edildiği, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından "uyuşmazlık konusu olan, 02.04.2010- 12.07.2010 ve 08.09.2010- 08.10.2010 ve 22.11.2010- 06.12.2010 dönemine ilişkin dönem bordrolarında çalışması görülen ve dinlenmeyen bordro tanıklarından belirlenecek olan kişilerin davacıların murisinin davalı işyerinde çalışması ile ilgili beyanlarının alınması, davacıların murisinin çalışmasının kesintili olup olmadığının, davalıya ait her iki işyerinde kayıtlı olan dönemler arasındaki 08.09.2010- 08.10.2010 döneminde davalıya ait işyerinde çalışıp çalışmadığının araştırılıp kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirledikten sonra, tespit edilen döneme dikkate alınarak davacıların 5510 sayılı Kanun'un 32 inci maddesi kapsamında aylık bağlanma talebinin de değerlendirilerek davacının talep ettiği tüm dönemler ve tüm talepler yönünden olumlu ya da olumsuz hüküm kurmaktır.
Ayrıca, davalı SGK vekilinin süresinde yetki itirazında bulunması nedeniyle mahkemece yetki itirazı konusunda olumlu veya olumsuz karar verilmemiş olması hatalıdır." gerekçeleri ile kararın kaldırılmasına, ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair karar verildiği, gönderme kararı üzerine ilk derece mahkemesince davacılar murisi İlhan D.'nin 11.2842 iş yeri sicil nolu Ali E. unvanlı davalı iş yerinde 02.04.2010-12.07.2010 tarihleri arasında 101 gün ve 08.09.2010-01.10.2010 tarihleri arası 23 gün olmak üzere toplamda 124 gün sürekli asgari ücretli olarak hizmet akdiyle çalıştığının tespitine, tespiti talep edilen diğer çalışma tarihlerine (22.11.2010-06.12.2010,02.10.2010-08.10.2010) yönelik talebin sübut bulmadığı gerekçesiyle reddine, davacılara şartları oluşan 5510 sayılı Kanun 32/2-a hükmünde belirtilen ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine dair kararın feri müdahil Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine istinaf isteminin esastan reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
3- Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında dava irdelendiğinde; Mahkemece verilen ilk kararda 08.09.2010-01.10.2010 tarihleri arasındaki 23 günlük hizmet süresi ve ölüm aylığı yönünden verilen ret kararının davacılar tarafından istinaf edilmemesine göre, kararı istinaf eden feri müdahil Kurum yönünden usuli kazanılmış hakkın gözetilmemiş olması bozma nedenidir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma ilâmına konu olan 08.09.2010-01.10.2010 tarihleri arasındaki 23 günlük hizmet süresi hakkında olumlu ya da olumsuz herhangi bir hüküm kurulmadığından hüküm verilmeyen dönem yönünden usulî kazanılmış hak oluşmayacağı, davacıların ölüm aylığına ise bahsi geçen dönem eklendiği takdirde hak kazanacağı, emekliliğin tespiti, ölüm aylığı gibi taleplerin kamu düzenine ilişkin ve resen araştırma ilkesine tâbi olduğu, bu nedenle de usulî kazanılmış hak ilkesinin istisnasını oluşturduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili, Kurum işlemlerinin hukuka uygun olduğunu, eksik inceleme ile karar verildiğini, denetime elverişli bilirkişi incelemesi yapılmadığını belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; murisin 02.04.2010-06.12.2010 tarihleri arasındaki sigortalı hizmetlerinin tespiti ve buna bağlı olarak davacılara ölüm aylığı bağlanması talebiyle açılan eldeki davada murisin 13.07.2010-08.09.2010 tarihleri arasındaki hizmetlerinin Kuruma bildirilmiş olması nedeniyle davanın hukuki yarar yokluğundan reddine, 02.04.2010-12.07.2010 tarihleri arasındaki hizmet süresinin tespitine, koşulları oluşmadığından ölüm aylığı bağlanması talebinin reddine ilişkin ilk derece mahkemesince verilen kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmediği gözetildiğinde 08.09.2010-01.10.2010 tarihleri arasındaki 23 günlük hizmet süresi ve ölüm aylığının reddi yönünden Sosyal Güvenlik Kurumu lehine usulî kazanılmış hak oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 297. maddesi.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü usuli kazanılmış hak kavramının açıklanmasını ve açıklanan olgular karşısında somut olay ve taraflar yönünden gerçekleşip gerçekleşmediğinin irdelenmesini gerekli kılmaktadır.
2. Anlam itibarıyla usulî kazanılmış hak kavramı, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Hemen belirtmek gerek ki, gerek Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (1086 sayılı Kanun), gerek HMK'da usulî kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir.
3. Türk Hukuk Lûgatında da “kazanılmış hak” daha önce yürürlükte olan hükümlere göre bir kişi yararına kazanılmış olan hak şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 676).
4. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde verilen 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında, Yargıtay bozma kararına uyulmakla o kararda belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesinin usul hukukunun dayandığı ana esaslardan ve kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir.
5. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtayın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır, çünkü mahkemenin bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına usulî kazanılmış hak doğmuştur.
6. Bununla birlikte bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulî kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulî kazanılmış hak oluşturur (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 Esas, 1959/5 Karar sayılı kararı).
7. Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarihli ve 1987/2-520 Esas, 1988/89 Karar sayılı kararında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmaktadır.
8. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen usuli kazanılmış hak olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (YİBK, 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında Yargıtay bozma kararına uyulmuş olmakla oluşan usulî kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmünün hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi hâlinde usulî kazanılmış hakka göre değil Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilmesi gerekmektedir (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C. VI, s. 6340; ayrıca Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 Esas, 2004/19 Karar ile 20.12.2017 tarihli 2017/5-2575 Esas, 2017/1906 Karar sayılı kararları).
9. Bu belirtilenlerin dışında ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda da usulî kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru, s. 4771 vd.).
10. Gelinen bu noktada belirtilmelidir ki, mahkemenin verdiği hüküm, davayı esastan çözümleyen, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sona erdiren nihai karardır.
11. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesine göre hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hâl, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar, hükmün hedefine ulaşılmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. (YHGK, 26.09.2007 tarihli ve 2007/14-778 Esas, 2007611 Karar)
12. Öte yandan dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde davacı neye karar verilmesini başka bir ifadeyle davalının neye mahkûm edilmesini istediğini açıkça yazar. Kuşkusuz taleplerin tamamı hakkında karar verilmesi taraflarca beklenen ve istenilen bir durumdur. Mahkemece yargılama sonunda kimin lehine, kimin aleyhine karar verildiği, davacının talebinin ne kadarının kabul, ne kadarının reddedildiği ve davalının neye mahküm edildiği açık ve anlaşılır şekilde yazılmalıdır. Dolayısıyla bir davada, bir istek hakkında mahkemece hüküm tesis edilmeyen hâllerde, o konuda bir hükmün varlığından söz edilemez.
13. Son olarak unutulmamalıdır ki, sosyal güvenlik hakkına temel insan hakları arasında yer verilmiş ve uluslararası hukuk normları ile Anayasalarda güvence altına alınmıştır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 60. maddesinde de herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu ve devletin bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alacağı ve teşkilatı kuracağı hükme bağlanmıştır. Sosyal güvenlik hakkı vazgeçilemez ve devredilemez haklardandır.
14. Somut olayda davacılar murisinin 02.04.2010-06.12.2010 tarihleri arasında geçen hizmetlerinin tespiti ile ölüm aylığı bağlanması istemiyle açılan eldeki davada, İlk Derece Mahkemesince murisin 13.07.2010-08.09.2010 tarihleri arasındaki hizmetlerinin Kuruma bildirilmiş olması nedeniyle bu dönem yönünden davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine, 02.04.2010-12.07.2010 tarihleri arasındaki hizmet süresinin tespitine, koşulları oluşmadığından ölüm aylığı bağlanması talebinin reddine ilişkin verilen kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmediği, davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince 08.09.2010-06.12.2010 tarihleri arasındaki dönem yönünden olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu ve ayrıca eksik araştırma inceleme ile karar verildiği gerekçesiyle karar kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesi üzerine yapılan yargılama neticesinde ilk kararda tespitine karar verilen sürelere ilavaten 08.09.2010-01.10.2010 tarihleri arası 23 gün hizmet süresinin tespitine ve buna bağlı olarak ölüm aylığı bağlanmasına karar verildiği, Özel Dairece 23 günlük hizmet süresi ve ölüm aylığının reddi yönünden Sosyal Güvenlik Kurumu lehine usulî kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle kararın bozulması üzerine direnme kararı verildiği anlaşılmaktadır.
15. Şu hâlde yukarıda değinilen mevzuat hükümleri ile yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; İlk Derece Mahkemesince 08.09.2010-06.12.2010 tarihleri arasındaki dönem yönünden olumlu ya da olumsuz bir karar verilmediği, talep hakkında mahkemece hüküm tesis edilmeyen hâllerde o konuda bir hükmün varlığından söz edilemeyeceğinden davacı tarafın hükmü istinaf etmemesi nedeniyle davalı yararına usulî kazanılmış bir hak doğduğu düşünülemez. Öte yandan sigortalılığın tespiti ve buna bağlı olarak ölüm aylığı bağlanmasına dair talebin sosyal güvenlik hakları kapsamında vazgeçilemez, devredilemez anayasal haklardan olduğu ve kamu düzeniyle ilgili olması nedeniyle de davalı Kurum lehine usulî kazanılmış haktan söz etme imkânı bulunmadığından direnme kararının yerinde olduğu, bozma kararının ise isabetli olmadığı sonucuna varılmıştır.
16. Hâl böyle olunca direnme kararı usul ve yasaya uygundur.
17. Ne var ki, Özel Dairece bozma nedenine göre davalı Kurum vekilinin diğer temyiz itirazları incelenmediğinden bu yönde inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
18. Öte yandan Bölge Adliye Mahkemesi kararı yalnızca davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla Özel Daire bozma kararında "taraf vekillerinin" şeklinde; ve İlk Derece Mahkemesince direnme kararı verilmesine rağmen gerekçeli kararda "..usul ve yasaya uygun olan Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir...” şeklinde yazılması maddi hata olarak değerlendirilmiş ve esasa etkili görülmeyerek işaret edilmekle yetinilmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Direnme uygun bulunduğundan davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
26.11.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

