KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

SÜREKLİ İŞ GÖREMEZLİK ORANI DEĞİŞMEMİŞ İSE DE ZARARIN KESİN OLARAK ÖĞRENİLDİĞİ TARİHTE ZAMANAŞIMI BAŞLAYACAKTIR.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2018/(21)10-467
Karar No       : 2025/810

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                : 
Ankara 12. İş Mahkemesi
TARİHİ                          : 23.11.2015
SAYISI                          : 2015/63 E., 2015/1227 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 01.10.2014 tarihli ve
                                        2014/3152 Esas, 2014/20643 Karar sayılı BOZMA kararı

1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 12. İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibarıyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun ile değişiklikten önceki hâliyle 438. maddesinin 2. fıkrası gereğince direnme kararının temyiz incelemesinde duruşma yapılmayacağından davalı vekilinin duruşma talebinin reddine karar verilip sonra gereği düşünüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi

4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait iş yerinde motor tamircisi olarak çalışmakta iken 19.04.2000 tarihinde geçirdiği iş kazası neticesinde sol gözünü kaybettiğini, olayın meydana gelmesinde işveren ve istihdam ettiği şahısların kusurlu olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 03.10.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 194.443,72 TL’ye yükseltmiş ayrıca 40.000,00 TL manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

Davalı Cevabı

5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin iş güvenliği ile ilgili tüm tedbirleri aldığını ve kusurunun bulunmadığını, olayın davacının kendi kusuru ile meydana geldiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemenin Kararı

6. Ankara 12. İş Mahkemesinin 21.11.2013 tarihli ve 2005/779 Esas, 2013/1012 Karar sayılı kararı ile; davacının 19.04.2000 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeniyle %39 oranında malul kaldığı, 16.10.2006 tarihli bilirkişi kurulu raporuna göre davalı işverenin %70, davacının %30 oranında kusurlu olduğu, 05.07.2013 tarihli bilirkişi kurulu hesap raporunun hükme esas alındığı, davacı vekilinin hesap raporuna göre davasını ıslah ettiği ve başvurma harcı da yatırmak suretiyle ayrıca manevi tazminat talep ettiği, davalı vekilinin ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı definde bulunduğu ancak zarar görenin zararı öğrenmesinin zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartları öğrenmesi demek olduğu, somut olayda zamanaşımı ancak kesin olarak malûliyetin belirlendiği tarihte başlayacağından davalı vekilinin zamanaşımı definin yerinde olmadığı ve kusur oranı, ekonomik ve sosyal durumlar gibi hususlar göz önünde bulundurularak manevi tazminata da hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 194.443,72 TL maddi, 40.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi 19.04.2000 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı

7. Ankara 12. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 01.10.2014 tarihli ve 2014/3152 Esas, 2014/20643 Karar sayılı kararı ile; “… 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre, davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,

2- Dava 19.04.200 (19.04.2000) tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu % 39,00 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece davacının maddi ve manevi tazminat isteminin kabulüne karar verilmiş ve bu karar süresinde davacı ve davalı tarafça temyiz edilmiştir.

Davacının 07.10.2005 (27.04.2005) tarihli kısmi dava dilekçesi ile fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 1.000,00-TL maddi tazminat istemli olarak dava açtığı ve bilahare, 02.10.2013 (03.10.2013) tarihli dilekçesi ile başvurma ve peşin harç yatırılmak suretiyle maddi tazminata ilişkin istemini ıslah suretiyle artırdığı, ve ayrıca dava dilekçesinde yer almayan manevi tazminat isteminde bulunduğu, ıslah yoluyla artırılan maddi tazminat ile manevi tazminat istemine karşı davalı tarafça süresi içerisinde zaman aşımı def-inin ileri sürüldüğü, başvurma ve peşin harç yatırılmak suretiyle yapılan ıslah dilekçesindeki istemin birleştirme talepli yeni bir dava niteliğinde bulunduğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık bu tür davalarda gerek yürürlükten kalkan 818 sayılı Borçlar Kanununun 125. maddesi ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı yasanın 146. maddesi gereğince uygulanmakta olan 10 yıllık zaman aşımı süresinin hangi tarihte başlatılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.

Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar, ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belirli bir açıklığa kavuşur. Bedensel zararın gelişim, gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerekir. Somut olayda sol gözünde görme kaybı ortaya çıkan davacıya en son 19.07.2000 tarihli raporla 1 hafta istirahati sonrasında iş başı kararı verildiği 27.07.2000 tarihinde sürekli iş göremez duruma girdiği ve bu tarihten geçerli olmak üzere sürekli iş göremezlik geliri bağlandığı, davacı bakımından değişen ve gelişen bir durumun söz konusu olmadığı ve en geç anılan rapor tarihinde zararın öğrenildiği ortadadır.

Davacının ıslah dilekçesinde ileri sürdüğü, maddi tazminata ilişkin istem sonucunun artırılması ve manevi tazminat istemine ilişkin talepleri yeni bir dava niteliğindedir. O halde ıslah dilekçesiyle artırılan maddi tazminat ile bu dilekçe ile dava konusu yapılan manevi tazminata ilişkin talep için yeni bir dava da ileri sürülmesi gereken tüm itiraz ve defi-ilerin ileri sürülmesi mümkündür. Hal böyle olunca, davacı tarafından 03.10.2013 tarihinde maddi tazminattın ıslahen artırılması ve manevi tazminat isteminde bulunulması üzerine, süresi içerisinde davalı tarafından ileri sürülen zamanaşımı def'i nin kabul edilerek ıslahen artırılan miktara ilişkin maddi tazminat talebi ile bu dilekçe ile dava konusu yapılan manevi tazminat ilişkin taleplerinin reddine karar verilmesi gerekirken, maluliyet oranının kesin olarak öğrenildiği tarihten itibaren zaman aşımının işlemeye başlayacağının kabulü ile ıslahen artırılan miktarı da kapsar biçimde maddi tazminat talebi ile manevi tazminat talebinin kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.

Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan ve özellikle zaman aşımının başlangıcında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı

9. Ankara 12. İş Mahkemesinin 23.11.2015 tarihli ve 2015/63 Esas, 2015/1227 Karar sayılı kararı ile; işçi ile işveren arasında hizmet akdi ilişkisi bulunduğu, davalı işverenin iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin mevzuata aykırı hareketi ile davacının yaralanmasına neden olduğu, bu durumun 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332/1. maddesinde belirtilen akde aykırılık durumunu oluşturduğu ve aynı Kanun uyarınca 10 yıllık zamanaşımına tâbi olduğu, Sosyal Güvenlik Kurumunca hazırlanan 11.03.2011 (04.04.2011) tarihli raporda davacının malûliyetinin %39 olarak belirlendiği, malûliyet oranı kesinleşmeden tazminat miktarının belirlenmesinin mümkün olmadığı, ıslah dilekçesinin 02.10.2013 (03.10.2013) tarihinde ibraz edildiği, bu hâli ile zararın tespit tarihinin 04.04.2011 olduğu, davacıya bu tarihten sonra gelir bağlandığı, maddi tazminatın da gelir bağlandıktan sonra belirlenmesi mümkün olduğundan zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin malûliyet oranının kesin olarak tespit edildiği tarih sayılması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi

10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda 19.04.2000 tarihinde meydana gelen iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunan davacının 03.10.2013 harç ve havale tarihli ıslah dilekçesiyle talep ettiği maddi ve manevi tazminat yönünden zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

12. Öncelikle uyuşmazlıkla ilgili kurum ve yasal düzenlemeler üzerinde durulmalıdır.

13. Hizmet akdi, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı Kanun) 313/1. maddesinde “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurları belirgin iken 4857 sayılı İş Kanunu’nda (4857 sayılı Kanun) daha önce Anayasa Mahkemesi ve öğretinin de kabul ettiği gibi “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiş olup 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 393/1. maddesinde ise hizmet sözleşmesi “işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme” olarak tanımlanmıştır.

14. Bu hâliyle denilebilir ki, hizmet sözleşmesi bir yanda işçinin iş görme borcunu, öte yanda işverenin ücret ödeme borcunu ihtiva eden, taraflardan her birinin öteki tarafın edimine karşı borç yüklendiği, iki taraflı bir sözleşmedir.

15. Hizmet sözleşmesinden kaynaklanan iş ilişkisi işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi koruma ve gözetme borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. İşveren gözetme borcu gereği çalıştırdığı işçileri iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dâhil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.

16. İş kazasının gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan 818 sayılı Kanun’un 332. maddesinde; "İş sahibi, aktin hususi hâlleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenebileceği derecede çalışmak dolayısıyle maruz kaldığı tehlikelere karşı icapeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.

İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi hâlinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur." düzenlemesine yer verilmiş, 4857 sayılı Kanun’un "İşverenlerin ve işçilerin yükümlülükleri" kenar başlıklı 77. maddesinin 1. fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Buna göre, işverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler.

17. Mevzuatta bulunan bir kısım boşluklar kanun koyucu tarafından 30.06.2012 yürürlük tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu (6331 sayılı Kanun) ile doldurulmaya çalışılmıştır. 6331 sayılı Kanun'un 37. maddesiyle 4857 sayılı Kanun'un 77 ve devamı bir kısım maddeleri yürürlükten kaldırılarak iş sağlığı ve güvenliği konusunda yeni düzenlemeler getirilmiştir. 6331 sayılı Kanun ile işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerinin düzenlemesi amaçlanmıştır.

18. Bunun yanında 6331 sayılı Kanun’a paralel olarak 818 sayılı Kanun’un 332. maddesi gelişen teknoloji ve diğer veriler gözetilerek revize edilmiş ve 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren TBK’nın 417. maddesinde bu doğrultuda hükümlere yer verilmiştir. Bu madde; “İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.

İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.

İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir.” şeklinde düzenlenmiştir.

19. Mülga Borçlar Kanunu’nun 332. maddesinin karşılığı olarak çağdaş bir yaklaşımla düzenlenen TBK’nın 417. maddesinin 2. fıkrasında yer alan hüküm ile 4857 sayılı Kanun'un mülga 77/1. maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3. fıkrasındaki düzenleme ile de hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür. İşverenin gözetme borcu iş sözleşmesinden kaynaklandığından işçi, iş kazasından doğan vücut bütünlüğünün zedelenmesi nedeniyle açacağı maddi ve manevi tazminat davasında sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerine (TBK m. 112 ve 417.) dayanabilecektir. Öte yandan işverenin bu davranışı, kişi varlıklarını doğrudan korumayı amaçlayan (iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin) emredici kuralların kusurlu bir davranışla ihlali niteliğinde olup aynı zamanda haksız fiil oluşturur. Bu nedenle işçilerin iş kazasından kaynaklanan tazminat taleplerinde sözleşmeden doğan ile haksız fiilden doğan dava hakları yarışır. İşçinin ölümü veya vücut bütünlüğünün zedelenmesi hâli sözleşmeye aykırılık doğuracak olmakla birlikte bu durum aynı zamanda bir haksız fiilin unsurunu da oluşturur (Kemal Oğuzman, İş Kazası veya Meslek Hastalığından Doğan Zararlardan İşverenin Sorumluluğu, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, C. 34, S. 1-4, 1968, s. 339). Bu durumda işçi zararının tazmini için sözleşmeye aykırılık veya haksız fiil hükümlerine dayanmakta serbesttir.

20. Sonuç itibariyle denilebilir ki, iş kazasında işverenin hizmet sözleşmesinden doğan işçiyi gözetme borcuna aykırı davranması söz konusu olduğundan iş kazasından kaynaklanan tazminat davalarında sözleşmeye aykırılığa dayalı sorumluluk hükümlerinin uygulanması mümkündür.

21. Öte yandan özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade etmekte olup sonucu alacak hakkına son verme değil onu eksik borç hâline getirme olarak ortaya çıkmaktadır. Zamanaşımına ilişkin düzenlemelerin temelinde iddia edilen alacağın aradan uzun zaman geçmiş olmasına rağmen kullanılmaması karşısında borçlunun oldukça uzak geçmişte kalan bir borçtan doğabilecek ihtilaflara karşı korunması, kendi alacağına karşı uzun süre kayıtsız kalan kimsenin bu hakkının artık korunmaya layık olmadığını kabul etmiş sayılması yatmaktadır.

22. İş kazalarında işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından TBK’nın 146-161. (818 sayılı Kanun’un 125-140.) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

23. Nitekim 818 sayılı Kanun’un 125. maddesine göre “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine TBK’nın 146. maddesinde benzer bir düzenleme ile, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu hem 818 sayılı Kanun’un 125. maddesi, hem de TBK’nın 146. maddesi ile alacak haklarının tâbi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazası hâlinde de zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından TBK’nın 146. (818 sayılı Kanun md.125) maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır.

24. Türk Borçlar Kanunu’nun 149. maddesi (818 sayılı Kanun md.128.) uyarınca ise zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir.

25. Gelinen bu noktada iş kazasından kaynaklanan tazminat talepleri yönünden zamanaşımının hangi tarih itibariyle başlayacağının belirlenmesi gerekmekte olup bu hususun tespitinde, zarar ve zararın öğrenilme tarihinin önemi açıktır.

26. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açılmasına ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartların öğrenilmiş olması demektir. Zararın öğrenilmesi, zarar verici olayın değil zararın varlığı, niteliği, unsurları ve kapsamının kesin olarak bilinmesi demektir. Zarar verici eylemin sonuçları ve zarar tam olarak ortaya çıkmadıkça zarar görenin zararı öğrendiğinden söz edilemez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.06.2002 tarihli ve 2002/4-470 Esas, 2002/477 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir.

27. Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysa ki zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi hâlde doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır.

28. Bazı hâllerde, gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır.                      

29. Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hâllerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır (Hukuk Genel Kurulunun 06.11.2002 tarihli ve 2002/4-882 Esas, 2002/874 Karar sayılı kararı).

30. Somut olayda; 19.04.2000 tarihinde geçirdiği iş kazası neticesinde sol gözünden yaralanan davacının 19.04.2000-25.07.2000 tarihleri arasında tedavi gördüğü ve anılan tarihler arasında geçici iş göremezlik ödemesi yapıldığı, 1.000,00 TL maddi tazminat istemi ile 27.04.2005 tarihinde eldeki davanın açılmasından sonra Sosyal Sigortalar Kurumu Teftiş Kurulu Başkanlığının 11.04.2006 tarihli raporu ile olayın iş kazası olduğu yönünde tespit yapıldığı, Sosyal Güvenlik Kurumu Malululiyet ve Sağlık Kurulları Daire Başkanlığının 04.04.2011 tarihli kararı ile de davacının (E) cetveline göre %39 oranında iş göremez duruma girdiğine ve kontrol muayenesi gerekmediğine karar verildiği, yargılamada bu oran esas alınarak hazırlanan hesap raporu doğrultusunda davacı vekilinin maddi tazminat talebini 03.10.2013 harç tarihli ıslah dilekçesi ile 194.443,72 TL’ye yükselttiği ayrıca 40.000,00 TL manevi tazminat talep ettiği, davalı vekilinin de ıslah dilekçesine karşı süresinde zamanaşımı definde bulunduğu, Mahkemece davacının sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak belirlendiği tarihten itibaren zamanaşımının işlemeye başlayacağı ve sürekli iş göremezlik oranının 11.03.2011 (04.04.2011) tarihinde belirlendiği gerekçesiyle ıslah dilekçesine karşı ileri sürülen zamanaşımı define itibar edilmeyerek tazminat taleplerinin kabulüne karar verilmiştir.

31. Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalar ile somut olaya ilişkin maddi ve hukuki olgular bir arada değerlendirildiğinde; geçirdiği iş kazası nedeniyle davacıda oluşan sürekli iş göremezlik oranı gördüğü tedaviler sonrası aradan geçen zaman içerisinde değişmemiş ise de 04.04.2011 tarihli sosyal Güvenlik Kurumu Maluliyet ve Sağlık Kurulları Daire Başkanlığı raporu ile %39 olarak belirlenmiş ve kontrol muayenesi gerekmediğine karar verilmesi ile davacının zararı bu tarihte kesin şekilde belli olmuştur. Zira sürekli iş göremezlik oranı iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gerekli olduğundan zararın öğrenildiği tarih dikkate alındığında ıslah dilekçesi ile talep edilen maddi ve manevi tazminatın zamanaşımına uğradığından söz etmek mümkün değildir.

32. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 22.05.2024 tarihli ve 2018/(21)10-907 Esas, 2024/271 Karar; 08.05.2024 tarihli ve 2020/(21)10-603 Esas, 2024/224 Karar; 06.03.2024 tarihli ve 2021/(21)10-222 Esas, 2024/153 Karar; 28.02.2024 tarihli ve 2019/(21)10-408 Esas, 2024/127 Karar; 24.06.2021 tarihli ve 2018/10(21)-1020 Esas, 2021/832 Karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.

33. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında zararın öğrenilmesinin onun kapsamının değil, varlığının öğrenilmesi anlamında olduğu, zararın varlığı, niteliği ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, o davayı ciddi ve objektif bir şekilde desteklemeye, gerekçelerini göstermeye elverişli yeterli hâl ve şartların öğrenilmesinin, zararın öğrenilmiş sayılması için yeterli olduğu, davacıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranının zaman içinde değişmediği, gelişen ve değişen bir durum bulunmadığı, bu nedenle davacının zararı sürekli iş göremez duruma girdiği 27.07.2000 tarihinde öğrendiğinin kabulü gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

34. Hâl böyle olunca direnme kararı usul ve yasaya uygundur.

35. Ne var ki, Özel Dairece davalı vekilinin sair temyiz itirazları incelenmediğinden bu yönde inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

IV. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Direnme uygun bulunduğundan davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

10.12.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 19’u DİRENME UYGUN DAİREYE, 6’sı ise BOZMA yönünde oy kullanmışlardır.

BİLGİ : "Somut olayda bedensel zararda değişen ve gelişen bir durum olmadığından tazminat istemi zamanaşımına uğramıştır" şeklindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 31 Ocak 2024 tarihli kararı için bkz.

https://karamercanhukuk.com/yargitay-karari/somut-olayda-bedensel-zararda-degisen-ve-gelisen-bir-durum-olmadigindan-tazminat-istemi-zamanasimina-ugramistir

"Bedensel zararın gelişim gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak bedensel zararın gelişiminin tamamlandığı tarihin esas alınması gerekir" şeklindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 14 Şubat 2024 tarihli kararı için bkz.

https://karamercanhukuk.com/yargitay-karari/bedensel-zararin-gelisim-gosterdigi-durumlarda-zamanasimina-baslangic-olarak-bedensel-zararin-gelisiminin-tamamlandigi-tarihin-esas-alinmasi-gerekir

"Somut olayda zararın kapsamının değil bedensel zararın niteliği ve unsurları öğrenildiğinden ıslah dilekçesindeki maddi tazminat zamanaşımına uğramamıştır" şeklindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 28 Şubat 2024 tarihli kararı için bkz.

https://karamercanhukuk.com/yargitay-karari/somut-olayda-zararin-kapsaminin-degil-bedensel-zararin-niteligi-ve-unsurlari-ogrenildiginden-islah-dilekcesindeki-maddi-tazminat-zamanasimina-ugramamistir