ERKEĞİN TEMADİ GÖSTEREN GÜVEN SARSICI DAVRANIŞLARI KARŞISINDA AYNI TARİHLERDE KADININ SALT KAYINVALİDESİNİN RAHATSIZLIĞI NEDENİYLE ORTAK EVE DÖNMEK ZORUNDA KALMASI AF SONUCUNU DOĞURMAZ.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2024/2-213
Karar No : 2025/557
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 21.09.2023
SAYISI : 2023/1762 E., 2023/2255 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 02.03.2023 tarihli ve 2022/10190 Esas,
2023/825 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasında karşılıklı boşanma davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacı-karşı davalı eşin istinaf başvurusunun reddine, davalı-karşı davacı eşin istinaf başvurusunun kabulü ile davalı-karşı davacı yararına tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların 08.08.2008 tarihinde evlendiklerini, bu evlilikten bir çocuklarının dünyaya geldiğini, davalının birlik görevlerini yerine getirmediğini, maddi-manevi sorumluluk taşımadığını, bağımsız konut temin etmediğini, sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını, eşini ailesi ve arkadaşlarının yanında küçük düşürdüğünü, davacının yaptığı yemekleri ve tavırlarını sürekli eleştirdiğini ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velâyetin anneye verilmesine, çocuk yararına 1.500,00 TL tedbir-iştirak, müvekkili yararına 1.500,00 TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 100.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. KARŞI DAVA VE CEVAP
1. Davalı-karşı davacı vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, eşler arasındaki geçimsizliğin düğün gecesi başladığını, kadın eşin agresif, inatçı, sorumsuz, maddiyatçı ve kavgacı davranışlar sergilediğini, buna karşılık müvekkili tarafından eşinin her isteğinin yerine getirildiğini, davacının akşam sekizden sonra dışarıda vakit geçiren bir kadın olduğunu, ilk günden itibaren "boşanacağım" sözünü dile getirdiğini, kazancını kişisel ihtiyaçları için kullandığını ve aile bütçesine katkı sağlamadığını, 2016 yılının Kasım ayında yaşanan bir tartışmada ortak çocuğu da müvekkilinin yanında bırakarak evi terk ettiğini, bu olaydan sonra eşlerin yaklaşık beş ay boyunca ayrı yaşadığını, 2017 yılının Mayıs ayında ortak çocuğa bakmakta olan müvekkilinin annesine kanser teşhisi koyulduğunu, çocuğa bakamayacak hâle gelmesi nedeniyle ailelerin bir araya gelerek eşleri barıştırdığını, barışmadan çok kısa süre sonra davacının eşinden ayrı bir ev tutmasını istediğini, bunun üzerine 15.06.2017 tarihinde müvekkili tarafından ayrı bir ev kiralandığını, taşınma sürecinin tamamlandıktan sonra davacının eşini ortak konuta almadığını, müvekkilinin annesinin yanında yaşamak zorunda kaldığını, boşanmaya sebep olan olaylarda davacının kusurlu olduğunu ileri sürerek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, velâyetin babaya verilmesine, ortak çocuk yararına 1.000,00 TL tedbir-iştirak nafakası ile müvekkili yararına 150.000,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini, mahkemenin aksi kanaatte olması hâlinde çocuk yararına 900,00 TL tedbir-iştirak, müvekkili yararına 1.000,00 TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 20.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davacı-karşı davalı kadın vekili karşı davaya cevap dilekçesinde; barışma iddialarını inkârla, erkeğin sadakat yükümlülüğünü ihlâl eden davranışından sonra müvekkilinin eşini affetmediğini, bu sebeple ayrı konuta taşındığını, erkeğin evlilik birliğinin devam ettiği sırada sözde eşine yardım ve bağış maksatlı bankadan gönderdiği dekonta "20 BP 8.6 plaka sayılı araçtaki değer artış payı ve katılma alacağı" şeklinde açıklama yazmasının da davalının kötüniyetini gözler önüne serdiğini belirterek karşı davanın reddine, asıl davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmesini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 03.02.2021 tarihli ve 2018/13 Esas, 2021/92 Karar sayılı kararı ile; her ne kadar kadın eş tarafından erkeğin sadakatsiz davrandığı, bağımsız konut temin etmediği, evi ile ilgilenmediği ve kendisini küçük düşürdüğü iddialarına dayanılarak dava açılmış ise de tarafların tüm bu yaşanan olaylardan sonra barışmak amacıyla bir araya geldikleri, ortak yaşamı sürdürmek amacıyla ayrı bir ev kiraladıkları, dolayısıyla kadının eşini affettiği ve yaşananları hoşgörü ile karşıladığının kabulü ile erkeğe kusur yüklenemeyeceği, ne var ki eşlerin barışmasından sonra kadının eşini eve almadığı, böyle olunca boşanmaya sebep olan olaylarda kadın eşin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, velâyetin anneye verilmesine, çocuk yararına 400,00 TL tedbir - 500,00 TL iştirak nafakası ödenmesine, boşanmaya sebep olan olayların erkeğin kişilik haklarını zedelememesi nedeniyle manevi tazminat talebinin reddi ile erkek eş yararına 5.000,00 TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 05.10.2022 tarihli ve 2021/1011 Esas, 2022/2007 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesince erkeğin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş ise de kadına yüklenen "eşini ortak konuta almaması" şeklindeki eyleminin erkeğin kişilik haklarına saldırı teşkil eder nitelikte olduğu gibi erkek yararına hükmedilen maddi tazminat miktarının da az olduğu gerekçesiyle erkeğin istinaf başvurusunun kabulüne, erkek yararına 15.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, kadının istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
VI. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... 1. Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince taraflar arasında kadın tarafından iddia edilen vakıalardan sonra tarafların barışmak amacıyla bir araya geldikleri, birlikte yaşamak için ayrı ev kiraladıkları, kiralanan evin abonelik sözleşmelerinin erkeğin üstüne olduğu, erkeğin kadına 30.000,00 TL para gönderdiği, ayrı eve çıkma iradesi ortaya koydukları, kadının önceki vakıalar nedeniyle erkeği affettiği, bu nedenle erkeğin kusursuz olduğu, kadının ise ayrı eve taşındıktan sonra erkeği eve almaması nedeniyle tam kusurlu olduğu gerekçesiyle boşanma ve fer'îler yönünden hüküm kurulmuştur.
2. Dosyanın tetkikinden, tarafların erkeğin ailesi ile aynı binada yaşadıkları, 2016 yılının sonlarında tartıştıkları ve kadının evden ayrıldığı, 2017 yılının mart ayında aile büyüklerinin araya girmesi ile barıştıkları, süreç içinde erkeğin temadi eden güven sarsıcı davranışlarının olduğunun dosya kapsamındaki fotoğraflar, tanık beyanları ve uçak biletleri ile sabit olduğu, aralarında tartışmaların yaşandığı, tanık beyanlarına göre kadının aile apartmanından ayrı bir eve taşınmak istediğini söylemesi üzerine erkeğin 2017 yılının haziran ayında ev kiraladığı, evin taşındığı gün erkeğin orada olmadığı, kadının kiralanan eve taşındığı gün erkeği eve almadığı, erkeğin dilekçelerinde eve alınmamasının akabinde barışacaklarını düşünüp kira ve aidatları ödemeye devam ettiğini söylediği ve erkeğin 2017 yılının ekim ayında kadının banka hesabına gönderdiği bir miktar parayı gösteren dekontun açıklama bölümünde değer artış payı ve katılma alacağı ifadesinin yer aldığı görülmüştür.
3. Bölge Adliye Mahkemesince kadının, ayrı eve taşınma iradesi ortaya koymakla erkeğin kusurlu davranışlarını affettiği kabul edilmişse de, kadının erkeği affetme ve evlilik birliğini devam ettirme iradesinin olduğuna dair bir beyanı ve davranışının olduğu dosya kapsamındaki delillerle ispatlanamamıştır. Kadının aile apartmanından ayrı bir eve taşınması nedeniyle erkeği affedip onunla barıştığından söz edilemeyeceği gibi, taşındığı gün erkeği eve almaması barışma ve af iradesinin olmadığını kanıtlamaktadır. Erkeğin kadının banka hesabına gönderdiği meblağı gösteren dekontun açıklama bölümünde değer artış payı ve katılma alacağı açıklamasının yer alması da tarafların barışmadığının kanıtıdır. Erkeğin ev kiralaması, evin aboneliklerini üstüne alması, kadın taşındıktan sonra ona para havale etmesi barışma girişimidir. Erkek de dilekçelerinde eşinin kendisi ile barışması için kiraları ve aidatları ödemeye devam ettiğini ve ona para havale ettiğini ifade etmiştir.
4. Dosyanın tetkikinden, erkeğin temadi eden güven sarsıcı davranışlarının olduğu, eşine ilgisiz davrandığı ve ayrıca kadının ailesini istemediği anlaşılmaktadır. Erkeğin bu kusurlu davranışları karşısında, ayrı yaşama hakkı bulunan kadının erkeği eve almaması kendisine kusur olarak yüklenemez. Bu durumda, boşanmaya sebebiyet veren ve gerçekleşen davranışlara göre, güven sarsıcı davranışları bulunan, eşine ilgisiz davranan ve kadının ailesini istemeyen erkek tam kusurludur. Bu itibarla, erkeğin kusursuz ve kadının tam kusurlu kabul edilmesi doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir.
5. Boşanmaya sebebiyet veren ve gerçekleşen olaylarda davalı-davacı erkek tam kusurlu olduğundan erkeğin boşanma davasının reddi ile kadının boşanma davasının kabulüne karar verilmesi gerektiği halde yazılı şekilde hüküm tesisi doğru bulunmamış ve hükmün bozulması gerekmiştir..."
gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin ilam balığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; her ne kadar Yargıtay bozma ilâmında aftan söz edilemeyeceği belirtilmişse de toplanan delillerden ve özellikle erkeğin dinletmiş olduğu tanık beyanlarından anlaşıldığı üzere kadın eşin ortak çocuğu bırakıp evden ayrıldığı ve eşlerin bir süre ayrı yaşadıkları, ortak çocuğa bakan babaannenin kanser hastalığına yakalanması nedeniyle çocuğa bakamadığı ve bu nedenle yakın akrabaların çabası sonucu tarafların 2017 yılı Mayıs ayında yeniden barışarak erkeğin ailesinin evinde kısa bir süre yaşadıkları, kadının ayrı bir eve taşınmak istemesi üzerine erkeğin ev kiralandığı, elektrik ve su aboneliklerini başlattığı, eşyaların 2017 yılı Haziran ayında bu eve taşındığı, ne var ki davacı-karşı davalı kadının eşi ile barışmasına rağmen erkeği yeni taşındıkları eve almadığı, ilerleyen süreçte eşlerin ayrı yaşadıkları, yeniden barışma sağlanamayınca erkeğin kadına 2017 yılı Ekim ayında bozma ilâmında belirtilen bir miktar para gönderdiği ve dekontun açıklama bölümüne "değer artış payı ve katılma alacağı" yazdığı, gerçekleşen olaylara göre kadının eşini affetmiş en azından kusurlu davranışlarını hoşgörüyle karşıladığının kabulü gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı-karşı davalı vekili temyiz dilekçesinde; boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin tam kusurlu olduğunu ileri sürerek her iki dava ve fer'îleri yönünden hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda kadın eşin erkeğin kusurlu davranışlarını affedip affetmediği, burada varılacak sonuca göre kadın eş tarafından açılan boşanma davasının kabulünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166/1-2 maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddelerinin incelenmesinde yarar görülmektedir.
2. Bilindiği üzere 4721 sayılı Kanun'un "Evlilik birliğinin sarsılması" başlıklı 166. maddesinin 1 ve 2. fıkraları; "Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir" hükmünü taşımaktadır.
3. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır.
4. Söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki "birlik artık sarsılmıştır" diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (TMK md. 2). Nitekim benzer ilkeye Hukuk Genel Kurulunun 04.12.2015 tarihli ve 2014/2-594 Esas, 2015/2795 Karar sayılı kararında da değinilmiştir. Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (TMK md. 166/1) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir.
5. Yargıtay boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, fer'îleri ve boşanmanın malî sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusurluluk durumlarını ise “kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş” şeklinde belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da “kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine” karar vererek her bir boşanma davasında tarafların kusurluluk durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir.
6. Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiasıyla boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz, az kusurlu veya eşit kusurlu (TMK md. 166/1) olmaya gerek olmayıp, ağır kusurlu tarafın dahi (TMK md. 166/2) dava hakkı vardır. Maddenin 2. fıkrası uyarınca boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Tarafların TMK’nın 166/2. maddesine göre boşanmalarına karar verilirken dikkat edilmesi gereken husus; az kusurlu durumda olan davalı eşin açılan davaya itiraz hakkı olduğudur. Böyle bir durumda hâkim “ileri sürülen itirazın, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğuna ve ayrıca evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmadığı” kanaatine vardığı takdirde boşanmaya karar verilebilecektir.
7. Eldeki davada; tarafların 08.08.2008 tarihinde evlendikleri, bu evlilikten 13.10.2012 doğumlu bir ortak çocuklarının bulunduğu, dosyada mevcut 30.03.2018 tarihli sosyal inceleme raporunda eşlerin her ikisi tarafından da "çocuğun doğumundan sonra evlilik birliğinin gerektirdiği sevgi-saygı ilişkisinin" bittiğinin belirtildiği, karşılıklı açılan boşanma davalarından ilkinin kadın tarafından 05.01.2018 tarihinde karşı davanın ise erkek eş tarafından 05.02.2018 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde Özel Daire bozma kararında belirtildiği gibi erkeğin güven sarsıcı davranışlarının olduğu, eşine ilgisiz davrandığı ve ayrıca kadının ailesini istemediği görülmektedir. Kaldı ki, gerçekleşen bu olaylar İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerinin de kabulündedir. Ancak erkeğin bu kusurlu davranışlarından sonra tarafların evlilik birliğini devam ettirmek amacıyla bir araya geldikleri, böyle olunca olayların affedilmiş ya da en azından hoşgörüyle karşılanmış olduğu ve erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceği gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.
8. Hemen belirtmek gerekir ki "Af" kişiliğe bağlı bazı haklardan vazgeçilmesi anlamına gelen bir irade açıklamasıdır ve maddi olguların gerçekleşmesinden çıkarılır (Türk Hukuk Lugatı, Ankara-2021 Baskı, Cilt-I, s. 23). Hukuk Genel Kurulunun 18.01.2022 tarihli ve 2019/2-92 Esas, 2022/13 Karar sayılı kararında da; bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı bağışlama olarak tanımlanmış olup, ceza hukukunda yer verildiği gibi özel hukuk bakımından da kanunlarımızda düzenleme yeri bulan, esasen bir haktan vazgeçmeyi içeren bir his açıklaması veya bir davranış şekli olarak açıklanmıştır. Evlilik birliğinin sarsılması sebebine dayanan boşanma davalarında af niteliğinde davranışlar gerçekleşmişse, artık bu davranışlar, boşanma davasının reddine gerekçe oluşturur. Af olgusu ise; kayıtsız şartsız bir irade beyanı, eğer yoksa en azından affı gösterir nitelikte tutum ve davranış ile ispatlanmış olması gerekmektedir. Genel bir ifadeyle af niteliğinde sayılabilecek davranışlar “münferit bir olay” sonrasında barışmış olmak, af iradesini göstermek, hoşgörü ile karşılamak, gerçekleşen olaya rağmen birliği sürdürmek şeklinde sayılabilir. Eşlerin evlilik birliğini kurtarmak maksadıyla birliğin devamı yönünde iyiniyetli girişim ve barış müzakerelerinin boşanma davalarında af niteliğinde sayılamayacağı kuşkusuzdur. Boşanmaya sebep olan olayların hoşgörü ile karşılanması nedeniyle af gerçekleşmeli ve bunun sonucunda da; tarafların yeniden birlikte olmaları yani ortak hayatın yeniden kurulmuş olması gereklidir.
9. Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; 08.08.2008 tarihinde evlenen ve bu evlilikten bir ortak çocukları bulunan eşler arasında yaşanan anlaşmazlık nedeniyle kadının 2016 yılı Kasım ayında erkeğin ailesi ile aynı apartmanda bulunan ortak evden ayrılarak ailesinin yanında yaşamaya başladığı, bu süreçte ortak çocuğa babaanne tarafından bakıldığı, ne var ki erkeğin annesine 2017 yılı Mayıs ayında kanser teşhisi konulduğu ve rahatsızlığı nedeniyle çocuğa bakamayacak duruma geldiği, tanık olarak dinlenen erkeğin babası Ahmet tarafından kadının yeniden dönmesine ilişkin "eşim kanser ameliyatı olduğunda akrabaların da araya girmesiyle geri döndü, zira o dönemde bizim çocuğa bakabilecek durumumuz yoktur" şeklinde beyanda bulunduğu, erkek tarafından ileri sürülen barışma olgusuna karşı davacı kadın tarafından tüm aşamalarda karşı çıkıldığı, eşinin sadakatsizliğini öğrendikten sonra asla affetmediğini ve eşler arasında karı-koca hayatının kurulmadığını beyan ettiği, erkeğin güven sarsıcı davranışına ilişkin olarak tanık Çiğdem'in "2017 nisan ayında hüseyinin Kıbrıs şehitleri caddesinde ismini sonradan öğrendiğim Fatma isimli sarışın bir bayanı kuaföre bırakırken gördüm, karsıdaki kafeye oturup onları izledim, el ele idiler" şeklinde görgüye dayalı bilgi sahibi olduğu gibi erkeğin 16.04.2017 tarihinde aynı kadınla birlikte seyahat ettiğine dair uçuş bilgilerinin de dosya içerisinde yer aldığı, Özel Daire bozma kararında isabetli şekilde belirtildiği üzere erkeğin temadi gösteren güven sarsıcı davranışları karşısında yaklaşık aynı tarihleri kapsayan süreçte kadının salt kayınvalidesinin rahatsızlığı nedeniyle ortak eve dönmek zorunda kaldığı gözetildiğinde, eşler arasında karı-koca hayatının yeniden kurulduğu ve erkeğin kusurlu davranışlarının kadın tarafından affedildiği sonucuna varılması somut olayın özelliğine uygun düşmemektedir. Nitekim dosyada mevcut 15.06.2017 tarihli kira kontratından da anlaşıldığı üzere kadının bir ay sonra çocuğunu da alarak başka bir eve taşındığı anlaşılmaktadır.
10. Toplanan delillere göre erkeğin güven sarsıcı davranışlarının olduğu, eşine ilgisiz davrandığı ve kadının ailesini istemediği şeklinde gerçekleşen kusurlu davranışları karşısında kadının ayrı yaşamaya hakkı bulunduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen olaylara göre evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, birliğin bu hâle gelmesine davalının tam kusurlu davranışlarıyla sebep olduğu, olayların akışı karşısında davacının dava açmakta haklı olduğu gibi boşanmaya sebep olan olaylarda kusurlu bir davranışının ispatlanmadığı, böyle olunca asıl davanın kabulüne, karşı davanın ise reddine karar verilmesi gerekirken, tam aksi yönde karar verilmesi yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkelere uygun olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
11. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
12. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine gönderilmesine,
24.09.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
BİLGİ : “Barışma girişimi kabul ile sonuçlanmadığından bir aftan söz edilemez” şeklindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 03 Haziran 2020, 11 Kasım 2020 ve 11 Ekim 2020 tarihli kararı için bkz.
“Eşin eve dönmesine rağmen cinsellikten kaçınarak herşey düzelmedi henüz ifadesi af olarak değerlendirilemez” şeklindeki Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 03 Haziran 2021 tarihli kararı için bkz.
“Boşanma davası açısından barıştırmak üzere gelen aracıya sen nasıl istersen öyle olsun demek af olarak değerlendirilemez” şeklindeki Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 08 Haziran 2021 tarihli kararı için bkz.
“Bir eşin sürekli olan ağır kusurlu davranışları karşısında diğer eşin sessiz kalması af olarak değerlendirilemez” şeklindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18 Ocak 2022 tarihli kararı için bkz.
"Fiziksel şiddetten sonra taraflar evlilik birliğini üç ay süreyle devam ettirdiklerinden şiddet eylemi af kapsamında kalmıştır" şeklindeki Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 11 Nisan 2022 tarihli kararı için bkz.
“Evlilik birliğinin devamı için barışma teklifi veya görüşmesi af niteliğinde kabul edilemez” şeklindeki Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 06 Haziran 2022 tarihli kararı için bkz.
“Eşin açtığı boşanma davasından feragat etmesi sonrasında devam eden sadakat yükümlülüğüne aykırı eylemin affedildiği sonucu çıkarılamaz” şeklindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08 Kasım 2022 tarihli kararı için bkz.
“Mevcut yemek fotoğraflarından gerçekleştirilen eylemlerin af olarak nitelendirilmesi somut olayın özelliğine uygun düşmemektedir” şeklindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29 Kasım 2022 tarihli kararı için bkz.
“Eşlerin, çocuklar için veya zorunluluktan dolayı bir araya gelmiş olmaları ortak hayatın yeniden kurulduğu anlamını taşımamaktadır” şeklindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01 Mart 2023 tarihli kararı için bkz.
“Ben eşimden bir adım bekliyorum şeklindeki beyan barışma girişimi niteliğinde olup af olarak nitelendirilemez” şeklindeki Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 17 Ocak 2024 tarihli kararı için bkz.
"Barıştıklarına ilişkin ispat yoksa öncesinde terk edilen müşterek haneye eşlerinden birisinin dönerek bir süre evde kalması af olarak kabul edilemez" şeklindeki Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 10 Haziran 2024 tarihli kararı için bkz.
"Erkeğin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışının süregelen nitelikte olduğundan uzun yıllardır bu durumun kadın tarafından bilinmesi af kapsamında değerlendirilemez" şeklindeki Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 30 Ekim 2024 tarihli kararı için bkz.
ERKEĞİN TEMADİ GÖSTEREN GÜVEN SARSICI DAVRANIŞLARI KARŞISINDA AYNI TARİHLERDE KADININ SALT KAYINVALİDESİNİN RAHATSIZLIĞI NEDENİYLE ORTAK EVE DÖNMEK ZORUNDA KALMASI AF SONUCUNU DOĞURMAZ.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2024/2-213
Karar No : 2025/557
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 21.09.2023
SAYISI : 2023/1762 E., 2023/2255 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 02.03.2023 tarihli ve 2022/10190 Esas,
2023/825 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasında karşılıklı boşanma davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacı-karşı davalı eşin istinaf başvurusunun reddine, davalı-karşı davacı eşin istinaf başvurusunun kabulü ile davalı-karşı davacı yararına tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların 08.08.2008 tarihinde evlendiklerini, bu evlilikten bir çocuklarının dünyaya geldiğini, davalının birlik görevlerini yerine getirmediğini, maddi-manevi sorumluluk taşımadığını, bağımsız konut temin etmediğini, sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını, eşini ailesi ve arkadaşlarının yanında küçük düşürdüğünü, davacının yaptığı yemekleri ve tavırlarını sürekli eleştirdiğini ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velâyetin anneye verilmesine, çocuk yararına 1.500,00 TL tedbir-iştirak, müvekkili yararına 1.500,00 TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 100.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. KARŞI DAVA VE CEVAP
1. Davalı-karşı davacı vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, eşler arasındaki geçimsizliğin düğün gecesi başladığını, kadın eşin agresif, inatçı, sorumsuz, maddiyatçı ve kavgacı davranışlar sergilediğini, buna karşılık müvekkili tarafından eşinin her isteğinin yerine getirildiğini, davacının akşam sekizden sonra dışarıda vakit geçiren bir kadın olduğunu, ilk günden itibaren "boşanacağım" sözünü dile getirdiğini, kazancını kişisel ihtiyaçları için kullandığını ve aile bütçesine katkı sağlamadığını, 2016 yılının Kasım ayında yaşanan bir tartışmada ortak çocuğu da müvekkilinin yanında bırakarak evi terk ettiğini, bu olaydan sonra eşlerin yaklaşık beş ay boyunca ayrı yaşadığını, 2017 yılının Mayıs ayında ortak çocuğa bakmakta olan müvekkilinin annesine kanser teşhisi koyulduğunu, çocuğa bakamayacak hâle gelmesi nedeniyle ailelerin bir araya gelerek eşleri barıştırdığını, barışmadan çok kısa süre sonra davacının eşinden ayrı bir ev tutmasını istediğini, bunun üzerine 15.06.2017 tarihinde müvekkili tarafından ayrı bir ev kiralandığını, taşınma sürecinin tamamlandıktan sonra davacının eşini ortak konuta almadığını, müvekkilinin annesinin yanında yaşamak zorunda kaldığını, boşanmaya sebep olan olaylarda davacının kusurlu olduğunu ileri sürerek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, velâyetin babaya verilmesine, ortak çocuk yararına 1.000,00 TL tedbir-iştirak nafakası ile müvekkili yararına 150.000,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini, mahkemenin aksi kanaatte olması hâlinde çocuk yararına 900,00 TL tedbir-iştirak, müvekkili yararına 1.000,00 TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 20.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davacı-karşı davalı kadın vekili karşı davaya cevap dilekçesinde; barışma iddialarını inkârla, erkeğin sadakat yükümlülüğünü ihlâl eden davranışından sonra müvekkilinin eşini affetmediğini, bu sebeple ayrı konuta taşındığını, erkeğin evlilik birliğinin devam ettiği sırada sözde eşine yardım ve bağış maksatlı bankadan gönderdiği dekonta "20 BP 8.6 plaka sayılı araçtaki değer artış payı ve katılma alacağı" şeklinde açıklama yazmasının da davalının kötüniyetini gözler önüne serdiğini belirterek karşı davanın reddine, asıl davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmesini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 03.02.2021 tarihli ve 2018/13 Esas, 2021/92 Karar sayılı kararı ile; her ne kadar kadın eş tarafından erkeğin sadakatsiz davrandığı, bağımsız konut temin etmediği, evi ile ilgilenmediği ve kendisini küçük düşürdüğü iddialarına dayanılarak dava açılmış ise de tarafların tüm bu yaşanan olaylardan sonra barışmak amacıyla bir araya geldikleri, ortak yaşamı sürdürmek amacıyla ayrı bir ev kiraladıkları, dolayısıyla kadının eşini affettiği ve yaşananları hoşgörü ile karşıladığının kabulü ile erkeğe kusur yüklenemeyeceği, ne var ki eşlerin barışmasından sonra kadının eşini eve almadığı, böyle olunca boşanmaya sebep olan olaylarda kadın eşin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, velâyetin anneye verilmesine, çocuk yararına 400,00 TL tedbir - 500,00 TL iştirak nafakası ödenmesine, boşanmaya sebep olan olayların erkeğin kişilik haklarını zedelememesi nedeniyle manevi tazminat talebinin reddi ile erkek eş yararına 5.000,00 TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 05.10.2022 tarihli ve 2021/1011 Esas, 2022/2007 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesince erkeğin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş ise de kadına yüklenen "eşini ortak konuta almaması" şeklindeki eyleminin erkeğin kişilik haklarına saldırı teşkil eder nitelikte olduğu gibi erkek yararına hükmedilen maddi tazminat miktarının da az olduğu gerekçesiyle erkeğin istinaf başvurusunun kabulüne, erkek yararına 15.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, kadının istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
VI. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... 1. Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince taraflar arasında kadın tarafından iddia edilen vakıalardan sonra tarafların barışmak amacıyla bir araya geldikleri, birlikte yaşamak için ayrı ev kiraladıkları, kiralanan evin abonelik sözleşmelerinin erkeğin üstüne olduğu, erkeğin kadına 30.000,00 TL para gönderdiği, ayrı eve çıkma iradesi ortaya koydukları, kadının önceki vakıalar nedeniyle erkeği affettiği, bu nedenle erkeğin kusursuz olduğu, kadının ise ayrı eve taşındıktan sonra erkeği eve almaması nedeniyle tam kusurlu olduğu gerekçesiyle boşanma ve fer'îler yönünden hüküm kurulmuştur.
2. Dosyanın tetkikinden, tarafların erkeğin ailesi ile aynı binada yaşadıkları, 2016 yılının sonlarında tartıştıkları ve kadının evden ayrıldığı, 2017 yılının mart ayında aile büyüklerinin araya girmesi ile barıştıkları, süreç içinde erkeğin temadi eden güven sarsıcı davranışlarının olduğunun dosya kapsamındaki fotoğraflar, tanık beyanları ve uçak biletleri ile sabit olduğu, aralarında tartışmaların yaşandığı, tanık beyanlarına göre kadının aile apartmanından ayrı bir eve taşınmak istediğini söylemesi üzerine erkeğin 2017 yılının haziran ayında ev kiraladığı, evin taşındığı gün erkeğin orada olmadığı, kadının kiralanan eve taşındığı gün erkeği eve almadığı, erkeğin dilekçelerinde eve alınmamasının akabinde barışacaklarını düşünüp kira ve aidatları ödemeye devam ettiğini söylediği ve erkeğin 2017 yılının ekim ayında kadının banka hesabına gönderdiği bir miktar parayı gösteren dekontun açıklama bölümünde değer artış payı ve katılma alacağı ifadesinin yer aldığı görülmüştür.
3. Bölge Adliye Mahkemesince kadının, ayrı eve taşınma iradesi ortaya koymakla erkeğin kusurlu davranışlarını affettiği kabul edilmişse de, kadının erkeği affetme ve evlilik birliğini devam ettirme iradesinin olduğuna dair bir beyanı ve davranışının olduğu dosya kapsamındaki delillerle ispatlanamamıştır. Kadının aile apartmanından ayrı bir eve taşınması nedeniyle erkeği affedip onunla barıştığından söz edilemeyeceği gibi, taşındığı gün erkeği eve almaması barışma ve af iradesinin olmadığını kanıtlamaktadır. Erkeğin kadının banka hesabına gönderdiği meblağı gösteren dekontun açıklama bölümünde değer artış payı ve katılma alacağı açıklamasının yer alması da tarafların barışmadığının kanıtıdır. Erkeğin ev kiralaması, evin aboneliklerini üstüne alması, kadın taşındıktan sonra ona para havale etmesi barışma girişimidir. Erkek de dilekçelerinde eşinin kendisi ile barışması için kiraları ve aidatları ödemeye devam ettiğini ve ona para havale ettiğini ifade etmiştir.
4. Dosyanın tetkikinden, erkeğin temadi eden güven sarsıcı davranışlarının olduğu, eşine ilgisiz davrandığı ve ayrıca kadının ailesini istemediği anlaşılmaktadır. Erkeğin bu kusurlu davranışları karşısında, ayrı yaşama hakkı bulunan kadının erkeği eve almaması kendisine kusur olarak yüklenemez. Bu durumda, boşanmaya sebebiyet veren ve gerçekleşen davranışlara göre, güven sarsıcı davranışları bulunan, eşine ilgisiz davranan ve kadının ailesini istemeyen erkek tam kusurludur. Bu itibarla, erkeğin kusursuz ve kadının tam kusurlu kabul edilmesi doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir.
5. Boşanmaya sebebiyet veren ve gerçekleşen olaylarda davalı-davacı erkek tam kusurlu olduğundan erkeğin boşanma davasının reddi ile kadının boşanma davasının kabulüne karar verilmesi gerektiği halde yazılı şekilde hüküm tesisi doğru bulunmamış ve hükmün bozulması gerekmiştir..."
gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin ilam balığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; her ne kadar Yargıtay bozma ilâmında aftan söz edilemeyeceği belirtilmişse de toplanan delillerden ve özellikle erkeğin dinletmiş olduğu tanık beyanlarından anlaşıldığı üzere kadın eşin ortak çocuğu bırakıp evden ayrıldığı ve eşlerin bir süre ayrı yaşadıkları, ortak çocuğa bakan babaannenin kanser hastalığına yakalanması nedeniyle çocuğa bakamadığı ve bu nedenle yakın akrabaların çabası sonucu tarafların 2017 yılı Mayıs ayında yeniden barışarak erkeğin ailesinin evinde kısa bir süre yaşadıkları, kadının ayrı bir eve taşınmak istemesi üzerine erkeğin ev kiralandığı, elektrik ve su aboneliklerini başlattığı, eşyaların 2017 yılı Haziran ayında bu eve taşındığı, ne var ki davacı-karşı davalı kadının eşi ile barışmasına rağmen erkeği yeni taşındıkları eve almadığı, ilerleyen süreçte eşlerin ayrı yaşadıkları, yeniden barışma sağlanamayınca erkeğin kadına 2017 yılı Ekim ayında bozma ilâmında belirtilen bir miktar para gönderdiği ve dekontun açıklama bölümüne "değer artış payı ve katılma alacağı" yazdığı, gerçekleşen olaylara göre kadının eşini affetmiş en azından kusurlu davranışlarını hoşgörüyle karşıladığının kabulü gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı-karşı davalı vekili temyiz dilekçesinde; boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin tam kusurlu olduğunu ileri sürerek her iki dava ve fer'îleri yönünden hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda kadın eşin erkeğin kusurlu davranışlarını affedip affetmediği, burada varılacak sonuca göre kadın eş tarafından açılan boşanma davasının kabulünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166/1-2 maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddelerinin incelenmesinde yarar görülmektedir.
2. Bilindiği üzere 4721 sayılı Kanun'un "Evlilik birliğinin sarsılması" başlıklı 166. maddesinin 1 ve 2. fıkraları; "Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir" hükmünü taşımaktadır.
3. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır.
4. Söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki "birlik artık sarsılmıştır" diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (TMK md. 2). Nitekim benzer ilkeye Hukuk Genel Kurulunun 04.12.2015 tarihli ve 2014/2-594 Esas, 2015/2795 Karar sayılı kararında da değinilmiştir. Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (TMK md. 166/1) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir.
5. Yargıtay boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, fer'îleri ve boşanmanın malî sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusurluluk durumlarını ise “kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş” şeklinde belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da “kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine” karar vererek her bir boşanma davasında tarafların kusurluluk durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir.
6. Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiasıyla boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz, az kusurlu veya eşit kusurlu (TMK md. 166/1) olmaya gerek olmayıp, ağır kusurlu tarafın dahi (TMK md. 166/2) dava hakkı vardır. Maddenin 2. fıkrası uyarınca boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Tarafların TMK’nın 166/2. maddesine göre boşanmalarına karar verilirken dikkat edilmesi gereken husus; az kusurlu durumda olan davalı eşin açılan davaya itiraz hakkı olduğudur. Böyle bir durumda hâkim “ileri sürülen itirazın, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğuna ve ayrıca evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmadığı” kanaatine vardığı takdirde boşanmaya karar verilebilecektir.
7. Eldeki davada; tarafların 08.08.2008 tarihinde evlendikleri, bu evlilikten 13.10.2012 doğumlu bir ortak çocuklarının bulunduğu, dosyada mevcut 30.03.2018 tarihli sosyal inceleme raporunda eşlerin her ikisi tarafından da "çocuğun doğumundan sonra evlilik birliğinin gerektirdiği sevgi-saygı ilişkisinin" bittiğinin belirtildiği, karşılıklı açılan boşanma davalarından ilkinin kadın tarafından 05.01.2018 tarihinde karşı davanın ise erkek eş tarafından 05.02.2018 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde Özel Daire bozma kararında belirtildiği gibi erkeğin güven sarsıcı davranışlarının olduğu, eşine ilgisiz davrandığı ve ayrıca kadının ailesini istemediği görülmektedir. Kaldı ki, gerçekleşen bu olaylar İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerinin de kabulündedir. Ancak erkeğin bu kusurlu davranışlarından sonra tarafların evlilik birliğini devam ettirmek amacıyla bir araya geldikleri, böyle olunca olayların affedilmiş ya da en azından hoşgörüyle karşılanmış olduğu ve erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceği gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.
8. Hemen belirtmek gerekir ki "Af" kişiliğe bağlı bazı haklardan vazgeçilmesi anlamına gelen bir irade açıklamasıdır ve maddi olguların gerçekleşmesinden çıkarılır (Türk Hukuk Lugatı, Ankara-2021 Baskı, Cilt-I, s. 23). Hukuk Genel Kurulunun 18.01.2022 tarihli ve 2019/2-92 Esas, 2022/13 Karar sayılı kararında da; bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı bağışlama olarak tanımlanmış olup, ceza hukukunda yer verildiği gibi özel hukuk bakımından da kanunlarımızda düzenleme yeri bulan, esasen bir haktan vazgeçmeyi içeren bir his açıklaması veya bir davranış şekli olarak açıklanmıştır. Evlilik birliğinin sarsılması sebebine dayanan boşanma davalarında af niteliğinde davranışlar gerçekleşmişse, artık bu davranışlar, boşanma davasının reddine gerekçe oluşturur. Af olgusu ise; kayıtsız şartsız bir irade beyanı, eğer yoksa en azından affı gösterir nitelikte tutum ve davranış ile ispatlanmış olması gerekmektedir. Genel bir ifadeyle af niteliğinde sayılabilecek davranışlar “münferit bir olay” sonrasında barışmış olmak, af iradesini göstermek, hoşgörü ile karşılamak, gerçekleşen olaya rağmen birliği sürdürmek şeklinde sayılabilir. Eşlerin evlilik birliğini kurtarmak maksadıyla birliğin devamı yönünde iyiniyetli girişim ve barış müzakerelerinin boşanma davalarında af niteliğinde sayılamayacağı kuşkusuzdur. Boşanmaya sebep olan olayların hoşgörü ile karşılanması nedeniyle af gerçekleşmeli ve bunun sonucunda da; tarafların yeniden birlikte olmaları yani ortak hayatın yeniden kurulmuş olması gereklidir.
9. Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; 08.08.2008 tarihinde evlenen ve bu evlilikten bir ortak çocukları bulunan eşler arasında yaşanan anlaşmazlık nedeniyle kadının 2016 yılı Kasım ayında erkeğin ailesi ile aynı apartmanda bulunan ortak evden ayrılarak ailesinin yanında yaşamaya başladığı, bu süreçte ortak çocuğa babaanne tarafından bakıldığı, ne var ki erkeğin annesine 2017 yılı Mayıs ayında kanser teşhisi konulduğu ve rahatsızlığı nedeniyle çocuğa bakamayacak duruma geldiği, tanık olarak dinlenen erkeğin babası Ahmet tarafından kadının yeniden dönmesine ilişkin "eşim kanser ameliyatı olduğunda akrabaların da araya girmesiyle geri döndü, zira o dönemde bizim çocuğa bakabilecek durumumuz yoktur" şeklinde beyanda bulunduğu, erkek tarafından ileri sürülen barışma olgusuna karşı davacı kadın tarafından tüm aşamalarda karşı çıkıldığı, eşinin sadakatsizliğini öğrendikten sonra asla affetmediğini ve eşler arasında karı-koca hayatının kurulmadığını beyan ettiği, erkeğin güven sarsıcı davranışına ilişkin olarak tanık Çiğdem'in "2017 nisan ayında hüseyinin Kıbrıs şehitleri caddesinde ismini sonradan öğrendiğim Fatma isimli sarışın bir bayanı kuaföre bırakırken gördüm, karsıdaki kafeye oturup onları izledim, el ele idiler" şeklinde görgüye dayalı bilgi sahibi olduğu gibi erkeğin 16.04.2017 tarihinde aynı kadınla birlikte seyahat ettiğine dair uçuş bilgilerinin de dosya içerisinde yer aldığı, Özel Daire bozma kararında isabetli şekilde belirtildiği üzere erkeğin temadi gösteren güven sarsıcı davranışları karşısında yaklaşık aynı tarihleri kapsayan süreçte kadının salt kayınvalidesinin rahatsızlığı nedeniyle ortak eve dönmek zorunda kaldığı gözetildiğinde, eşler arasında karı-koca hayatının yeniden kurulduğu ve erkeğin kusurlu davranışlarının kadın tarafından affedildiği sonucuna varılması somut olayın özelliğine uygun düşmemektedir. Nitekim dosyada mevcut 15.06.2017 tarihli kira kontratından da anlaşıldığı üzere kadının bir ay sonra çocuğunu da alarak başka bir eve taşındığı anlaşılmaktadır.
10. Toplanan delillere göre erkeğin güven sarsıcı davranışlarının olduğu, eşine ilgisiz davrandığı ve kadının ailesini istemediği şeklinde gerçekleşen kusurlu davranışları karşısında kadının ayrı yaşamaya hakkı bulunduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen olaylara göre evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, birliğin bu hâle gelmesine davalının tam kusurlu davranışlarıyla sebep olduğu, olayların akışı karşısında davacının dava açmakta haklı olduğu gibi boşanmaya sebep olan olaylarda kusurlu bir davranışının ispatlanmadığı, böyle olunca asıl davanın kabulüne, karşı davanın ise reddine karar verilmesi gerekirken, tam aksi yönde karar verilmesi yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkelere uygun olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
11. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
12. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine gönderilmesine,
24.09.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
BİLGİ : “Barışma girişimi kabul ile sonuçlanmadığından bir aftan söz edilemez” şeklindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 03 Haziran 2020, 11 Kasım 2020 ve 11 Ekim 2020 tarihli kararı için bkz.
“Eşin eve dönmesine rağmen cinsellikten kaçınarak herşey düzelmedi henüz ifadesi af olarak değerlendirilemez” şeklindeki Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 03 Haziran 2021 tarihli kararı için bkz.
“Boşanma davası açısından barıştırmak üzere gelen aracıya sen nasıl istersen öyle olsun demek af olarak değerlendirilemez” şeklindeki Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 08 Haziran 2021 tarihli kararı için bkz.
“Bir eşin sürekli olan ağır kusurlu davranışları karşısında diğer eşin sessiz kalması af olarak değerlendirilemez” şeklindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18 Ocak 2022 tarihli kararı için bkz.
"Fiziksel şiddetten sonra taraflar evlilik birliğini üç ay süreyle devam ettirdiklerinden şiddet eylemi af kapsamında kalmıştır" şeklindeki Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 11 Nisan 2022 tarihli kararı için bkz.
“Evlilik birliğinin devamı için barışma teklifi veya görüşmesi af niteliğinde kabul edilemez” şeklindeki Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 06 Haziran 2022 tarihli kararı için bkz.
“Eşin açtığı boşanma davasından feragat etmesi sonrasında devam eden sadakat yükümlülüğüne aykırı eylemin affedildiği sonucu çıkarılamaz” şeklindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08 Kasım 2022 tarihli kararı için bkz.
“Mevcut yemek fotoğraflarından gerçekleştirilen eylemlerin af olarak nitelendirilmesi somut olayın özelliğine uygun düşmemektedir” şeklindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29 Kasım 2022 tarihli kararı için bkz.
“Eşlerin, çocuklar için veya zorunluluktan dolayı bir araya gelmiş olmaları ortak hayatın yeniden kurulduğu anlamını taşımamaktadır” şeklindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01 Mart 2023 tarihli kararı için bkz.
“Ben eşimden bir adım bekliyorum şeklindeki beyan barışma girişimi niteliğinde olup af olarak nitelendirilemez” şeklindeki Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 17 Ocak 2024 tarihli kararı için bkz.
"Barıştıklarına ilişkin ispat yoksa öncesinde terk edilen müşterek haneye eşlerinden birisinin dönerek bir süre evde kalması af olarak kabul edilemez" şeklindeki Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 10 Haziran 2024 tarihli kararı için bkz.
"Erkeğin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışının süregelen nitelikte olduğundan uzun yıllardır bu durumun kadın tarafından bilinmesi af kapsamında değerlendirilemez" şeklindeki Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 30 Ekim 2024 tarihli kararı için bkz.

